Bir yağmur camı buğuluyor gecenin tam ortasında,
Siyah bir boşluğa dökülüyor damlalar, tıpkı anılar gibi.
Zaman akıp gidiyor avuçlarımızdan,
Ve fısıldıyor karanlık o kaçınılmaz gerçeği:
Ölüyor işte insan dayı, ölüyor...
Bazen sessiz sedasız, fark edilmeden,
Bazen bir çığlığın tam ortasında.
Nefes dediğin ne ki zaten?
Bir varmış, bir yokmuş arası bir sarkaç.
Ha minareden yükselen bir imamın sesinden sela ile,
Toprağa karışır gövdesi insanın;
Ha en çok titrediği, ömrünü verdiği
O sevdiğinin sesinden kopan bir elvedasıyla...
Fark eder mi nereden geldiği o son vuruşun?
Biri nefesi keser, biri umudu.
İkisi de aynı kapıya çıkar en nihayetinde:
Birinde beden susar,
Diğerinde koca bir ruh...
Şimdi bir sokak lambasının soluk ışığında,
Yalnızlığıyla yüzleşiyor insan.
Ha musalla taşında soğuyan bir beden,
Ha terk edilmiş bir odada unuttuğun o eski güven...
İkisi de aynı sessizliğe bürünür,
İkisi de gömülür geçmişin derin sularına.
Çünkü asıl ölüm, nefesin tükenmesi değilmiş dayı;
Bir sesin sende artık hiç yankılanmayacağını bilmekmiş.
Gözlerini kapatıp o son "elveda"yı dinlemek,
Kendi cenazende, kendi ruhunun arkasından
Sessizce yürümekmiş...
Kayıt Tarihi : 28.05.2026 10:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!