Kapı yanında feryâd eyledi çocukluğun o ilk masum silsilesi,
Çöpe dönen bir varakla yontuldu kalbin o dilsiz abidesi.
Yıllar vurdu sîretime, her "hayır" sinede donmuş bir Hacer’ül Esved,
Ben bu zifirî hücrede her gece öldüm de, cihana duyuramadım bir tek ses.
Bugün yine o kadim koltukta, aynı tenhalıkta bekledim,
Dualarla mühürlenmiş ömrü, dürüst bir niyaz ile ilmekledim.
Cihan yokluk girdabında sığ suretlere aldanıp giderken bî-çare,
Koca okul dilsiz bir kabre döndü, bir tek onun sükûtu rûha oldu çare.
Sivas’ın o vakur rüzgârı esiyor sanki o mahcup nefesinde,
Biraz yorgun, biraz ırak, gizli bir gurbet var o derya sesinde.
Konuşmaz, o dilsiz sükût onun göğsündeki en mukaddes mülkü,
O sustukça parmak uçlarımda kıyametler kopar, kimse bilmez bu ulu türkü.
Görmediğim bir şems-i mâhın arkamda bıraktığı o hafif sarsıntı,
Sıfırladı saniyede içimde cayır cayır yanan o amansız akıntı.
Adım atmak geçmişin gölgesinden kopan bir uçurumsa eğer,
Fuzûlî gibi bu dilsiz yangında kül olmak, o bir gölge boyu mesafeye değer.
Meğer asıl perde gözde değil, sığ surete kanan kör kalpteymiş,
Karanlığın en dürüst şarkısı, o arkamdaki vakur, mahcup bekleyişteymiş.
Sorular dilsiz kalır, kehanet fısıldar rûhun en gizli kuyusuna,
Bir can değil, koca bir ömür kurban olsun o duru sesin ebedi uykusuna.
Kayıt Tarihi : 15.06.2026 09:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!