Adam dediğin önce
edeple erkân bilmeli,
yürüdüğü yolda
onurlu bir iz bırakmalı.
Sözünün bir ağırlığı,
susmasının bir vakarı olmalı.
Ama ne gezer bunlarda…
Yüzleri başka pazarda,
dilleri başka kapıda satılık.
Yağdanlığa dönüşmenin
ilmini ezber etmişler;
ama adamlıktan
bir harf bile nasip almamışlar.
Yalan dolan ile yaşar,
hep kendini över bizim yalama.
Onur, gurur, namus, şeref…
Boşuna bakma,
bunlarda öyle dertler arama.
Bir ustanın yanında
üç gün çırak olmadan,
haddini aşıp azan,
kendini usta sanan hadsiz!
Cehaletin
akort tutmaz sazını çalar,
bir de kalkar
ustanın sesine kulp takar.
Tevazudan bîhaber,
edep yoksunu yalaka;
bilmez ki insan
önce haddini bilecek.
Haddini bilmeyenin gölgesi bile
kendinden utanır bazen;
ama bunlarda utanmak ne gezer,
arsızlık olmuş yüzlerine kefen.
Menfaatin kokusunu
her mesafeden alır,
nerede bir çıkar görse
oraya secdeye varır.
Avcılara leş taşıyan
uysal bir tazı gibi,
güç kimdeyse
onun kapısında kuyruğunu sallar.
Reklamını yapmak için
aramıza sızar sinsice,
dost görünür, kardeş görünür,
ama her cümlesinin altında
bir hesap yatar gizlice.
Nabza göre şerbet verir;
hem solcudur, hem sağcı.
Dün sövdüğüne bugün güler,
bugün güldüğüne yarın çamur atar yalaka.
Ne inancı bellidir bunların,
ne davası,
ne de içlerinde
insan kalmış bir parçası.
Maskaralık diz boyu,
her adımda ayrı yalan.
Şaklabanlık okulunun
dereceyle mezunudur
kalabalıkta en çok parlayan.
Soytarı olur,
paspas olur,
güç sahibinin kapısında
kendi gölgesini bile satar.
Çünkü onur da gurur da
yazmaz bunların kitabında.
Bir omurgaları olsa
belki eğilirken kırılırdı;
ama bunlar zaten
doğuştan yamuk dururlar.
Bağa bekçi yapsan,
gider ilk önce üzüm çalar.
Sonra kendi hırsızlığını örtmek için
sağa sola çamur atar.
Âdet bilmez,
töre bilmez,
sofra bilmez,
yol bilmez.
Bir tek kendi cüzdanı,
kendi ikbali,
kendi reklamı vardır düşünde.
İnsanlık desen;
çoktan satılmıştır
ucuz bir alkışın peşinde.
Bunlar var ya dostum,
kalabalığın içinde
en çok kendini belli eden boşluktur.
Sesleri çok çıkar,
çünkü içleri bomboştur.
Her lafın başında ahkâm,
her işin sonunda riya vardır.
Bir gün sağa yaslanır,
bir gün sola;
nerede menfaat varsa
orayı vatan sanır.
Eline fırsat geçse
dostun emeğini de çalar,
ustanın adını da karalar.
Sonra utanmadan çıkar meydana,
“Ben yaptım!” diye bağırır.
Ama en çok ne koyar insana
bilir misin dostum?
Kurulur da
şerefsizlik köşküne utanmadan,
bir de şerefliye güler yalaka.
Eğilmeyene kibirli der,
susmayana terbiyesiz.
Kendi çukurunu saray sanır da
başkasının dağ gibi duruşuna
dil uzatır edepsiz.
Oysa adam dediğin
az konuşur,
çok taşır.
Emanete hıyanet etmez,
ustasına laf değil,
saygı yakıştırır.
Adam dediğin
sofraya oturdu mu
lokmasını bilir;
yola çıktı mı
yoldaşını satmaz.
Ama bunlar
ne yolda durur,
ne sözde.
Bir ömür eğile eğile yaşar,
sonra da kendini
yüksek sanır gözde.
Ey yalaka!
Ömür boyu öküz kalır
haddini bilmeyen kafa.
Soytarı olur, paspas olur,
ama adam olmaz
edepten nasipsiz olan maskara.
Çünkü insanı insan yapan
ne makamdır,
ne alkış,
ne de üç kuruşluk şöhret.
İnsanı insan yapan
biraz edep,
biraz omurga,
biraz da aynaya bakınca
yüzünün kızarabilmesidir.
Sizde o da yok.
Bu yüzden bırakın
panayır sizin olsun,
alkış sizin,
sahne sizin,
yalan sizin.
Bizim payımıza
eğilmeden yürümek düşsün.
Sizin payınıza da
her devrin kapısında
başka başka renge boyanmak…
Çünkü yalaka dediğin
renk değiştirmez dostum;
sadece sahibine göre
yeni bir maske takar.
Ve o maskenin altında
eğik bir boyun saklanır,
satılık bir ruh sırıtır,
kiralık bir vicdan susar
ve zavallı bir yalan
adam suretinde dolaşır.
Kayıt Tarihi : 17.06.2026 14:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
“Panayırdaki Maskara”, tek bir kişiye değil; her dönemde karşımıza çıkabilen yalakalık, menfaatçilik, sahte duruş ve omurgasızlık hâline yazılmış modern bir taşlamadır. Bu şiirdeki maskara; güce göre şekil alan, çıkarı neredeyse oraya yönelen, edep ve haysiyeti unutan insan tipinin sembolüdür. Sözlerdeki sertlik kişisel bir kavganın değil; onur, emek, samimiyet ve insanlık adına duyulan bir itirazın sesidir. Bazen en büyük maskaralık panayır meydanında değil; ciddi yüzlerin ardına saklanan sahte hayatlarda oynanır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!