Şu yağmurun sesi
Bu da eylül bir kenarda duran
O da somurtkanlığı rüzgarın
Terine asılı duvarların
Manasız gibi bu bekleyişler
Sarı renginde perdelerin
Eylül, şarap ve sen,
Bir de geceydi
Beni bana getiren.
Dudakların, saçların
Ve kokun sokaklarca
Hep senden
Eylül şarap ve sen
Kadehlerin boşalmasında
Sevişmeliyiz seninle.
Camdan kırmızı tutkularla
Sabaha değin varan uyumamazlıkta,
Bu gün sesimin biraz daha kalınlaştığını fark ettim,
Merhaba diyen bir yabancının sesinde.
Saati sormasından sonraki anlarda,
Rakamlarda izlerken zamanı seni yine özlediğimi fark ettim.
Merhaba deyişin düştü aklıma
Ve sensiz ne denli uzaklaştığım kendimden.
Seni sevmek,
Senin coğrafyanda farz.
Kuru ekmeğe bile talim olurken,
Var olan her şeyi sana sunmak farz.
Kıtlıktan çatlasa da mevsimler,
Sende bahar olmak hep farz.
Farz et ki kavgalardan çıkmışız yeni,
Ki çıkmışız zaten yara bere dolu her tarafımız.
Gam bir yanda çekiştirir ve gidilmişlikler
Ve gelecekler zamana dair bir yanda.
Sükut ve sükuna meyletmişse ruhlarımız
İki kelam etsen,
Sen ölmezsin amma
Ben can bulurum gayrı.
Göze göz etsen,
Sese ses,
Nefesin bitmez amma
Rengini sol, gecedir
İliklemeden önünü soğuk
Düş dediğin gecedir
Buhransızlığa doğmaz hiç bir zaman
Kapıda çocuk, yorgunluklar içinde ter
Karşında oturmuş sana bakıyorum
Göğün yüzünden bulutları ellerimle aralayıp
Samanyolunu görüyor gibiyim
Yıldızları bir bir silip ötesine dalıyor gibiyim
Ne varsa unutuyorum, o unutulası unutkanlığımda
Göğüslerinden emiyorum her zehri, dudakların şahitlikte,
Tenin bir hapishane ki mahkum oluşum ölüm eder hayallerde.
Bacaklarının uzanışı ürkütür sancılarımı, kollarımın yanından,
Tırnaklarında sırtımdan kalan kan izi can verir doğan güne.
Şiirler doğuruyorum gecelere eşlik ederken sigaralar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!