Gecenin derinliğinde kaybolmuş hayaller,
Bir gökyüzü var, yüreğime uzanan yıldızlarla,
Her biri bir sır taşır, unuttuğum dillerde,
Senin adın düşer, her rüzgar esişinde.
İçimde bir özlem var, su gibi akıp giden,
Dağlar bilirim, başı dumanlı,
Çığlık çığlığa, umutla bekler,
Bir nefes, bir seher vakti,
Göğsünde taşıdığı onurlu devrimi.
Kan dökülür topraklara,
Bizi öldü sanmasınlar,
düşlerimiz hâlâ uyanık,
sesimiz kayalara çarpa çarpa
dolaşıyor boş sokaklarda.
Bir harita gibi çizili yüzlerimizde
tarih, ihanet ve unutuluş.
Gece, omzuma çökmüş paslı bir kefen gibi;
sokaklar, üstü çizilmiş bir tarihin boşluklarında inliyor.
Ben ise adımlarımı gizli bir bildirge gibi yere bırakıyorum—
her izim, gölgelerin kalbine saplanan bir uyarı.
Bu şehir, suskunların mezarıdır;
Uzat ellerini, tut beni,
Bir sonbahar dalı kadar kırılganım,
Yokluğun rüzgarları vuruyor omuzlarıma,
Karanlığa gidiyorum, kimse bilmiyor.
Kimin dünyasında unutuldum,
Bıçak gibi keskin gecenin soluğunda,
Yıldızlar çürük, ay titrek,
Bir gölge savrulur tenimde,
Acının keskin yüzünde yankılanan.
Toprak çatlamış, suyun tadı yitik,
Gece, bu eve
bir misafir gibi gelmez;
yerleşir.
Duvarların içine siner,
perdelerin liflerine dolanır,
yer yatağının kenarında
Dağların soğuk rüzgarında açan
Beyaz bir çiçek gibi büyüdü sevdamız,
Her fırtınada inadına yeşerdi,
Her kışın ardından bahara selam durdu.
Bir sır gibi saklıydı içimde adın,
Toprağa kök salmış bir özlemin nağmesi,
Bir bahar sabahı sesin soldu,
Gözlerimde yeşeren umut dondu.
Ne rüzgarlar taşıdı kokunu bana,
Gönlümdeki ateş de küle döndü, gitti.
Adımlarını duyardım her seher vakti,
Gecenin paslı kilidini kıran saatlerde,
Bir şarkı tutturur kalbin sessizliğe,
Her nota kaybolmuş bir şehrin yankısı,
Bir eski hanın gözlerinde yitmiş harita.
Bir köşe başında bekler ruhum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!