Dininiz sermaye,
ilahınız dolar olmuş,
Ezan sesleri yerine,
kulaklarınızda borsa gong çanları.
Kasalarınız kıbleniz olmuş,
Saf, temiz…
Henüz doğmamış, günahsız,
bir cenin iken üstelik
başlıyor çileler.
Anneler doğuruyor
Bekleme beni ey yar
Yolumu kestiler atlılar
Elime kelepçe
Ayağıma prangalar taktılar
Dokunamam gayrı yüzüne
Seninle
en güzel yıllarımı heba ettim.
Bir ömrün en parlak çağlarını taşırken içimde,
beni zifiri karanlıklarda bıraktın.
Ne kadar koştumsa sana,
Boşa harcadım ömrü, zerre değmezmiş sana,
Sözünü cennet sandım, cehennem ettin bana.
Yordun da of demedim, baktın başkalarına,
Bir tatlı sözü dahi, helal etmem ben sana.
Bir kelamın yetti de, bağlandım sözlerine,
Sen hiç aç kaldın mı?
Hayır, hayır… öyle değil.
Koşuşturmaların arasında unuttuğun için değil;
“Canım istemiyor,” deyip geçiştirdiğin için hiç değil.
Ben yokluktan diyorum…
İçimde bir yerde,
kimsenin ulaşmadığı bir karanlık var.
Ne ses değiyor oraya,
ne ışık.
Ama orada yanan bir şey var
kıvılcım değil,
Bir gönül var ki bende, dert içinde yanıyor
Zalim felek özümü, yalnızlıkla sınıyor
İçimde sonsuz umut, döneceksin sanıyor
Her nefesim sen diye, dilde adın tükenir
Yüreğimde izlerin, içim yakar dağ olur
İhanet ne zordur, iyi bilirim
Vururlar sırtından, bahsedemezsin
Yandıkça yanar da biter ciğerim
Nefes alamazsın, söyleyemezsin
Dermansız kalırsın, çözülür dizin
Kabil ve Habil’den başladığı söylenir;
ilk günah,
ilk haset,
ilk kibir,
ilk kıskançlık…
İlk ölüm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!