Kırıldıkça kopuyor
Koptukça ne dal kalıyor ne diyar
Ortalığın git gide karardığı
Bütün izler yollar bozulduğu ve silindiği bellim belirsizlikte dünyayı sana kapatıyor
Her sokak bir başkasına köşe bucak gizlenmiş zindan labirentine meçhul muamma gardiyan geziniyorsa
Azalan ölgün ışıkların soğuk bedenini örtünüp bürünerek ekmekten oluyor sudan kesiliyor insanlıktan azalıyorsa
Soguk nemli ve camurlu dönüs büküs cadde sokaklarindan
Son faytonlariydi galiba arnavut kaldirimli yollar taslar üstünden
Serseri cigliklar yüksek perdesindeperdesiz sazlar calarak
Pedal cevirip ekim iklimine kamci sallayan kirbacarla
Bisikletliyle muslukcular arasida zeytin yagi tenekesi ciceklerine vazo olan
Tastan toprakta örme catma evde turan arabacinin ati ölmüstü
Yüregime sorsan
Sana neler söyler, nasil sevilir öpülür hasret dinlesen
Hem özlenen hem de gözlenen kehleri ufuklari
Dolu dizgin toza dumana katarak
Bulutlara iltica yagmurlarin bagri yangin azadinda
Rüzgarin muhabbetiyle tutusup titreyen sonbahar akibeti gibi
Hem sefası hem cefasıyla çeşni alem, sırrı sevda, devri dünya...
Bütün herşey kafada ve kalpte olup bitiyordu
Bağda incir nar olsun
Dağda yaban çileği, denizde imbat, ormanda çam, bayırda çınar
İlmine erişmiş, iklimine yetişmiş insan değildiyse eğer
Düzeni dengesi elbette bozulurdu aşkın huzurun sevginin
Binmişim tüm rüzgarlarımın atına, taş üstünde taş olaydı demişim, düşmüşüm yola bayır yamaç çayır çiçek bir dorukta bir düzlükte yağmurla arkadaş, poyrazla kafadar, güneşe yolculuğum var bilmişim . Bir çalımlık kibrit koyun cebimde, yalın çıplak deli divaneliğimin hayat pınarından oluk oluk yaşama sevinci sarhoşluğu içtiğime, kızıl topraklarında navruz da biten kızıktan soğuksu derelerine kurulu taşlar arasında ateş yakmışım, çoban pilavına ıslığımdan tiryakiler tutuşturmuşum, ömrümün azığına katık olsun diye azaplığına durup , Araf’larda esip geçen hırçın hercai bozkır öykülerinin.
… ve isli bir çaydanlık dağ pınarına yakın kuru keven közüyle alazlanmış söğüt dallarından ateşin harlandığı akşamın bir yerinde, tozu dumana katarak yelesinde poyraz uçuran yalım alaz atlar gibi akşama dolan dünyaya savuşup giderken, aşka yangın demlerde her vakit, heybesi saklı çalılar arasından, insanın gönlünde yangın, gözünde seyran ayaz tüten çoban çeşnisinden sofrası serili bir efkara , saatleri kurmadan, yaban yitik olmadan ve çıldıran siren düdükleri çalmadan, kuru toprağın bağrına sığınmış hasretin minderinde herkesin bir yıldızı vardır ya…. dolunayın ışıl ışıl şavkıyan düğününden selam sabaha yol alan.
Mayis / 25
Her damlasindan sarhos icip de
Göz agrilarinda ufkun uzak yeri gönül agrilarinda yar
Olmasin miydi
Uyurdun uyanirdin derken
Her cizgi yaslanmis yillarin övüncü kivanci serveti sermayesidir
Ikircikli akil fikir niyet zihniyet
Kisiyi tasimakta zorlanan kendi kendini yiyip bitirmelerin delaletidir
Tipki cok kapisi olanlarin
Hic bir yerde evi barki sagi solu olmadigi gibi ucuk viranlara dörtköselik
Sürekli duragan bir saydamligin kristal camindan cercevesinden
Avizeden kiristen kolondan vazodan
Valla noolsun ceviz kiriyorum durmadan
Ve findik sayip istifliyorum aklimin gizli köselerine
Gönlümün diledigince bir bana bir sevgilime taaaa ki kapisinda kucaklasiip
Sokaginda karsilayan hic bir bahanenin doyurup kandiramadigi
Saras dolas güne gün sayarak
Yok bu arada ve ayni zamanda yazik günahtir neme lazim…
Her canli cansiz
Kendi tür ve topluluklari siciline nufus eder
Acan da solan da
Hic söylemeyen veya hep esip dalgalanip seslenen söyleyen de
Salondaki süslü perdeli duvar
Ortaligi kasip kavuran yali capkini kus ve deniz sumrusu pervaz
Sarsak ve ciliz bir gövdede
Kaya cicekleri sürgünlerinden dogan tüten serüven
Kusandigi ne yakut ne inci kolyeleridir ask serserisi
Yasamaya tutunmak sevdalisi calinmis isliklar cahilcesidir
Suya kanmayan nehirler gibi damla damla caglayip büyümelerin
Sevgiliye varan limeklerden uslanmaz hasbihale düsüren




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!