Uykuda olmayansın sen diyarbakır
Çünkü ağıtları feryatları duyuyorsun
Çünkü yüreğin başka yüreklere yanıyor
Ah sen bir kara sevdasın diyarbakır
senin gibi bende uykusuzum görüyormusun
Yine yüreğimiz seninle yangın yeri
İçimdeki gurbetsin kar çiçeğim
Su diliyle seviyorum seni
Yazı yazılmaz bilirimde elden ne gelir
Su diliyledir şu sana olan sevdam
Gel gör hayat bize neyi anlatır
Yüzyıl tutsak kalmış gibiyim sanki
Bu özgürlüğe susamışlığım nedendir
Bir sürgünlük var sol yanım da
Patikaları geçe geçe hasrete uzanış
Gök, kartalın aynasıdır.
Her bakışında, bulutlar diz çöker;
Her kanat çırpışında,
Rüzgâr hatırlar kimden doğduğunu.
Kartal töresi,
Kasım, yılın en derin nefesidir;
Biraz hüzün,
Biraz bilgelik,
Biraz da kendine çekilişin ağırbaşlı suskunluğu.
Işık kısılır, günler yavaşlar;
Zamanın tozlu aynasında bir gölgeyim şimdi,
Kuru bir nehir yatağında uyanan rüya misali.
Dudağımda bin yıllık bir çölün susuzluğu,
Avuçlarımda seraplardan kalma o gümüş buğu.
Nerededir o tılsımlı su, hangi kuyudadır?
Sana gelişim bir kavgaydı aslında,
Kendi içimde kopan sessiz bir isyan.
Sevda dedikleri gül müydü, diken mi?
Ben en çok kanarken sevdim her zaman.
Bakışların sertti, sözlerin keskin,
Uzun bir yolun sonunda değil,
Bir bakışın sessizliğinde bulduk birbirimizi.
Ne kadar uzağa gitsek de,
Kalpler hep aynı yerden yankılandı.
Kavuşmak — bir varış değil aslında,
Gölgelerde ışığı duydum
Rüzgarda deli bir ıslık
Beni bana fısılda sevgili
Ben seni duyarım aşk diye
Ne şiirler ezgilerde bakıştık
Bizi bize duyuran aşk oldu yine
Neye yanacağımı şaşırdım
bu hasret dolu sancılarla
yaşadıklarıma mı yansam
yoksa yaşayamadıklarıma mı
bilemedim bu hasretle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!