Yorgancılar camekanında dikerdi iş yerinin,
İçine neyi koyacaksa üzerine döşenirdi şiltenin,
Sonra bir tuhaf dürme ile içine düzlenirdi istenenin,
En zarifinden nakışlarla bezenirdi üzerileri yüzlerinin.
Gönül erbabının da, işi de bu minval üzre yüreğinin,
Dilediğinde sırlar var, bilinmez,
İmtihan neresindedir, sezilmez,
Kul sevdiğini düşünür sadece,
Hak'kın işlerine akıl sır ermez.
Kıymetsiz bir kaç rakam, bir tutam alkış,
Olmasa da olacak kıskanç övgülerli her bakış,
Bulutlar kavgalı, göğün yüzüne saçılmış öfkeli çakış,
Vicdan önceleri işlenip bir kenarda unutulan eski bir nakış.
Eskiden ama çokta fazla değil,
Cep telefonundan önce ki eski,
Sözcüklerin yüz yüze veya yazıyla olduğu zaman,
Muhatapların yürekleriyle ortada oldukları,
Kameralar ardında,ekran karşısında değil,
Aşıkların camı olan,pencere ardından atılırdı gizli bakışlar.
Beden eskir,
Bedende can eskir,
Canda sevilmeler eskir,
Eskimez ne varsa eskir,nafile...
Tek hakikat sendedir,
Eşrefi mahlukat şerefi zayi ettin,
Mahlukat sözünü tek hayvandan mı bildin,
Yerin dibi yedi kat, aşağı mı gittin,
On dördü geçti menzil yolu mu kaybettin.
Aşkı,sevdayı soruyorlar benden,
Bilmiyorum ki,bilebilseydim keşke,
En iyi bilen şairler değil,
Kül olan aşıklarmış meğer.
Şiirler yazmak yerine,
Aşağıdan baktığım için bulutlar hep yüksekte,
Denizlerin derinlikleri dalmadıkça karanlık ve izbe,
Etmediğim sözü sanmasınlar hak etmiyorlar bence,
Vurgunumun her defasında faili aynı kalır ses etmem.
Sabaha çiğ yağmıyor geceden kurutuyorum sözleri,
Ne bileydim bu elde dava gütmek var,
Kin çetelesi tutulu eski defterleri yakmazlar,
Eşkiyaya kesmiş ömrün pazarında bezirganlar,
Ne alıp, nem satam, ardınca bakakaldım ey gönül.
Doldurup kalemime, kafama sıksam yeri var,
Ey insanlar;
İyi bilin ki neyi çok istiyorsanız,
O sizin ilahınızın tam kendisidir.
Ey insanlar;
Tapınmak sadece secdeyle olmaz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!