Bulandırır gönlü, söndürür nuru,
Bilmez mutluluğu, kaçırır huzru,
Hak sözünü duymaz, bozulmuş ruhu,
Kalbi fesatlarla yürüme, sakın.
Sözü bal sanırsın, içi cefada,
Sen olmadığın her gece…
kaç kere canıma kıydım ben.
Sen olmadığın her gece
içimde yeniden
öldürdüm kendimi ben.
Her ne kadar “üç günlük dünya” denip
uzatılmaya çalışılsa da ömür,
aslında bir anlıktır.
Ne sıra dinler,
ne yaşlı,
ne genç,
Ayrılığın kavşağında buluştuk.
Biliyorduk… başlangıca değil,
bitişe gidiyorduk.
Konuşmadık, konuşamadık;
çünkü bir kelime daha etsek
kopamayacağımızı biliyorduk.
Bir pişmanlıktır alıp başını gider
Her köşe başında bir “keşke” yankılanır sessizce.
Seven, sevdiğine kırgın,
Sevilen, sevgiden yorgun.
Bir el uzanır geçmişe,
Ama tutamaz artık hiçbir şeyi.
Bir dağ ceylanıdır
Kayalardan kayalara seken Reşee.
Çıkar bir başına zirveye
Kocaman kocaman açar gözlerini
Ovayı baştan başa keser Reşee.
Bir güvercinin kalbi gibi
Şair, senden vazgeçtim demek istememiş de,
“Merhamet bilmeyen kalbinden öpüyorum.
Benim seninle olan savaşım bitti.
Gözlerin istediğine gülebilir.” diyerek bitirmiş sözleri.
Geçip gitmiş onca yıl…
Sen de “otuz” dersin, ben “elli” yıl.
Ne varsa bildiğin,
avuçlarından süzülmüş bir bir.
Ne el ele dolaştığımız o üniversite avlusu,
ne mahallenizin dar sokakları…
Akşam yine ağır indi şehrin omuzlarına,
Gün boyu biriktirdiklerim gecede çoğalıyor.
Zaman, içimde durmadan kanayan bir yara,
Adını anmasam da kalbim seni çağırıyor.
Yokluğun, her köşede karşıma çıkan bir yüz,
Her gelen bir yara açtı içimizde
sevgiye dair.
Benim de vardı umutlarım, mutluluklarım
bir ceviz kabuğunu bile doldurmayan.
Öyle uzun, öyle uzadıya
hiç bitmeyecek sandık…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!