Sabah,
henüz bir karar vermemiştir burada.
Işık, binaların yüzüne sürülmüş solgun bir merhem gibidir;
ne iyileştirir
ne acıtır,
sadece hatırlatır: yaşanıyor.
Kentin koyu içi, dumanlı gözlerimle bakıyorum,
Bir sigara külü gibi çökmüş umutlar üstüme,
Çatlak kaldırımlar arasında yürürken ayaklarım,
Her taş bir hikaye fısıldıyor, sustuklarımı çalıyor.
düşünceme kelepçe vurdular,
kelimelerim pas içinde şimdi,
gecenin koynuna sürülmüş bir mızrak gibiyim,
yalnız, paslı ve hâlâ kanayan.
göğün dili tutulmuş,
Çürük bir sabah daha kalkıyor göz kapaklarımdan,
Kuşlar değil de mahalleli dedikodular ötüyor dallarda.
Çay demli değil, kinli.
Ekmek bayat, niyet bayat, umut bayat.
Gazete kağıdına sarılı düşlerim,
Bir ülke var, haritası eski bir düşten çizilmiş,
sınırları sisle, yolları suskunlukla örülmüş.
Adını hatırlayan yok, unutan çok.
Bir şair geçer sokaklarından,
ayakkabılarının altında eski zamanların sesi.
Bir sokak lambasının altında, sabaha karşı
İki yalnızlık oturuyor biri sarhoş, biri soğuk.
Çekip gitmişsin içimdeki şehirden,
ama ayak izlerin hâlâ kahvelerime karışıyor,
sokaklarımda iz bırakmışsın, kaldırımlarımda.
Ve ben,
Susarak anlattım,
Gülerek ağladım,
Yürüyerek düştüm,
Yalnızlığımla sarıldım.
Gece çökünce, içimde bir hüzün uyanır,
Yıldızlar bile, gözyaşlarıma tanık olur.
Bir gölgenin ardında kaybolmuş hayaller,
Kırık dallar gibi, düşer içimde.
Sevda, kanlı bir yara gibi açılır,
Ne zaman bir düş kursam,
ertesi gün hayal kırıklıklarımı topluyorum,
paslı bir terazide tartıp,
sahipsiz sokaklara saçıyorum.
Geceler, öksüz lambalar gibi titriyor,
Hayat, boş bir çerçeve gibi önümde,
Duvara asılı; ama resim yok, yalnızca toz.
Her gün, aynı sahne; bir kez daha,
Kendimi kaybettiğim bu şehirde, bir kalp atışı bile yorgun.
Sokaklar, karanlık bir labirent,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!