Sen hiç aç kaldın mı?
Hayır, hayır… öyle değil.
Koşuşturmaların arasında unuttuğun için değil;
“Canım istemiyor,” deyip geçiştirdiğin için hiç değil.
Ben yokluktan diyorum…
İçimde bir yerde,
kimsenin ulaşmadığı bir karanlık var.
Ne ses değiyor oraya,
ne ışık.
Ama orada yanan bir şey var
kıvılcım değil,
Bir gönül var ki bende, dert içinde yanıyor
Zalim felek özümü, yalnızlıkla sınıyor
İçimde sonsuz umut, döneceksin sanıyor
Her nefesim sen diye, dilde adın tükenir
Yüreğimde izlerin, içim yakar dağ olur
İhanet ne zordur, iyi bilirim
Vururlar sırtından, bahsedemezsin
Yandıkça yanar da biter ciğerim
Nefes alamazsın, söyleyemezsin
Dermansız kalırsın, çözülür dizin
Kabil ve Habil’den başladığı söylenir;
ilk günah,
ilk haset,
ilk kibir,
ilk kıskançlık…
İlk ölüm
Alparslan’dan yadigâr, şanlı bir yurt bıraktı,
Malazgirt’te doğarken, tarih kalem uzattı.
Fetihle açtı çağlar, Fatih’in alın teri,
Bu toprakta yoğrulmuş, her taşında bir yemin.
Çanakkale alevdi, deniz sustu, gök dinler,
İkide birdir insan;
Ya ikinin birincisi,
Ya da ikinin ikincisi…
Her daim bir ikilemin orta yerinde
çırpınır durur insan.
Özlemimsin…
Hasretliğim, dilimde yasaklığım.
Kendime bile söyleyemediğim
gizli sevdam…
Yüreğimde susmak bilmeyen,
en güzel türküm;
Kimsesizler mezarlığında yatar
kimliksiz çocuklar.
Ne dünyada bir yer edindiler,
ne de toprakta bir adları oldu.
Bir gün olsun kapısı çalınmadı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!