Hiç ayrılmadılar Musa’nın dizinden,
Gitmişlerdi sabırla onun izinden,
Erdiler necata Kızıldeniz’inden…
Veda ettiler çekilen sefalete,
Vasıl oldular kemal-i suhule.
İblis ateşte yanmayı aldı göze,
Devam etti yine fütursuzca söze:
“Rabbim! Kıyamete dek süre ver bana,
Çekeyim kullarını kendimden yana.”
Rabbi ile büyük buluşma öncesi,
Lazımdı elbette hazırlık evresi,
Merakla bekliyordu vahyi çevresi…
Otuz geceye on daha ekledi Hakk,
Vuslat gerçekleşti kırk gecede elhak.
Rabbimiz hazreti Musa’ya etti hitap,
Gönderdi levhalardan oluşan bir kitap,
Seçti insanlardan vahye onu muhatap…
Elçiler emirlere hazır ve nazırlar,
Karşısında durur her devirde muzırlar.
Musa, kavminden bir müddet kaldı ayrı,
Çünkü Tur Dağı’nda bekliyordu hayrı,
İnsanların çoğu putperestti gayrı…
Sâmirî’nin boş sözlerine kandılar,
Altından bir buzağıya tapındılar.
Musa peygamberin sabrı epey taştı,
Tuttu Harun’un saçın ona yaklaştı,
“Bunlar nasıl oldu da şirke bulaştı?..”
"Dinlemediler, aşırı kızgındılar,
Beni öldürecek kadar azgındılar."
Musa’dan gidince hiddet ve asabiyet,
Aldı levhaları, okudu ayet ayet,
Muttaki olanlara rahmet ve hidayet…
Gösteriyordu mutluluğun yollarını,
Açmalıydı kullar Mevlâ’ya kollarını.
Sarsıntıyla geçirdiler biraz baygınlık,
Bırakmadılar kendilerinde saygınlık,
Bu davranışları kazanmıştı yaygınlık…
Bazı beyinsizler sapıttı yollarını,
Ey yüce Rabbim! Helâk etme kullarını!
Tevrat ve İncil’de verilmiş güzel haber,
Şüphesiz gelecek bir gün ümmî peygamber,
Çoluk-çocuk, genç-yaşlı; herkesçe muteber…
Vakit kaybetmeden Rasulullah’a uyun!
İki dünyada da kurtuluş budur, duyun!
Gömülmüştü beşeriyet karanlığa,
Güneş gibi doğmuştu tüm insanlığa,
Davet etti herkesi Müslümanlığa...
Rahmeten li’l-âlemîn Rasulullah’tır,
Çağrıya uyanların sonu felahtır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!