Şehir, akşamı cebinde buruşturup sokaklara bırakmıştı.
Kaldırımlar, gün boyu yürüyen insanların ayak seslerini değil, eve varamayan hayallerini taşıyordu.
Ben...
Uzun zamandır kendime geç kalıyordum.
Aynalara baktığımda yüzümü değil, üzerine toz çökmüş bir bekleyişi görüyordum.
İnsan bazen yaşlanmaz.
Sadece içindeki ışığın yerini sessizlik alır.
Ben de öyle olmuştum.
Konuşuyordum...
Ama cümlelerimin içi boştı.
Gülüyordum...
Ama kahkahalarım, eski bir evin duvarından dökülen badana gibiydi.
Sonra...
Hiçbir şey olmamış gibi yürüdün önümden.
Dünya yerinden oynamadı.
Ama içimde, yıllardır kilitli duran bir pencerenin pası döküldü.
O an anladım...
Bazı insanlar kapıyı çalmaz.
Doğrudan insanın eksik yerine varırlar.
Senin yüzünde güzellikten önce sükûnet vardı.
Bir ağacın gölgesi gibi.
Yorgun bir yolcunun çantasını bırakıp dinlenmek isteyeceği kadar gerçek.
Ben sana bakarken gözlerini ezberlemeye çalışmadım.
Ben, bakışlarının arasında kalan sessizliği sevdim.
Çünkü insan, en çok orada saklanıyor.
Gülüşün...
Bir çiçeğe benzemiyordu.
Daha çok, yıllardır çalışmayan bir saatin ansızın yeniden işlemeye başlaması gibiydi.
Zamanı değil, beni çalıştırdı.
O günden sonra
çay daha geç soğudu.
Akşam daha kısa sürdü.
Yağmur, ilk defa ıslatmaktan başka bir işe yaradı.
Ve ben,
uzun zamandır ilk kez
ertesi günü merak ettim.
Şimdi biri bana "sana ne oldu?" diye soruyor.
Ne diyeyim?
Bir kadına değil...
İçimde unutulmuş bir mevsime rastladım.
Meğer insanın umudu ölmezmiş.
Sadece, yanlış mevsimde bekler, yanlış pencereden bakarmış.
Sen geldin.
Bahar olmadı.
Çiçekler de açmadı.
Ama içimde, pas tutmuş bütün kapılar yavaşça kendiliğinden açıldı.
İşte o gün öğrendim;
Bazı insanlar hayatına girmez.
İnsanın içine, yeniden yaşama isteği bırakır.
Ve bunun adı aşk değil belki.
Bunun adı...
Kendine yeniden kavuşmaktır.
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 09:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!