bir sen, bir demlik çay, bir de türkü... bir akşam üstü buluşsak... ırağı yakın etsek...
Hâyâllerim sevdana reşit
Düş kurarım çeşit çeşit
İlenmiş yürekte şiirsin
Duy, beni iyi işit...
etten, kemikten değil mi, yanar ama sabreder.
bir ölüm sancısı çeker ruhum, beden bihâber...
âsûmanda sıra sıra zembiller
şol revanda visal açar sümbüller
şölen sanma dil kesiği ezgiyi
hep zamansız ıslatılır mendiller...
sizin için ismail olmuş birini, başka bir ismail'e kurban kesmeyin.
bunun vebalı var, ah'ı var, mahkeme-i kübrası var.
Yâr için İsmail olmayanınki hevestir, biter
Yarası yârdan yananın dumanı içten tüter
Demini almamış aşklar mey/hane aratır
Öyle vîrâneler var ki İsmail'den de beter
İstanbul, İstanbul olalı böyle bir kış görmedi
Sabır sınar gibi gökle yer arası esti, gürledi
Bir ambulans sireninde kızılca yağan karlar
İşe gideyim diye çıkanlar yatsı oldu dönmedi.
o yâr yarayla peymane, vâsıf-ı enderûnî
gönül mey'le rindane, sâki bilmez derûnî
can yanar-sönmez od'u, keremce kendini
söyle, nasıl seveyim ey İstanbul bakışlım.
Sen istanbul kokuyorsun kadın
Sen gül yaprağı
Allı, morlu
Körpe, taze dudaklı
Kadehte kırmızı şarap
Biraz yağmur
İki İstanbul inşaa ettim dar-ı dünyamda...
Biri iki yakası bir araya gelmeyen İstanbul,
Diğeri şairleri kendine aşık eden İstanbul.
Söyle şimdi sen hangi İstanbul'lusun...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!