Bir gün öleceğim.
Ama o gün,
gökyüzü mavi olacak—
tıpkı doğduğumda olduğu gibi.
Bir yaprak düşecek belki yanıma,
Zamanın gümüş soluklarını içen
bir serap yürüdü kalbimin kıyısına.
Adı ne rüzgardı, ne güneşin unutuluşu—
sadece sen gibi sessiz,
sadece sen gibi sonsuzdu.
Adını bilmiyorum,
ama sesin
bir taşın içindeki su kadar gizli,
bir rüyanın sonundaki uyanmamışlık kadar derin.
Beni uyandıran şey sabah değil,
İnsan en çok ne zaman değişir, biliyor musun?
Bir şey öğrendiğinde değil…
Bir şeyden vazgeçtiğinde.
Çünkü öğrenmek ekler,
ama vazgeçmek eksiltir—
ve insan en çok eksildikçe
İçimde bir atlas var,
konuşmayan.
Ne bir yön gösterir ne de bir varış noktası—
sadece iz bırakır:
unutulmuş bir parmak ucunun
bir zamanlar dokunduğu yer gibi.
Beni en sessiz yanımdan dinle,
Orada gürül gürül bir sus var.
Ne çığlık ne fısıltı—bir tür
kendine yürüyen rüzgâr.
Zaman, ceplerinde kum biriktirir,
Gecenin mehtabında güneşi koklarken,
Çöp kovalarının dışındaki sahte güller gelir aklıma.
Dağların ardından içimdeki öksüze uzatırım elimi.
Yıkılır birer sırtlan, serçeler, bir bir akbaba.
Ve karıncanın o büyük ayakları...
Her şey engel olur.
Bir takvim yaprağı düşüyor,
geceyi yırtan bir sessizlik gibi.
Zaman, paslı bir anahtar,
kilidini unuttuğumuz kapılarda sallanıyor.
Hafızamda, eski bir şehrin
sönmüş lambaları yanıp sönüyor hâlâ;
Aşkınla yollara düştüm geceden,
Ay ışığı yetmedi, sokaklar ıssız.
Çalarken kalbimi, titrerim yeniden,
Ya dünya durursa, biz yarım kalırsak…
Üşüdüm rüzgârda, yağmura karıştım,
Kızılcıklar dal dal olmuş,
Toplayanlar el el olmuş,
Benim yarim kimlere yar,
Şu gönlüm dert ile dolmuş.
Sular akar çağlayarak,




-
Hümeyra Gümüşçıbık
Tüm YorumlarTebrikler. Üretkenliğiniz bir çığ gibi ülkeyi kaplasın ve sizleri örnek alanan iyi insanlar çoğalsın.