Kaya oyuklarında saklı durur çürümüş yeminler
Rüzgârın örselediği sarp yamaçlar şahittir buna
Bulutlar yırtılırken parça pinçik olur hatıralar
Zirvelere kazınmış o masum adın kalır geriye
Uçurumlardan aşağı süzülen kartalın çığlığı gibi
Yankılanır vadilerde o yasaklanmış sevincimiz
Kardelenler deler de geçer buz tutmuş toprağı
Böyle bir hasret bellenir ancak taş duvarlara
Yıldızlar sönük birer kandil gibi asılı kalmış
Kartal yuvası misali kurulmuş yüce dağ başı
Mavi atlas örtünmüş üzerini koca gök kubbenin
Bir tek sen anlamazsın içimdeki bu yangını
Uçurum kenarında filizlenen o zehirli sarmaşık,
Güneş yüzü görmemiş sarnıçlarda yankılanır feryadım.
Zamanın süzgecinden damıtılır ömrümün en acı tortusu,
Puslu aynalarda erir suretimin o yorgun silueti.
Sonsuzluk kervanı geçer ömrümün kurak bozkırından,
Ayaz vurmuş tarlalarda boy verir başı eğik başaklar.
Toprağın altındaki sırları söyler kökünden sökülen ağaç,
Ruhumun sarp labirentlerinde yankılanır dilsiz adımlar.
Demir kapılar kilitlenir ardımdan tek tek acımasızca,
Sükûtun ağır perdesi iner penceremin solgun camına.
Yıldızlar çoktan terk etti bu matem dolu gök kubbeyi,
Karanlığın koynunda uyanır içimdeki en derin fırtına.
Kör bir bıçak keser atar geçmişin bütün bağlarını,
Hasretin tuzlu suları basar yüreğimin ıssız limanını.
Kan revan içinde kalır adını fısıldayan titrek dudak,
Küllerinden doğamaz bir daha bu yanmış harabe ocak.
Son nefes süzülürken ömrümün kurşuni tavanından,
Adın yankılanır gayya kuyusunun en dip noktalarından.
Bülbül figan eylemez artık çoktan küstü güllü bağa,
Ebedi bir sessizlik çöker bu garip bedenin üstüne.
Zamanın süzgecinden süzülürken bin bir çile,
Kör pencereler arkasında kalmış o paslı hâtıra.
Kuru yapraklar gibi savrulur ruhumun ıssız gamı,
Gözbebeklerimde donmuş kalmış bu dipsiz muamma.
Demirden prangalar çözülürken tenin sessizliğinde,
Bozkırın ortasında çatlamış dudaklarımın feryadı.
Ufuk çizgisine çökerken akşamın kurşunî gölgesi,
Erir içimdeki buzdan dağlar sensizliğin koruyla.
Karanlık dehlizlerde yankılanır ömrümün son çığlığı,
Aynalarda soluk bir suret kalmış benden geriye.
Toprak altındaki sırlar fısıldar kadim adını usulca,
Kırık bir pusula arar durur kayıp limanını ezelden.
Toprağın altından sızan o kadim sızı büyür,
Zamanın keskin tırnakları kazır duvardaki izleri.
Yıldızlar küsmüş gibi saklanır bulutların ardına,
Kimsesiz sokaklarda yankılanır suskun adımlarım.
Ayaz vurmuş tarlalarda boy verir başı eğik başaklar,
Ruhumun sarp labirentlerinde yankılanır dilsiz adımlar.
Demir kapılar kilitlenir ardımdan tek tek sessizce,
Karanlığın koynunda uyanır içimdeki en derin fırtına.
Hasretin tuzlu suları basar yüreğimin ıssız limanını,
Kan revan içinde kalır adını fısıldayan titrek dudak.
Küllerinden doğamaz bir daha bu yanmış harabe ocak,
Uzak ufuklarda kaybolur kuşların kanat sesleri.
Kayıt Tarihi : 4.09.2026 15:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!