ayrılık dediğin ölümden yaman
çakılır yüreğe ansız bir zaman
züleyha dilinde çalınır türküm
bakışı eylülce, gerisi hicran.
yel ürküsüyle kalkar bir duman
Biraz yorgun, biraz da dargınım
Kimi kimden soram vallah şaşkınım
Sönmez oldu inan ciğer yangınım
Son darbeyi dosttan aldıktan sonra
Daha sarmamışken ürkek acımı
Feleğin tarhıyla yazılmış bahtı
Nağmeye döktüm cilveli ahtı
Nasıl arzedeyim halim efendim
Yapmışlar bir kere seraba tahtı
Yüreğe sancı, aşka yabancı
göçüp gitmek gerekli...
gece kara tülbentini çekmişse
her sabah güneş ölü doğuruyorsa
yollar yorgun, dereler kuru, dallar uykusuz, kuşlar yuvadan uçmuşsa
can kırıkları canını yakıyorsa,
toplayıp tası tarağı,
Derdin nedir,
Nedir bu hüzün,
Mahsun yüzüm.
Yapraklar ağaca küs,
Yer altın sarısı dizin dizin.
Göz dinmiş, bulut ağlar
Sana tuttuğum kiraz dalından,
Güneşi öpen yaprak aralarından,
Umudumu deviren rüzgarın uğultusundan,
Kanadımı kıran mavzer sesinden bağırıyorum.
Her gece ölüm sancıları çekerken,
Canımı dişime takıp seni yazıyorum,
başını kaldır kuşlara bak
kan kızılı âhlarda hakk
gönül pervazında aşk
gel, sönmüş od'um, yak...
acının en derinini yaşadım,
ölümün en şehvetlisini tattım.
bana yâr od'undan bahsetme meczup
bil sırrı gül yeli vuslatıdır, istiyorum
son nefesimde.
Sonra biri çıkar karşına, bayram sabahı sevinciyle seversin.
Ama o seni bayramlık kravatınla boğarak öldürür.
Sen ona şiirler öldürürken, o başka birinin satırlarını güldürür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!