Üsküdarda Gece
Gece, Üsküdar yokuşunda ağır bir tespih gibi aktı,
revakların gölgesinde su içti rüzgârın atı,
bir kandil sızladı türbe kapısında yavaşça yaktı;
adını andım sessizce, dönmedi bir daha.
Üşüdüm
Üşüdüm bugün;
ellerim önce,
sonra tenim
en çok da kalbim.
Çok üşüyorum…
Ama bu üşüme,
kar yağışı değil gökyüzünden;
bir suskunluk çöküyor içime,
binlerce kelimenin toprağa karıştığı
Geceyi kolundan tutup getirdiler onu,
bilmediği bir şehrin kapısına bıraktılar.
Uyku ile uyanıklık arasında
karton kutuların, yarım yorganların,
yeni bir hayatın kokusu vardı odada.
Hiç Gitmediğim Şehirlerde Bile…”
Bir kadının kalbiyle yürüdüğü, ama kimseye görünmediği bir yolculuk
Ben hiçbir zaman Paris’e gitmedim.
Ama Paris’in kaldırım taşlarında ayak seslerini aradım.
Evet…
Görmese de sevebilir insan.
Dokunmasa da sarılabilir.
Çünkü bazen göz değil, yürek görür.
Bazen ten değil, ruh dokunur.
Kalbim çok acıyor…
Sanki birileri
onu ellerinin arasına almış,
sıktıkça içimdeki sesleri bastırıyor.
Nefes alamıyorum bazen,
ama gülümsüyorum herkese.
Uzun ve sessiz geceler vardı sensizlikte,
duvarlar bile fısıldamaktan yorulmuş,
saat tik tak değil,
“yoksun, yoksun” diye sayıyordu zamanı.
Bir fincanın dibinde kalmış soğuk kahve gibi
Upuzun yollar çıktı,
ayak izlerim göğün haritasına karıştı.
Bir gece, aynı düş beni çağırdı yine:
bilmediğim bir ses, “yola koyul” dedi,
“senin adın uzakların susuzluğunda saklı.”
Vazgeçişin Ruhu
Bazen bir göç başlar içimde—
develeri ben, çölü ben, kuyuyu ben taşırım;
su buldukça değil, susuzluğa sabrettikçe
anlarım: imtihan, suyun kendisi değil,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!