Toprağın kalbinde uyur eski çağlar,
Her çiçekte bin yıl, her ağaçta sır.
Rüzgârla konuşur kırların dili,
Taşların sessizliği bile bir anıdır.
Yeryüzü, sabrın en güzel adıdır,
Yeryüzü, sen ana gibi sıcak,
Toprağında saklı binbir umut.
Ayak bastığım her adımda,
Bir hikâye fısıldar sessizce tohumun.
Yeşilin en derin tonuyla süslenmişsin,
Toprağın koynunda uyanır bahar,
Güneşle yıkanır yeşil yapraklar.
Serin meltemlerde rüzgârın sesi,
Dağların eteklerinde bir efsane gibi.
Çiğ tanesiyle parlar sabahın ilk saati,
Yol karanlıksa da gidilir
yiğide cehennem mi dayanır
cehennem olunmadı mı zulme
yiğide kıyamet yakışır
Ben yiğidim cennetim şehadetimdir
Aşk dersen yandım
Gel gör ki nasıl yandım
Yana yana sana vardım
Sen kabul eyle sultanım
Ben diye bir şey yok
uykusuz çok geceyi sabah ettim ben
hala zindanların prangaların hüznü not defterimde
yani yolum kayıp değil izimi sürenler hiç üzülmesin
gözyaşlarım dudaklarıma hüzün düşürdü
aşk tamam olmaktır ben ise hep bir eksiğim
ve eksiklerim bir zamanda uçuruma dönüşüyor
Ey canlar cananlar
Benim bir yangınım var
Adına kerbela derler
Kül etmez beni bu ateş
Ah keşke kül etse beni
Küllerimden dirilsem
Gönlümde bir kor var, sönmeyen yıllardan,
İzini silemem eski masallardan.
Bir gülüş bıraktın, kaldı dudaklarda,
Adını fısıldar rüzgâr yaprakta.
Hasretin çökerken geceye her gün,
Ey yaralı goncam bilirim bu bekleyişler sanadır
Belki açılmayacak bir kapıda bekliyorum seni
Ama farz olan beklemek değil midir aşkla sadakatle
Gönlüne biat etmek seven yüreğe yakışan değil midir
Mızrakladım yüreğimi aşkla aşkın deryasında
Bir akşamın kıyısında seni düşündüm,
Gözlerin geldi usulca — sessiz, ürkek.
Bir rüzgâr gibi geçti içimden özlemin,
Kalbim titredi, sanki yeniden sevdik.
Bir zamanlar gülüşünle uyanırdı gün,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!