Seyfi Karaca Şiirleri - Şair Seyfi Karaca

Seyfi Karaca

Kafada bop katologdan secme pahasi yüklüce türban
Kalcada fiyaka marka pantolon kot..
Türbanin tepesinde gözlük ruj pembesi morluk allik yanaklik
Kolda ayni markaj cingildakli canta bilezik zincir vesair
Heryani belli apacik bir alisveris merkezi gibi inip cikarken
Umudunu inancini yeri gelince yuhalayip yerdigi serbest piyasanin cevrim carkina

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Göğü alıp yere yıkarken zemin ve tavan
Cansız ve hatta ruhsatsızken bile kavanoz kristalli süs
Mozaikleşmiş olanca ehliyetsizliğine yakın mesafeler tutan çekincelerle
Duvara
Duraklara
Parklara dert yandığına usanmadan hiç elleri tutulmamış eşi dostu kalmamışlığın

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Ipek kumas zarif tül
Sade bahtin cözülmez dili aglar gözü uzak diyar yakin sila hasreti
Toprak gibi saglam olacaksin ki, ötesi berisini bilmem ben
Ötesi berisini bilmem anlamam ben, toprak gibi olacaksin ki…
Durgun koy deliboran caglayanlariyla akip giden zamana
Ask gibi nazli selvi gelini

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Birazı buralı ayale ayan
Birazı gül de gonca sargını içten içe namahrem
Açık konuşmak gerekirse biraz yaralı yalelli, birazı tüllü allı gelincik
Birazı...
Demiri bile tavına getiren alev ateş, kor körük
Mest olmaktan açık söylemek gerekirse, uzun yolları ayaklrında sürüye çeke,

Devamını Oku
Seyfi Karaca

İstemek
Dilediğince memleket ve insan istemek
Varken dilediğince insan ve memleket ovalarca
Köyler kasabalarca,
Baharlığa kışlığa yazlığa
dağlarca modeline modasına uygun insan ve memleket istemek...

Devamını Oku
Seyfi Karaca

O bu derken
Körlüğünden kurtulup
günyüzüne çıkamazsa karanlıklı gölge
O bu derken..birbirini çarpan voltalarıyla
Büs büyük oltalar
Tüm sermayesi yılışmak ve sırıtmak ve kırıtmak olan

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Janella' yı evine savınca...
Janella böyle yazılır ama janel diye seslenilir dediydi
Janel..
Neyi tuttu
Neyi tutuşturduysa akibetini ateşinde yakan hani var dı ya..
Kendisiyle salkım söğütlüler mevsiminde

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Insansin ya….
Yerinden kimildamaz sandigin dünya yükünü derdini dermana sayan
Oldugunda yolcu geldiginde bahar gittiginde perem perisan
Her biten günün kapisi zindana
Düsüp darlandikca vakti dolgun vadesi yitik polenler gibi
Hafiflikten edat üflesen ucarin

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Her gün kapıldıkları herkese karlı rakipsiz olma ve en ayrıcalıklı farklılığa erişme sapkınlığı ve gözü dönmüşlüğğnde kötülüklerle dolu ihtiras kavga nizah kin garez bağnazlık yobazlık fitne kibir yakan dolan ahlaksızlık rezillik kepazelik furyasında ve kendilerinde olan meziyetsizliği ve hır gürleşmeyi tüm toplum katına özendirip yaygın yerleşik hale getirirlerken doğa çevre ülke sevket ve toplum yağma yıkımları üstüne çöktükleri tüm kazanım ve değerleri kendilerine özel kutsanmış haktan sayarlar.
Bütün rezil rüsva saçıntılarını patlayan her asosyal damardan kudurup kusarken de, her bozulmuşluğu yanlışı yalanı suçu azgınlığı ve sapkınlığı doğruyla eşitleyen onur itibardan bilir inanırlar .

İnsanlarının hayati ihtiyaçlarını ( gıda iletişim ulaşım barınma sağlık enerji istihdam güvenlik alt yapı eğitim spor hak hukuk adalet özgürlük dil kültür sanat ve niceleri ) çağdaş koşulların gerektirdiği gibi karşılayamayan hiç bir oluşum, birliktelik, küme, topluluk, kuruluş, ülke, devlet, örgütlenme, veya düzenin sosyal huzuru refahı ahlakı hukuku istikrarı dengeyi barışı eşitliği kalkınmayı ilimi bilimi güveni ilerlemeyi iletişimi saygınlığı ve özgürlüğü kalıcı devamlılıkta ve sürdürülebilir gerçekliklerde sağlaması asla mümkün değildir.

Doğaya çevreye ve sosyal ilişkiler değerlerine zarar vermeden ihtiyacı kadar bilimsel temelde planlı proğramlı üretmek; ve öğrettiği kadar hiç kimseyi mahrum muhtaçlığa ihmalde yoklukta bırakmaksızın tüketmek ilkesiyle, kazanılan ortak değer ve birikimleri, sosyal adaleti ve hukukun üstünlüğünü gözeten paylaşmayı esas ve öncelikli kılmadıkça ve sağlamadıkça istismar pazarlıklı piyasada dönüp dolaştırılan her kuru gürültü, günün getirisine göre şekilden şekile girerek( nabza göre şerbet verici) şahsi çıkar ve menfaat ganimetini kurtarma derdinde olan kültür sanat ilim özgürlük eşitlik sosyal dayanışma kalkınma gelişme büyüme huzur refah adalet güvenlik mutluluk gibi kavramların havada kalarak hiç bir gerçekleşme karşılığının olmadığı hamaset palavracılığından ileri gelen veya öte giden başka bir şey değildir.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Aristoteles salt ve soyut “ yağmur yağıyorsa hava bulutludur” gibi mantık önermeleriyle var olan bir şeyin hiç bir zaman değişmeyeceğinin DOGMA’ larını savunur. Ona göre ideal insan ve erdemli topluma ulaşmak için üst yapının yani idealar topluluğunun (ruhlar aleminin) belirlediği değişmez kurallara uymaktan geçer. Bu yüzden bir şey doğuştan ne ise sonsuza kadar odur. Yaşamsal ilişkileri belirlenede üst yapı ( idealizmin sultası ) yani hisler istekler arzular duygular dürtüler duyumlar beklentiler belirleyicidir. Bireyler olgular olaylar toplumlar varlıklar ve sonsuz evren kesin durağan donuk ve sabit değişmez kaideler üzerine kuruludur. Her şey ideal gerçeklerin soyut yansımasıdır ve oradan yönetilen bizim sınırlı hayatımız ve algılama gücümüz asla idealar katına ( ruhlar aleminin kaynağına ) ulaşıp erişmeye yetmez. Bu sebeple doğuştan varlıklı ve zengin hep hali vakti değişmez zengindir, değişmez kaderiyle fakirse hep fakir. Zümreciliği savunur ve her türlü soygunu vurgunu adaletsizliği sömürüyü hiyerarşiyi doğası gereğince olağan sayar. Her türlü çağ dışılığı yöneten yapan ve yönlendiren dogmaları dayatan sabit fikirli ARİSTOKRASi kavramı özü aslı esasıyla buradan gelmektedir .

Hegel Diyalektiği’yse ‘ nesnel yaşamı belirleyen duygu düşüncelerimiz olmasına rağmen her şey değilir ve dönüşür’ diyerek Aritoteles soyut mantıklı ideal dogmacılığına kafa tutar.
Feuerbach ise düşüncelerimizi, yani üst nicel yapıyo belirleyen ve besleyen etkenin nesnel somut ve nitel varlıklar ve olaylar olduğunu, yani manayı anlamlandıran şeyin Maddesel somut gerçeklikler olduğunu savunur.

Diyalektik Materyalizm’se Hegel’in diyalektik kuramıyla Feuerbach’ın Materyalizm felsefi düşüncesini birleştirerek yaşamın duygunun düşüncenin belirleyici etkeninde çıkar ve üretim ilişkisinin belirleyici olduğu, emek sermaye çatışması ve çelişkisiyle belirlenen bu ilişkide hiç bir şeyin durağan sabit doğma olmadığını, sebep sonuç arasında tüm olup bitenlere dair akıl fikir mantık deneyim ve gözlemlerle insanın toplumların sistemlerin yazgıların dayatmaların olguların ve okayların değişebilirliğini savunur. Bu yüzden Aristo@ nun sabit, ön yargılı peşin hükümlü hiç değişmez ve dogmacı idealist fikirliliğine karşı çıkarak üretim ilişkilerinin tüm hayatı ( yani duygu düşüncelerimizi Maddi somutluktan edindiğimiz huzuru refahı eğitimi sanatı gelişimi kalkınmayı da maddi çıkar ve fayda esasına dayakı ilişkilerimizin belirlediği ) belirlediğinin; ve maddi somut gerçekliğe dayalı bilimselliği esas aldıkça insan ufkunun ulaşılmaz erişilmez sonsuz sınırsız sanılan her şeyin bilşnmeyenlerine açıklayabileceğiyle beraber insanın evrene yabancılaşma duygusunu yenip özgüven artıracağını ve çıkarları hiç bir zaman uzlaşmayan sınıfsal çatışmada sömürenlere ve ezenlere karşı yaşam kavgasını verenlerin dayatılmış her türlü soygun sönürü kaderciliğini kökten değiştireceğini savunur.

Devamını Oku