Bende ezelden deli bir rüzgâr vardı,
Dağlardan dağlara savururdu başımı.
Göğsümde yanan ateşi hayat sanırdım,
Bilmezdim içimde çoğalan kışımı.
Ne zaman saçlarının kokusu değdi içime,
Yorgun yollarımdan döndüğümü anladım.
Dünyanın bütün uğultusu sustu birden,
Kalbimin en sessiz yerinde sana vardım.
Şimdi çocuk saflığıyla yaslansam göğsüne,
Bıraksam ardımda kıştan kalan ne varsa.
Ağlasak da bir gün dünyanın gamına,
Ertesi gün bir gülüşün ömrüme bahar olsa.
Sözün değse, içimde eski yaralar susar,
Yüzün doğsa, karanlığıma sabah olur.
Gözlerin, bilinmez bir diyardır ki bana;
okyanuslar aşsa da bu pınar,
gelir sende durulur.
Kayıt Tarihi : 27.06.2026 11:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Usta, kasabanın uzağındaki eski, taş bir atölyede yıllardır yalnız yaşardı. İşi, zamana yenik düşmüş, çatlamış, kırılmış eski plakları ve antika müzik kutularını tamir etmekti. Kasaba halkı ona "Seslerin Dervişi" derdi. Çünkü usta, bir plağın sadece üzerindeki tozu silmez; o sesin içindeki kırgınlığı da tamir ederdi. Günün birinde, şehirden geldiği her halinden belli olan genç bir adam atölyenin kapısını çaldı. Elinde, kenarları fırtınada kalmış gibi yıpranmış, ortasından derin bir çatlak geçen çok eski bir taş plak vardı. Adam yorgundu; gözlerinde hakikatin o ağır, taşınmaz yükünü taşıyanların o tanıdık yorgunluğu vardı. Plağı ustanın tezgahına bıraktı. "Usta," dedi sesi titreyerek. "Bu plak bana babamdan kaldı. İçinde hayatın en güzel melodisi varmış, öyle derdi. Ama ortasından öyle bir çatladı ki, ne zaman iğne o çatlağa gelse müzik takılıyor, keskin bir cızırtı içimi parçalıyor. Ne yaptıysam o çatlağı gizleyemedim, melodiyi kurtaramadım." Usta, gözlüğünün üstünden gence baktı. Plağı eline aldı, parmaklarıyla o derin yarığı hissetti. Yüzünde ne bir acıma ne de bir çaresizlik belirdi; sadece vakur, sakin bir tebessüm. "Evlat," dedi usta, sesindeki o tok ve güven veren tınıyla. "Sen bu çatlağı gizlemeye çalışarak en büyük hatayı yapmışsın. İnsan yaşadığı fırtınayı, aldığı yarayı yok sayarak ayakta kalamaz. Bu plağın melodisini kurtarmak istiyorsan, o çatlağı saklamayacaksın; ona hak ettiği değeri vereceksin." Usta tezgahının çekmecesinden, eski zanaatkarların kullandığı altın sarısı, çok özel bir dolgu maddesi çıkardı. Gencin şaşkın bakışları arasında, plağın o derin çatlağını bu altın sızıntıyla ilmek ilmek, sabırla doldurdu. Çatlak kaybolmadı; aksine, plağın siyah gövdesinde altın sarısı bir nehir gibi parıldamaya başladı. Genç adam şaşkınlıkla sordu: "Ama usta, çatlak hala orada? Üstelik eskisinden daha belirgin oldu!" Usta cevap vermedi. Plağı eski gramofonun tablasına yerleştirdi. İğneyi yavaşça siyah ve altının birleştiği o çizgiye bıraktı. Atölyenin içine önce derin, sinematik bir sessizlik yayıldı. Ardından, derinden gelen tok bir bas yürüyüşü ve o bildik eski, dertli melodi akmaya başladı. Müzik tam o altın kaplı çatlağa geldiğinde, cızırtı çıkmadı. Aksine, iğne o altının üzerinden geçerken melodiye öyle rüzgarlı, öyle derin ve mağrur bir yankı eklendi ki, şarkı eskisinden çok daha güçlü, çok daha dokunaklı tınladı. Ağlamıyordu melodi, ama kırgınlığını asil bir dik duruşla hayata haykırıyordu. Usta, gramofondan yükselen ezgiye bakarak gence döndü: "Gördün mü evlat?" dedi. "Yaşamak biraz da budur. Kırıldığın yerden hayata küsmek değil, o kırıkların arasından kendine yeni bir yer açmaktır. Bu hayatta avunmak, yenilmek demek değildir; o yarayı taşırken bile hayatta durabilmektir. Bu plak artık sadece bir şarkı çalmıyor; kendi hikayesini, aldığı yarayı bir madalya gibi göğsünde taşıyarak çalan bir pınara dönüştü." Genç adam atölyeden çıkarken, plağı göğsüne saklamıştı. Dışarıda yine bir sonbahar rüzgarı esiyordu ama içindeki o eski kış, yerini gitardan yükselen o sıcak ocağın melodisine bırakmıştı. Hikayem Japonların Kintsugi felsefesinden esinlenmiştir ama şiirimi anlatır. Bu felsefenin kelime anlamı "altınla birleştirmek" ya da "altınla yamamak" demektir. Kırıklar Birer Kusur Değil, Yaşanmışlıktır. Bu felsefeye göre bir nesne hasar gördüğünde ve bir geçmişe sahip olduğunda, artık eskisinden çok daha güzel ve değerlidir. O kırık izleri gizlenmez; aksine altınla parlatılarak nesnenin "hikayesi" görünür kılınır. Kırıldığın Yerden Güçlenmek bizi biz yapar. Nesne kırılmıştır, acı çekmiştir, fırtınada kalmıştır ama artık o altın çizgiler sayesinde eskisinden çok daha dayanıklıdır. Tıpkı insan gibi... Mükemmeliyetçiliği Reddetmek: Hayatın getirdiği acıları, yaraları ve kırgınlıkları saklamak yerine, onlarla gurur duymayı; insanı insan yapan şeyin o "yaşanmışlık yaraları" olduğunu söyler. Özetle diyorum ki beni ben yapan kırıklıklarım ve sevdalarımdır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!