Dökülen yapraklar gibiydik o güz ikindisinde,
Toprağın koynuna devrilen sarı sırlı sayfalarca...
Biri diğerinin gölgesine sığınmış iki mısra gibi,
Sokulurduk zamanın daralan o kuytu sokağına;
Yıkık dökük, ama mağrur, yan yana ve alt alta.
Gök sarsıldı sonra, bulutlar yığıldı üst üste,
Eski bir antik tiyatro sahnesinin eğreti tavanı gibi,
Üzerimize kapandı o ağır, o sitemsiz gece.
Biz, neresinden baksan, kimin gözüyle baksan;
Yaralı bir ömrün tam ortasında, her halükarda şiirdik.
Bir gitar teline dokunsaydı eğer parmaklarımız,
Hani o rüzgarda savrulan dağınık saçların ritmiyle,
Uzak denizlerden esen o serin hüznün sesiyle,
Dokunaklı, hiç eskimeyen bir şarkı da olurduk ya...
Bir bisiklet yolundan geçip giderken hani,
Zincir gıcırtısına karışan o tanıdık ıslık gibi,
Bir şehri baştan başa susturan o melodi gibi.
Ruhumuzun telleri gerilmişti bir kere o eski makama,
Biraz dokunsalar, bir ömre yetecek şarkıydık aslında.
Sonra ansızın, o hiç beklenmedik yağmur yağdı.
Gökten inen her damla, bir harfi kopardı gövdemizden.
Çamurlu su birikintilerine düştü o en arızalı notalarımız,
Adımlarımızla çiğnediğimiz o yolların aynasında,
Yüzümüzden dökülen o eski, o kırık tebessüm kaldı.
Güneş görmüş karlar gibi eridik sessizce,
Mevsime şaşırmış, zamansız solan çiçekler gibi,
Ya da rüzgarın insafına kalmış bir kuş tüyünün hafifliğiyle...
Bırakıp her şeyi o mağrur hikayenin orta yerinde,
Ne bir sitem bıraktık geriye, ne de yarım kalmış bir hece.
Sanki hiç geçmemişiz gibi bu dünyanın sokaklarından,
Sanki hiç değmemiş gibi sesimiz o eski şarkılara,
Hiç iz bırakmadan, öylece...
Silindik!
Kayıt Tarihi : 27.09.2016 01:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!