Hiç Gitmediğim Şehirlerde Bile…”
Bir kadının kalbiyle yürüdüğü, ama kimseye görünmediği bir yolculuk
Ben hiçbir zaman Paris’e gitmedim.
Ama Paris’in kaldırım taşlarında ayak seslerini aradım.
Evet…
Görmese de sevebilir insan.
Dokunmasa da sarılabilir.
Çünkü bazen göz değil, yürek görür.
Bazen ten değil, ruh dokunur.
Kalbim çok acıyor…
Sanki birileri
onu ellerinin arasına almış,
sıktıkça içimdeki sesleri bastırıyor.
Nefes alamıyorum bazen,
ama gülümsüyorum herkese.
Uzun ve sessiz geceler vardı sensizlikte,
duvarlar bile fısıldamaktan yorulmuş,
saat tik tak değil,
“yoksun, yoksun” diye sayıyordu zamanı.
Bir fincanın dibinde kalmış soğuk kahve gibi
Upuzun yollar çıktı,
ayak izlerim göğün haritasına karıştı.
Bir gece, aynı düş beni çağırdı yine:
bilmediğim bir ses, “yola koyul” dedi,
“senin adın uzakların susuzluğunda saklı.”
Vazgeçişin Ruhu
Bazen bir göç başlar içimde—
develeri ben, çölü ben, kuyuyu ben taşırım;
su buldukça değil, susuzluğa sabrettikçe
anlarım: imtihan, suyun kendisi değil,
Vazgeciyorum
Vazgeçiyorum, atiyorum yükleri artık omuzlarımdan.
Ağırlaşıyor hayatın çantası, taşıyamıyorum.
Ayrılıyorum gürültülü sokaklardan,
Sessizliğin kollarına bırakıyorum.
Vazgeçmek, bazen en doğru karar gibi görünse de, içindeki umut ve sevgiye ihanet etmek demektir
çünkü gerçek değerleri bırakmak, ruhun derinliklerinde açılan yaraları daha da büyütür.
Vazgeçmek, hayallerin peşinden koşmayı bırakmak demek değil,
bazen yeni bir başlangıç için geride durmak ve kendine yeni yollar açmak anlamına gelir.
Gözlerimde nemli vedalar,
ne sen bende kaldın, ne ben sende.
Bir kapı kapandı usul usul,
ardından rüzgâr bile konuşmadı benimle.
Adını anmıyorum artık,
Bir adam vardı.
Gözleri hep uzaklara bakardı,
sanki geçmişi hâlâ bir yerlerde kanıyordu.
Kimseden bir şey istemezdi,
ama kimseye de kolayca geçit vermezdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!