Nonstop telegramafon dattiriden
Pirelen dur
Bitlen dur
Umun… dur,
Yutkun, dur..
Çelişkideki çapraz çekmiş ustura derinliğinin nikahsız şekerini ve katran zftini
Özür dilemek
Sucun günahin vebalini dosya karsiliginda ödesmeyledir ancak
Ondan ötesi yekdigerinin ortak hayatidir,
Hayatin degirmeninde suyu topragi tasiyla dengesi düzenine
Tersine dönerse eger bu kerte ve kertik , askiya alir hersey kendini
Nitelik degistirir karakter bozar taninmaz bilinmez olur
Çünkü,
Sokakların yitik kızı ve çiçekliği hep topraksız saksılarda sancıyan sızıların hazin öyküsüdür Esmeralda
Kralın oğlunun düğün günüymüş
Ve dünya gezgincisi romanların festival şenliği aynı güne rastlayan
Bir de Esmeralda varmış kısrak mı kısrak
Kara kaş, kara göz, dilber dudaklı dillere destan
Sabaha yolculuğu olanların karanlığı göze alması gerekirdi
Ve asit yağmurlarıdır bunlar
İnsanı sevgili diye okuyup yazıyorsa yüreklere köklü kazınmış alfabeden
Kazı koz anlıyorsa ve yaşadıkça yoruldukça bundan cayan insan
Ay gün saati belli değildir
Çamurlu akıyorsa yaşamı doğuran bulanıklığa toprağı deşip, çayırı çiçeğe karıştırıyordur su
Nokta vuruslu atom bombardirik icat ettigini deyyus edince Amerika
Rus…
Durur mu Rus…!?
Karakteristik icabi Amerikan yazituracisi dünyayi hic de sasirtmayarak Rus..
Seytanin bile izleyip takip edemeyecegi hizla
Seytana bile bacakarasi calim atip sesten gölgeden ve isiktan fazla
Apple
Google
Youtube
Samsung
Facebook…..
Yüzmilyarlarca ciro cep define ve kagit maden kumbaranin…
On kusurda tamamsın ıslık çalımına kuru yellerin
Yirmibeş dakkaya kalmam , sekme çıkışlı merdivende
Renkli seslere parlak kumaşlara boşalıp boğuldukça haykıran çıldırış..
Haliyle yoluyla bir ayçiçeği kalpağı yahut üzüm salkımı yahut buğday başağı
Yükü ağırlaştıkça ara sokaklara ve yorgun yokuşlara sarkan hayatın trafiğinde
Ve ay kor kızıllarda gümüş sahanlık
Kerstinle
Ben ordan çıktığımda çin lokantası loş ve yorgun birahaneler sokağıydı
Pompadan köpüklü dem doldurup buz koyuyordu bardağa saki barki
Ayakta durmakta zorlanan eski zamanlardan kalma telefon kulübesinin
Sabahın körüne kadar herkesten geriye kalan gecenin bu vakti
Her yerin bir adım fazlasına sapar sapmaz ben sahil yolu ve kerstin
Okul yolluklu ögretili ve terbiyeli ayak oyunundan
Aygün Sinan benden oniki milyon rüsvet gayme papel istediler diyor
Dörtbucuk filan olsa olmaz mi dedim, sanki kardan zarar olur kurtarmaz dediler
Oturak koltugu
Servisi salonu nazar boncugu
Fosforlu mu fosforlu ofisimin süper lüksünde oldu bitti hersey diyor, geldiler ,
KIRIK BAGLARINDA tam da meseliklerin basladigi yerde, dibi bellenmeyen dali budanmayan tadi mayhos ve kekre yaban armutlarinin ve kaysi agaclarinin yapraklari arasinda CIRCIR böceklerinin saz keman ötüstügü yaz rüzgarlari eserken, bekci aleciginin kivrim kivrim dere boylarindan yukari dolanan cilga yolu yüksek yamaclara görütüren görüs mesafesinde yayla esintileriyle beraber kendine gölgelik yer arayan bozkir incisi MENTESE`de eseklerin anirtisi, ineklerin mögürtüsü, horozlarin efelenmesi, taylarin ve atlarin kisnemesi sanki insanin duldasina oturdugu bagdasliginin dizi dibindeymis gibi, efil efil yankisi duyulurdu.
Bu cagiltinin en cok belirgin ve bilineniyse isinde gücünde olan insanlarin birlikte yasadiklari hayati yiderken ve güderken birbirinin varligina konusup kaynastirdiklari COK SESLiLiGIiN köyden daga bayira; yamactan yamaca; burdan öteye; ve yukardan asagiya yayilip cinlayan can sicakligi, gönül duygudasligi ve birarada yasama sevincinin dingin ugultusun yani sirasinda, TOPAL OCA`nin ezan sesiyle Gobellerin buydaydan ekmege giden tarlalarin ekinlerin ve harmanlarin son yükünü omzunda tasiyarak degirmen eden dönüsü de duyulurdu. Mazotla calisan degirmenin motoru ve sürekli sogutan suyu kücük havuza akan yan örtmelik atlarin ahirina yakin bir yerdeydi. Degirmen yedek taslarinin duvara yakin yerde üstüste durdugu ve boynunda un torbasi takili ögüten kasnaksa motora bagli kayisla dönerek ögüten tasin üstünde unun inceliginden haber veren tahta kamanin tikirdaysina göz kulak olurken, bazan hamza dayi, bazan memed emmi, bazan mustafa dayi, bazan sülüman emmi kime nasil rast giderse artik…yerdeki büyük ambara dökülen un mudur yoksa zavar miyi, cinkpo kürekle bir avuc numunelik niyetine ögütülenden alarak parmaklarinin ucunda ezer üfeler ve ona göre tasin baski seviyesini döner bir mengeneyle ayar düzen ederlerdi. Un ögütülen örtmelikteyse cogu getiren essek veya katirlarin ürkerek inat edip iceriye adim atmadigi, degirmencileri yoran giris kapisinin agrzina kadar sirasini bekleyen cuvallarla doluydu.
Ki bu, aidiyet duygusunun hem insan olmayi güzellestirip zengin eden ORTAK YASAMA kültürünü hem de inanci hic bir pahaya egilip bükülmeyen degismez degerlere kisiyi özenle egiterek onurda kimlikte beyeride bilgide görgüde ahlakta kisilikte paylasimda cesarette yigitlikte mertlikte vicdanda ilimde SAYGIN ve GÜVENiLiR YURTTASLIK bilincine bütyüten sonsuzluk mirasi ve kaynagiydi.
Ben en cok ilk sararan baglarin Keklik Kayaliklari`na, Kirik Cayi`na ve kizilirmak tarafina bakan cüssesi kücük fakat hem kendi hem de cekirdegi tatli kaysilarini severdim. Agustos`un yavas yavas sararan dallari arasinda Nesedin `aslaniiiim eller eller `ine ak ellerin bugum bugum kinali, dedim bayram midir, söyledi yok yok yooook` kosup katarak, aradaki saz gecislerine dilimin tingirtisini yuvarlayarak kendim calar kendim cagirir, keseklerin arasina indikten sonra tas üstüne tas koyarak tatli cekirdek kirarken kulagimda ezan sesi ve degirmenin cigligiyla, günün bitimine yakin anam sepetlere yükledigikleriyle yol ugrumda bense basina gün sicagi gecmis yorgunlara yikilacak gölge arayarak, bayir yolu köye zor cikardim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!