Seyfi Karaca Şiirleri - Şair Seyfi Karaca

Seyfi Karaca

....
...
Hepi topu dört bakanlık vardır sovyet tipindeki güdümlü toplumları karşı konulamaz itaate alt üst ettiği esarete hapsetmede. Barış bakanlığı sürekli düşman yaratmayı ve sonu gelmeyen savaşları örgütlemekle donatılmıştır. Varlık Bakanlığı ölmeyecek kadar bilinçli sefaleti ve açlığı kurumsallaştırmakla meşguldür .Sevgi Bakanlığı diye adlandırılan kurum, baskı kurma ve toplumu yakından takip altına alan casusluk merkezidir . Hakikat Bakanlığı’ ysa gerçekleri çarpıtma müessesesidir. Bütünün toplamıysa sisteme bağımlılığı, gözetimi, manipülasyonu ve denetimi kolayca sağlanan itirazsız tepkisiz adanmışlığı ayar düzen etmektedir. Unutmak anımsamak kadar geçmişi sürekli değişen bu günsüzlükte hızlı oluşan gelişen ve sönen bir şeydir. Doğru dürüstlüğü yoktur hayatın kişinin dünyanın ve toplumun çünkü siyah olan , parti öyle diliyorsa beyazdır. Bu sayede her şey zıddı olanı aynı anda beraberce uyumluluk içinde taşıyarak hiç bir soruna mahal vermeyen kendi oto kontrolünü sağlamaktadır. Yalanlara içten inandıran, gerçekleri bile bile reddettiren bilinçli aldatmacadır bu tertibat. İtiraza tahammülü olmayan yalanın gerçeğin her zaman erişilmez mesafelerce önünde gitmesini şarta bağlar bu tertibat. Sürekliliğinin ve devamlılığının olmasını isteyen her yapı, gerçeklik duygusunu alt üst etmek zorundadır( algı yönetimi) derken Orwell keşke Sovyetler’ in esamesi okunmadığı fakat tam da tarifindeki Algı Yönetimi’ ni esas alan dünya zindanını ve Digital Diktatorya denetimli ve küresel boyutlu açık hava hapishanesini günümüze ömrü tetişmiş de görmüş olaydı.

Doğru olanın kalabalıklara ağırlıklara sayılara gösterişliklere beğenilere reddedilmelere göre anlaşılacak kıymet biçilecek değer verilecek yahut ayar edilebilecek bir karakteri yoktur malum..her baskı, insanları yozlaştıran yalan yanlışla beslendiği arabesk evrilmeleri kurar donatır.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Kitaba adını veren 1984 te ‘ Yenidil ‘ adı verilen ve Lideri Kutsayan Parti Devleti’ ni geri dönüşü asla mümkün olmayan sistematik olarak köklü değişimlerin yapıldığı tarihe dikkat çekmek için atılmış başlıktır.
Bu niyet eğitimin, dilin insanın daha da gelişimi yönünde değil, tam aksine A B C diye kataloğa ayrıştırılıp kategorize edilen dil alanında sağlık özgürlük eşitlik adalet barış mutluluk özgüven sevgi saygı gibi kelimelerin tümü düşünce suçu sayılarak konuşma ve yazım hayatından ölüm cezasıyla yasak edilip kaldırılmıştır. Yani Yeni Dil insanlar arasındaki iletişimi yok etmek için partiye bağlı lidere tapınan ve yeni insan tipini yaratmak ve yapılandırmak adına özel yaptırım metodlarıyla bilinçli olarak dayatılmıştır. Artık eskiyi hiç tanımayan, hatırlamayan ve hatta en sıradan evlilikler arasındaki cinsel ilişkiyi dahi partinin tarifesine aykırı olarak duygusal hazla yaşamayı sapkınlık sayan yeni insan modeli buradan döllenip kundaklanacaktır.

Bu başlığı atarken Georg Orwell, devrim öncesi anlam kavram içerik duygu düşünce alışkanlık bağlamında tüm yaşananları ve konuşulanları savunucularıyla birlikte topyekün imha ederek yerine partinin ve üst yöneticilerinin topluma dayattığı yeni iletişim algısını, yaşam biçimini, alışkanlıklarını ve dilini yapılandıran Sovyetler’ e uyarlayarak Çin Kültür Devrimi’ nden kopya çekmektedir.

1984’ e devamla…:

Devamını Oku
Seyfi Karaca

BİR DELİNİn HATıRA DEFTERİ’ nde Gogol..
Aksenty İvanoviç adında kalem dairesi memuru her güne tarih atarak tuttuğu Günlük’ ten kayıt altına aldıklarını romanlaştırır.

Pısırık, vesveseli, alıngan biridir Aksenty İvanov. Daireye kısa ziyaretinde görür görmez daire müdürünün kızına tutulur. Müdürü hiç sevmez, müdür de onu. Çarşı gezerken köpeklerin kendi aralarında yazıştığı mektuplardan kızın albayla nişanlı ve yakınlarda evlenecek ve birbirlerine çılgınlar gibi aşık olduklarını öğrenince durumu kabullenemez, daldığı düşünce sarmalında kendini aslında albay fakat şimdilik geçici katip memur olarak rütbeli üstünler sınıfından sanır. Sonra gazetelerden İspanyol kraliyetine kral arandığını okur. Bu sefer kendini aranan kral diye düşünür. Böyle böyle iş şirazesinden çıkar normal diye bir şeyi kalmaz, kendini dağıtır ipe sapa gelmezlere anormalleşir, aklına eseni hiç hayra yormaz, gördüğü halüsinasyonları güder kovalar, iflah olmayacak derecede de yüksek makam düşkünlüğü ve seçkin zümre hayranlığı vardır şube müdürü yardımcısı Aksentiy İvanoviç’ in.

Gittikçe gerçeklikle bağı olmayan algıladığı iç konuşmaları sanrısından ve sayıklamalarından daha da derinlere dalarak daireye gitmez olur işi gücü savsaklar. Sayıp sövdüğü dış dünya ortamına yabancılaşır. En başta hizmetçisinin hayrete düşüp garip tuhaf bularak anlam veremediği her gittiği yerde kendinin ayrıcalıklı üstün zümreden olduğunu kabullenilmesini bekler. Bazan şube müdürünün ricacı olarak daireye gelmesi için yaptığı çağrıya gırgır olsun diye gider fakat önüne yığılan dosyalara elini bile sürmez. Önüne konulan ve elini sürdüğü her işe kıytırıktan bir masa şefi gibi değil de kendini artık genel müdür yerine koyduğu Ferdinand diye adlandırıp imzayı basmaya başlar. Sıradılı davranışlarıyla gittiği her yerde herkesi şaşkına çevirir. Bunlardan biri de yatak odasında aynanın karşısında taranan genel müdürün kızıdır ispanyanın yeni kralı olduğunu ve kızın rüyasında bile göremeyeceği aklının da almayacağı mutluluk ve şatafata yaşatacağını söyler ona.. Bütün din adamlarının açgözlü, para ve şöhret peşinde koşan, çıkarı için anayı babayı bile satan sahtekarlar; ötekine sevdiğini söyleyenlerse aslında o kişiyi değil de , şeytanı sevdiğini kesin kanaatle inanır.Hiç giymediği iki çift takım elbisesinden birini terzilerin berbat eder düşüncesiyle kendi çabasıyla bozup kral pelerini yapar çünkü kral olmanın ilk öncelikli şartı budur.! Ortaya çıkardığı şeye evin temizlik ve mutfak gibi işlerini yapan Mavra görünce dehşete kapılır. O vaziyetle saraya gitmek için İspanya’ dan temsilcilerin gelmesini beklemeye başlar. Postahaneye gider İspanya’dan mektup filan var mı diye sorar, olmadığının cevabını alınca kendi oraya hiç gönderilmeyecek olan mektup yazdırır. Kendini İspanya sarayında hayal eder. Orda yediği dayağı yüksek rütbe alırken geleneksel bir ödül olduğuna yorar.! İspanya ile Çin’ in aynı ülke olduğu, yakında daha nyanın ayın üstüne oturacağı gibi sabık subuklarla kafayı günü meşgul eder. Ay, fıçı imal edenlerin yaptığı bir toptur, dünyanın altında ezileceğini düşünerek yüksek idareyi toplar, herkes telaşla dağılınca onu başbakan yine döver. Kafasını itirazına rağmen kazırlar.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Yordugu yazdigi ve paylasima sundugu sanatsal eser ister sinema, ister tiyatro, ister resim, ister müzik isterse roman destan öykü deneme gibi edebi türlerden hangisi olursa olsun, anlatimin icinde gecen bütün karakterler yapip yönetenin veya yazip yayimlayanin kendi kisilik yansimasindan baska bir sey degildir. Bir baska deyisle gercekci gözlemlere dayali olsa dahi kurgunun icinde dönüp dolasan herkes ve her seyin neredeyse tamamina yakini, kurguyu yoran ve anlatanin kendi karktristik özelliklerinden imareler kapsar ve tasir. Iceriksizligi dahi esirgenmeyen emeklerle aklin fikrin duygunun düsüncenin özenle harmanlanip islenerek sergilenip sunuldugu ince isciligin ve genis kapsamli seyin alani ve adidir cünkü sanat.

Oradaki insan karakterinde dogustan mevcut olan iyi kötü sapik katil kaltak dönek kahpe cesur yigit kaypak cirkef atilgan merhametli vicdansiz entrikaci dümenci kalles firlatma pisirik güzel cirkin zalim gaddar fitne fettan kostak azgin mert ikiyüzlü oynak soytari dayanikli zayif sahtekar gammaz bozguncu dümenci dalavereci zeki dangalak yahut yere göge sigdirilmayan kahraman, hep sanatini yapan yazan yöneten ve son seklini veren eser sahibinin KENDiNDEN TANIDIGI degisik durumlari ve hallerinin disa vurumudur.
Elbetteki bu genel gecer kapsamda Gabriel Garcia Maraquez`in cinayet romani ( aslinda bu türdeki hic bir eseri severek ve isteyerek izleyip okumadigim ) olan Kirmizi Pazartesi`si de, tüm digerlerinde oldugu gibi yukardaki satirlardan dogar gelisir ve sunulup sergilendigi son nokasini bulur.
Yazdigi romanlarda yasadigi cografyanin ( Orta ve Güney Amerika toplumlarinin ) hem yasayis tarzina hem de kültürel özelliklerine iliskin adeta haritasini cikrircasina anlatimlarda bulunan Marquez, adeta insan onun sayesinde bu topluluklarla yakinen tanismis gibi oldugu Kirmizi Pazartesi`de onlardan her hangi biridir.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Girdiği koridorda karanlığın her köşesini, ışığın her tonunu ve oturma düzeninin her yağlı boya portresini dahi sayfalarca yazdığı ve dolaştığı satırlardan bir türlü çıkamayan; neredeyse her yazdığı bütün romanlarında girdiği detaylarda boğulma özelliğini taşıyarak sanki anlatmasa suç işleyecek, kusur edecek veya affedilmez günaha bulaşacakmış gibi Ayrıntılarda kıvranıp dolanmayı uzatarak yazan ve romanın büyük kısmını ( etkin edebiyat yapmayı ancak böyle olacağının var sayımıyla) detayların kapladığı oralardan zar zor çıkan biridir Kafka.
O’ yaşadığı yetiştiği aileden gelen katı kurallı resmiyet ölçüleriyle ve döneminin yoğurduğu toplumsal çalkantılar silsilesiyle hiç tanımadığı ve yetişkin olmadığı duygusal coşkunluğa asla yer vermez romanlarında. Bazan içinden gelip yeltense dahi okuyucuda hiç bir yakınlık ve geçişkenlik uyandırmayan acemiceleri sırıtan ve formatlanmış METALİK bir soğukluk salgısı gibi iğretiden durur satırlarda. Bu yüzden hiç bir sevgi belirtisi olan imare olmaksızın tanıştığı anda yatağa girer çiftler. Veya kalıcı sürekliliği yoktur hiç bir çıkar ve hesaplaşma ilişkisine dayalı monoton dostluğun.
İki büyük dünya savaşı arasında ( sonrası ve öncesinde) yazılmış olan Dava yıllarında Berlin örnekli tüm Orta Avrupa’ da aldığı sürekli işçi göçü sebebiyle paydaş duygulardan çok günü kurtarma derdinin toplum inanç algı ve ahlaki değerlerin günübirlikteleştiği mesafeli ilişkilerini öne çıkaran; aynı odayı vardiye saatlerine göre sadece yatmadan yatmaya tutup kiralayanları aktarıp döndüren hızlı sanayileşmenin yirminci yüzyılı başında (1913-1925) hınca hınç yığınlaşmış yaşam darlığı, geçim zorluğu, barınma sıkıntısı ve somut gerçeklere dayalı acımasızlık ilgisizlik kayıtsızlık gibilerin kamçılayıp kışkırttığı kendi şahsi çıkarına odaklanma ilişkilerini herkese şart koşan değişim dönemler yaşanmaktadır.
DAVA romanı da tıpkı dönüşümde olduğu gibi bir sabah kalkar ki kendini hiç haberi olmayan ve sorgulama hakkında evine gelenlerin tek kelimelik sebebine dair bildirimde bulunmadığı kendi evinde tutuklandığının kabusuyla uyanır bankada yapılan ksek makam sahibi Josef K. Romanın sonuna kadar da Josef’ in soyadını okuyucuya gizemlilik duygusu yaratmak için ka nokta olarak markalaştırır Kafka.
En karmaşık ve kabuslu günlerinde her tanışma veya göz bakışından hemen sonra kendilerini cinsel ilişkiye teslim eden dört kadınla anlatım ara sıralarına serpiştirip ilişkilendirir Josef Ka’ yı Kafka. Bunlardan biri bütün daireyle düşüp kalkan mahkeme mübaşirinin karısı, ikincisi aynı binada oturan komşusu Bayan Bürstner, üçüncüsü dava avukatının hizmetçisi Leni ve dördüncüsüyse yarı sözlüsü ve daim sevgilisi Elsa ‘ dır
Tutulmuş avukatın dahi vekâletini üstlendiği kişiye neyle suçlandığına dair bilgi vermediği ve mahkemenin neye nasıl ne şekilde dilerse öyle kendi kendine sorguculuk oynayıp karar verdiği Dava’ nın adı vardır fakat, ( ne içeriği ne de gerekçesiyle) kendisi hiç yoktur. Gerçeği Aslı esası olmayan suçlamalarla ortak kararla gözüne kestirdikleri kişiyi içinde rüşvet tehdit korku baskı gibi her türlü kanun kural dışılığına örgütlendiği avukatlar memurlar ve yargıçlar kollektif çalışmasında ünvanlı olmaya seviye yükseltmiş avukatların ayağına kadar giderek bir sonraki aşamada nelerin yapılacağı veya avukatların isteği yönde neyin nasıl yürüyeceği konuşulup görüşülerek yapılan suçlamaya dair onların hükmü dışında ( zaman zaman sanki işe yarıyorlarmış gibi avukatlara evrak hırsızlığı bilgi alışverişi gibiler sayesinde küçük ve kısa süreli başarılıymış süsü havası vererek müşteri toplama ayar düzeni yapılarak) hiç bir sonucun çıkmadığı; ve kanuna ve yargılamaya herkesin inancını yitirdiği kokuşmuş çürümüş bir köhne düzenektir her an yeryüzünde her yerde en çok bilinen ve rastlanılan ve Dava romanında bahsi geçen süreç.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Stefan Zweig, Amok Koşusu romanında batılı sanayi ve endüstriyel ülkelerden kendilerinin yayılma ve pazar alanı olan sömürge veya yarı sömürge coğrafyalarına gerek misyoner, gerek antik çağ kazıcısı, gerek eğitimci, gerek banka kurmayları, gerek ekonomik ilişkileri denetleyen ve kurgulayan polis, gerek tıbbi yardımlaşma adı altında toplumları kolayca hizaya getiren siyasi ve kültürel dayatmacı arabulucular veya ajanlar olarak uzun süreli oralarda kaldıkları sürece başlangıçta kendilerini yeryüzünün iyilik güzellik dağıtan ve bundan büyük mutluluk duyan melekleri gibi gösterdikleri, fakat zaman ilerledikçe gerçekte oralı yerli halklara hangi iğrenen, tiksinen, aşağılayan, dışlayan, kolayca elde edilen, hayvanlarla eşit hor gören anlayış ve algıyla bakıp davrandıklarının kayıt belgesini tutmuş adeta.

Tıklım tıklım dolu olan Gemide zar zor ve tüm imkanların zorlandıktan sonra son anda kötü karanlık pis bir kamarada yer bulunan yolculuk sırasında geceleyin temiz hava almak için çıktığı güvertede kimsenin kendinden haberinin olmamasını rica eden, herkesten gizli ve kaçak esrarengiz bir yolcuyla karlılaşır Amok Koşusu’ ‘da Stefan Zweig. Gemi o zamanlar Büyük Britanya sömürgesi Endonezya’ dan İngiltere’ ye yol almaktadır.

Kendi deyimiyle’ Bir kadını tavlamaktan daha şiddetli arzu ve merakla’ bu esrarengiz yolcuyu tanımak için gecenin geç saatine saatini kurar. Sonsuz siyahlığa parlayan yıldızlar, çalan çan, sakin sularda sessizce sallanan gemi, ıpıssız güverte, dünküsünün aynısıdır. Tahmin ettiği gibi karanlığa gömülü adam Pruva yakınlarında her günün tam da bu en ıssız saatlerinde pipo içmektedir. Adam, bu çıkmazda büyük üzüntü duymasına rağmen yıllardır herkese kulaklarını tıkayacak derecede samimiyetsiz sahte yapmacık ve göstermelik ilişkiler kalabalığı olarak gördüğü için giderek yalnızlaşmış, her şeyi içine atarak yaşamaya başlamış ve daha kötüsü hiç kimseyle konuşmamaktadır. Tabut gibi yaşadığı kamarasından bıkmış usanmıştır.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Sonsuz bucaksız kabul edilen evrende her kişi kendincelerinden iradesi imkanı azmi gücü kararlılığı inancı gayreti hüneri sorumluluğu aklı fikri vicdanı cesareti özgürlüğü nispetinde yaşadığı ve yaşatabildiği dünya ortam genişliği huzuru güvenliği ve mutluluğu kadardır .

Şöyle ki..

Tıka basa yaşadığın odalar çevreler alanlar ve ortamlar dar baskın boğucu ufak bölük pörçük ve küçükse, kendi hayat genişliğin, düşünce ufkun, rahatlık güvencen, mutluluk kaynağın ve hayal dünyan da o kadar donuk tutuk bozuk köhne yıkık yorgun bulanık karışık ve berbattır ‘ … diyor veya demeye getiriyor Ezilenler’in daha ilk satırlarında Dostoyevski.
Bence de , okuduğunuz kitap, dinlediğiniz müzik, dinleyerek içselleştirip konuştuğunuz söz yazı sohbet muhabbet eğer akıcı ve çekici dille örülü kuruluysa sizi istediği gibi dilediği yere yola ilişkiye ortama yere götürür gösterir veya göstermek istemediğini sizden saklar ve yönetir.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Satrançta tutuklandığı nazi sorgulamaları sırasında sorguculardan birinin cebinden çaldığı satranç kılavuz kitap sayesinde kafeste boğulduğu hiçliği tutunabilecek kadar hayata kazandırmak için çarşaftan satranç tahtası ve ekmek kırıntılarından oyun figürleri yaparak bütün yazılı oyunları ve hamleleri ezberler. Bu da zamanla can sıkıcı hal alınca kendi kendini ikiye veya siyah beyaza bölerek aklını yitirecek çılgınlıkta , uyku aralarında dahi kan ter içinde kalacak, bardağı uzanıp kavrama yeteneğini odaklandığı travma kabusunda yitirecek ve yıkılıp devrilene kadar zarar vermenin cinnet derecesinde kendini bozguna uğratmaya azıp manyaklaşacaktır..

Aslında bu gizli intihar döngüsünü Zweig, kitap yazma veya illa bir şeyler yazma baskısına her sanat dalında kendini en iyisini yapıp üretmek kıskaç kelepçesine mahkum edenlerin çokça yaşandığı korkunçluğu kendinden bilip tanıdığı şablondan özetle,Satranç oyuncularının hikaye dramına aktarıp uyarlamıştır bir gemi yolculuğu öyküsüyle yazdığı SATRANÇ adlı romanda yine kendisini Amok Koşucusu’n daki gibi anlatıcı olarak başrole alan Stefan Zweig.

Vahşi, kendinden geçmiş, kendi kendini imha etmek için satranç komasına girerek ölmedikçe ordan çıkamayan; dünyadan izole, eşyasız, mobilyasız, kirli, kapalı, karanlık sadece baktığı zaman yangın merdivenini gören tek pencereli bir hücrede yaptığı muhasebecilik döneminde Hitler Gestapo’ sunun farkında okudukları fakat nereye aktarıldığını bilmedikleri para kaynağına ulaşmak için toplama kamplarına değil , özel mahkumiyet hücresine kapatarak aylarca sorguladıkları zindan bir yerde tam da yaşama son anda sayesinde tutunduğu ve artık bilindik oyunların tatmin etmediği kendi kendini yenmeyi keşfe çıkan satranç derinlerine daldığı yerden çıkamayıp ölüme gidecekken, sorgucuların farkına varıp yatırdıkları bakımlı klinikte aylar sonra sanki ölmüş de yeniden dirilmiş gibi yeneden içmeden kesilen bayılma travması sonrasında başucunda duyduklarına inanamayarak yavaş yavaş usulca ve temkinle gözlerini açarak karşısında duran hemşireye sevindiği, ilk defa kadın görmüştür Dr.B.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Aslinda niye nasil nerde kimlerle ve hangi maksatla gibi soru zamirlernini ve tümcelerinin karsiligini bilmemis ve bulamamis olanlar, OT GiBI bile yasamamis olmaktan dünya hayatinda kayda deger varlik gösteremedikleri sebebiyle dogduklari günden itibaren kendi prangalarinin corak boslukta sürünerek kendilerini ölüm siparisli mahrumluga mahkum ederek hic bir yasamsal farkindaligi gelismemisligin müebbet gardiyanligini tarih ve takvimlestirirler.
Sifirla baslayip sifirla biten hiclik ve sonsuz karalik hücresidir böylesinin burasi ve bir sekilde her sabika dosyasini müeyide karsilii olan anlamlandirilabilen bütün cezai ilslemlerin yaptirimini en sapkin yahut acimasiz infazini türlü gerekceler kabuguyla üstü örtülüp kapatilabilinirken, kendi sahsi itibarinda ve hayatinda anlam degeri, kisilik öznesi, yasama sevinci, gereklilik sebebi, iliski cevresi, aidiyet bagi ve farkindalik bilinci olmayip, kendi kendinin idam kararini her gün ve bütün hayati boyunca ölüp ölüp dirilerek azgin kötülüklerin sürükledigi cöplüge kayitsiz ilgisizlikle var mi yokmusu belirsiz kokusmus cürümüslük birikintileri yigarak, bataklik akintisina cesetlesmis cürümünü terketmis olanlar icin hic bir gerekceli ve aciklayici sicil ve künye kaydi yoktur. Cünkü her yasam döngüsünde en kötüsünün kötüsü, kendi varligina katlanamayacak ve tahammül edemeyecek derecede hic bir seye ilgi merak samimiyet sicaklik sevgi saygi cosku sorumluluk yakinlik istek arzu haz tutku ve heyecan duymayacak derecede kendini intihar günlügüne esir eden degersizlige mutsuzluga yenilmislige farkindasizliga hüküm giymis olmasidir insanin.
VIKTOR HUGO….
Edebiyatta klasikcilerin monoton sig yüzeysel soyut mahremli -yasakli örtülerle etraftan dolanarak hayati ve insanlari birbiriyle iliskilendiren; beklenileni yazmanin ötesinde her seyi yasak günah haram gecersiz degersiz ve kusurlu görenlere karsi tabir yerindeyse insani hayati toplumu ve sonsuz evreni bir ve beraber görebilen ucsuz bucaksiz DUYGUDASLIK hissiyle sorgulayan ve yolunda gitmeyen her türlü sapmalara akil fikir mantigiyla cevaplar arayan ROMANTIZM, akiminin kale isimlerinden biridir.
Fransiz dDevrimi`ile sloganlasmis olan Özgürlük, Esitlik ve Kardeslik söylemlerini sembolik soyutluktan cikararak bütün ONDOKUZUNCU YÜZYIL arastiran kesfedenleri gibi gercek deger karsiligindaki sosyal siyasal ve kültürel hayatin yaygin yerlesik ve somut dolasim degeri haline gelmesinde en büyük katkiyi sunmustur. Öyle ki siirle basladigi Edebiyattan önce, Napolyo`nun en seckin generallerinden biri olan babasinin görev yerleri sayesinde Fransiz Kralligi`nin -bugünkü Fransa`nin sinirlarini asan -hükmündeki bir cok yeri gezdigi sirada insanlari, yasamlari, kültürleri, olaylari ve iliskileri yerinde gözlemleyip hayat ve bilgi birikimi sahibi olmus, Oradan biriktirdikleriyse yazdiklarina alt yapi kaynakligi etmis. Yasadigi OnuncuCharles, Ücüncü Napolyon dönemlerinin agir baskici zorba ve keyfine buyruk acimasizligini, sorunlarini ve celiskilerini isleyen Tiyatro Oyunlarinin cogu klasikcilerin de aleyhte dalkavukluguyla sahneye konmadan yasaklanmis. Bir Idam Mahkumunun Son Günü, Notr Damin Kamburu ve Sefiller`i yazmasi ülkede büyük sosyal calkantilara ve ilgiye sebep olmus. Bu ilgiden dolayi gördügü yogun takip ve baski yüzünen bir ara Ingiltere`de yasam sürdürmüs. Ücüncü Cumhuriyet`in ilaninda törenlerle karsilanarak geri dönmüs fakat Karl Mark`sin Sosyalist Devrim provasi olrak arihin sahnesine koydugu PARIS KOMiNi´ni yendikleri Fransiz Krali`yla isbirligi yaparak bastiran BiSMARK`in Prusya Birligi`ne karsi cikarak Ingiltere dönüsü secildigi milletvekilliginden istifa ederek Viktor Hogo, yeniden Fransa`yi terk etmis.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Özetle…: Barınması yer yurt tutması ve yol alması güç Emanet güzergahlarda ödünç yollarda idarelik odalarda ve evlerde hayata tutunabilmenin güç belalarıyla zahmetten tasadan endişeden ve bilhassa sonsuz sınırsız ve sonu gelmeyen kontrolsüz istek heves arzu hayal dilek merak bağlamında kendi kendine üstün baskın gelme dürtülerini kışkırtıp kamçılayarak hırs gayret ve çabalarla zar zor…
İnsanlar genelde bulmak istediklerini merak edip arar sorarlar ve çoğu zaman arayıp sorarlarken hiç ummadıkları yaşamın sihirli hikmetinde olan sırlı gizli saklı bilinmezleri keşfederler.

Barınması yer yurt tutması ve yol alması güç kimi emanet güzergahlarda kimi sarpa yollarda kimi ödünç akıl fikir teselli tembih ve öğünlerde idarelik odalarda, geçici mevsimlerde, akıp giden aylar yıllar senelercesinde ve dünyasını oyalanıp avunulan meşakkatlerde sokaklarda eşyalarda evlerde yoksulda varsılda yoğun kalabalıkta ıssızda yalnızda hayal meyal ömür sürüncemeninde zar zor….ama bugüne kadar olup bitenler ve doğup ölenler, hep sayesinde beslenip barınarak daim devamlılığını akılla fikirle ilgiyle emekle bilgiyle sevgiyle bilinçle kararlılıkla liyakatle ve sorumlulukla yükünü taşıdıkları yaşamı sevk ve idare etmeye topraktan aldığını bozup berbat etmeden yeniden toprağa ekip biçerek, sevincin huzurun muttun duygunun düşüncenin kanaatin ilkenin kuralın aidiyetin dirayetin iradesi ve kıvancıyla süregelen onur itibar ve kıvancın ürünüydü insan ve hayat.

Fakat bugün toprağın damarına karışmadık hiç bir zehir zıkkımı zerrece zarar ziyan etmeyerek toprağın kimyasında topraktan başka her türlü ölüm zulüm kimyasallarının kök salıp canına okuduğu gibi, topraktan olup biten ve ölüsünü toprağa teslim eden insanın da içinde yüzünde dışında sayesinde ruhunda hayalinde ve hayat sürüncemeninde ve bütün yaşam dolaşımında ( benim işim görülsün de başkası sürünsün ölsün düz mantıklı mahluklaşmalarla menfaat ayrıcalık ve çıkar önceliğini kutsayarak sırf mülkten maldan paradan gösterişten servetten konuşan, sanata edebiyata vicdana saygınlığa ve ortak yaşam değerlerine hiç bir merakı ve meramı kalmamış olanlarıyla) toprağa ödeşmişliğin gereği insandan başka her şekil kimyasal, mutsuzluk, cinnet, cinayet, hastalık, hormon, alışkanlık, kibir, fitne, bağımlılık, sapkınlık, doyumsuzluk, şiddet, yetersizlik, hukuksuzluk, bencillik, algılama, hırlama, küçümseme, dışlama, zorbalık, saldırganlık, tahammülsüzlük, zalimlik vardır ve mevcuttur.

Devamını Oku