Çoğu hikâyede olduğu gibi soğuk bir kış günüydü;
Dışarıda gezebilelim diye ayaklarımızda botlarımız,
Sırtımızda montumuz vardı.
Pek bir eksiğimiz yoktu diğerlerinden,
Uluorta sevişmeyelim diye başka kıyafetlerimiz de vardı.
Güzeldik ya, böyle daha bir güzeldik;
Pimini çeker, düğmesine basarsın bombanın,
Kulaklarını tıkar, patlatırsın.
Belki patlamayı duymazsın,
Peki ya sonra?
Sonra bir daha nasıl duyacaksın?
Feryatlara, ağıtlara
Mutluyken huzur
Duyabileceğinin en güzeli
Mutluyken huzursuzluk
Duymak isteyeceğin son şey
Mutsuzken huzur
Duyduğun beklentisizlik
Ne olursa olsun gülüm
Bırakamam peşini
Herkes gidene kadar beklerim seni
Herkes gittiğinde de solmam belki
Güllerin hiç solmadığı gibi
Plastikten bile olsa bedenim
Yıldızları gördüm
Gökyüzünde iki ay gördüm
Bana verdiğin kanatlarla uçarken
Birini sana birini bana benzettim
Sonra İki gönül birleşiverdi
İki ay gözümün önünde birleşiverdi
Nasıl geçer İstanbul
Nasıl geçer boğazından
İçinde o kadar aç barındırırken ekmek yüklü gemiler
O gemilere biraz da olsa emek yüklemeyi düşünmedin mi
Hangi vapura binsin ekmek bulamayan emekçi
Karnı açsa nasıl doyursun milleti ekmekçi, emekçi
Acaba kaçtı mı tren
Bir vagonunda ben ayrı bir vagonunda sen
Bir tren ki her vagonu farklı bir yere giden
Her kompartımanında ayrı bir beden
Binsek de çoktan kaçırmış olabiliriz
Belki yerimizde olmamız gereken zamanda değiliz
İyi ki doğduk
İyi ki doğduk diyorum
Çünkü ben seninle yeniden doğdum
O en kutlu günü göremesem de
Tüm benliğimle en kutlu gün gibi kutluyorum
Aşkını kalbimde
Tüm yüreğimde parça parça sen izlerim
Yüz yıl geçse bu izleri zor temizlerim
Rüyaya ne zaman dalsam seni izlerim
Seni kabuslarımdan en uzak geceme gizlerim
Unutmak bir ütopya olmuş bende
Mavi gökyüzü sadece bir dekor
Uçmak isteyene bu menzil zor
Çırpındıkça saplanırsın bu kafese
Sonunda derman kalmaz yeni bir nefese
Her yeni gün yeni bir parkur
Güneşin durmaz saatini her gün sen kur




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!