Demokritos´tan itibaren
Mutluluk,
ahlâki en yüksek iyi
Insan yaşamının son ereği
Stoacılıkta
Sekiz askerimin birileriyle kaybı daha bütün detayını anlatıyordu birilerince de geri getirileceğini... yavrularımız sağ, bu önemli... lakin, ABD,AB övgüsü açıklıyor yüreklerinin nerede bir ortaklığıyla acizliği titrediğini... nerede yaratırsan Terör, o Terörün kim olduğuna aynasını yansıtan da bir açıklama olduğu özellikleriyle elbette hüzünlü bir olay... Bir ülkeyi acıtmaya seçilen bu yol edepsizliğine susmayacak vicdanlar, vaz geçin bu iki yüzlülükte bir amaç güdümünden şekliyle resimlenilen bir sözde iyimserlik taslanmaya... Bu resmi görmeye insanlık çirkin diyor, o resmi suratlanmanın nesi güzel peki? Bebeklerin katliamını da mı unutalım? …
Tarih, uygarlığı sığdırıyor sadece içine. Uygarlık, bir birliği bütünlüğe yücelten insanlık yaşamını doğaya uyarlamak saygısı ise, ayrışıp çatışmak efeleği taslanmayla sevgi nerede yaşam bulabilecek peki? İnsanların bu güç taslama edepsizliğinde toprak, hayvan, hava, su bir doğa bütünlüğü ile canlı varlıkları yaşatmak için doğal varlığını koruyorken, hep yaşam dileniyor bizden, haklarını kim savunabilecek peki? Anan sarı, baban beyaz, dayın akıllı, ağan sulandırıcı gibi say sayabilmeyi beceri diye saldırmaya haklandırdığın cüret sefilliğini… bu ne biçim insan varlığı anlayışı? Anayı babadan ayırabiliriz, boşanma davası deniyor buna… vatanı ayırmak diye, ananın karnındaki çocuğu söküp kaçırmak tek yoludur bunun… vahşet karanlık, küfür de örtmek demekmiş. Bugün öğrendim bu terimlerin aslının eskiden böyle açımlandığını –belki de Arapça böyle anlam içeriyor, tam dinleyemedim, yorgundum. Belki de o an aklımdan bir olgu kutsallığının hüzünlü bir olay haline geçiş diye anlam tuhaflığı geçiyordu: Ananın karnında bebek karanlıkta diye mi vahşete başvurmalı, bedeninde bebeğini örttüğü için mi anaya küfür edilmeli?
Ne cumhur, ne o üretimli milletvekiller, niye hiç ne konuşulacağını bilmiyorlar? Utanç ne demek? Mecliste olmak, oy paylaşımları mı, pazarlaması mı, ne ise bu durum, zaten büsbütün utanç... Hem suçlu hem güçlü ihtirası bitse de birazcık hanımefendi beyefendice düşünmeye vakit denilen hazinemizi bari kullanabilsek...
Her ülkenin kendine özgü bir anlayış kıvraklığı var olduğunun hislerime kaydı vardı, daha küçük yaşlarda. Kaydettim sürekli, memuriyet, sivil, hukuk ve serbest yaşam diyerek izlenimleri raflara yerleştirmek isterdim hep. Ev hanımı özelliğim öne çıkardı kendince dönem dönem. Hiçbir şey bilinen değil, tek bilinen, ayrıca bir yazılı anlaşma, ara sıra sözlü anlaşmalarda dikkate alınır, hoşa giderse. Memuriyetten yazılı bir haber daha kolay ve rahat bir anlayışa sığdırılabiliyor, o da kısıtlanabilir hürriyetine ulaştırılıyor yenilerde.
Bir anlayışa sığdırabilme diye ilgilendiğim, serbest yaşam konumu altında örneğin toplamayı denemiştim;
Aile ilişkisi, ev kime ait ise orada, eşler arasında, gelir düzeyi etkilenim kazanabilir an ve an
Aile ilişkisi, ev kime ait ise orada, komşular arası ilişkiler yorulmasın özeni belirgindir bazen
kanadımı kırsa da dertler yönüne dönerim
bedende eksilen organın yerini alır diğeri
yaratmaya kanat elbet gözüm, dilim ederim
bu dünyaya yaşı yıl toplamaya varmadım
diyen yüreğime bu sesi ilham edeni andım
Tarihçeyi göz ardı ederek neler neler
Gerçekleştirilebilse de yanlış olur yine işte
Dini gerekçeler taşıyan bir teoloji
Estetik idealler taşıyan bir dramatik sanat
Toplumsal değerler içeren bir politik sistem
Aşağı koysam pas yukarı koysam is olur an’ı
Aba altında sopa göstermenin
Abanın kadri yağmurda bilinir şânı
Abdal dilini dökerken hem açık seçik saçık
Açmaza getirilinceye kadar dayanılan bu sabır hani
Adam bildim eşeği, altına serdim döşeği diye değil
Öğretmenim abc öğretti, bir ile ikiyi toplattırdı
Dekanım meslek anlatımına yetenek kazandırdı
Ustam yetenek duyarlığıma beceri olgunlaştırdı
Annem; üşüme yavrum, babam; iyi çocuğum, tadı
Öğretmen, dekan, ustam kaldılar içimin yıldızları
Bir diploma, başarılı olsa da her tür yaşamı
Ameli çamur, hamuru sözel inak bir bataklığı
İmsak et! Korlu yolaklı ihsan bereket olmaz
Yıpranmaz bir ömür yok, çıkmaz sokağı onar
Gün gelir kavak yellerine uçuşan yaprak kopar
Yenilikler yapılacakmış fırlamalıklarla
Fırlat bildiğin kokuşmuş ağızlıklarla
Buna yetiştirilir daha hekim, hakim de
Ödev tanımlanır hem tanıtılacak ne fayda
Hani anne babalar da anlatıyorlar ya
Çarşaf yollanıyormuş Türk kadınına karalıklarıyla
Vay anam benim bakın hele leylim ley sanki ocağımda
O çarşafın sırmasını ellerimle işler yollarım sana
Vay babam benim bakın hele örfümün nur kucağına
Püskülünü alnından döşüne sallandıracağım be




-
Yükselen Yildiz
-
Mustafa Aslan
-
Haşim Koç
Tüm YorumlarSEVGILI ANTOLOJI DOSTLARI!
SAIIR ARKADASIMIZ SEVINC KAVUK U KAYBETTIK
BENIM 39 YILLIK COCUKLUK ARKADASIMDI SIZLERINDE BURDAN TANIDIGINIZ BELKIDE BIR COGUNUZLA YAZSTI REAL TANISTI
BU SEVGI DOLU GÜZEL ARKADASIMIZIN ANISINA
BURAYA DÜSÜNCELERINIZI YAZARSANIZ
O OKUYAMAZ AMA ...
Allah mekanini cennet eylesin ablam.
-saygı deger hemşerim kalem tutan ellerinize sağlık şiir olup yazılar temiz duygularınıza sağlık...her zaman yazınız lütfen size duygularınızı damla damla biriktirip duygu denizleri oluşturmak..yakışır..duygu denizleriniz olsun..yazınız yazınız yazınız lütfen...ARAPGİRLİ HAŞİM KOÇ..