Vajina yerlerde durmadan paspas etmekte
Bir temizlik hastalığıdır başlamış kendisinde
Kara talihini bembeyaz yapmak istemekte
Bütün sövmelerde o seviyesi düşürülmekte
Her kızanın ağzından yerlere tükürülmekte
Ey ela gözlüm dünya olsa ayna
Yansır siman dağa taşa deryaya
Benzer cihan seninle yakamoza
Varlığın sevda yokluğun fırtına
Her taraf seninle güzellik bulsun
Neden en güzel şeyler kötülerin olur? En çok zalimlerin dostu olur. En çok hırsızların, vicdansızların seveni bulunur. En çok kara bulutların olduğu saatlerde yağmur yağar. En çok çiçekler sıcak havalarda açar. En güzel gökyüzü karanlıkta bulunur. Neden en güzel an gün batımlarında oluşur? En içten gözyaşı acının doruğa çıktığı anlarda akar. Neden bardak en dolu olduğu zamanda taşar? Neden kahkahalar bir başkasının en kötü durumunda artar? Neden ziyaretçiler ölüm döşeğindeyken çoğalır? Neden kötüler köpürür, arınmaya hiç ihtiyaç duymazlarken? Neden kuzular yalnızken, kurtlar sürüyle avlanır? Neden bir zebraya birçok aslan saldırır? Neden iyiler hep yalnızdır? Neden dert üstüne dert gelir? Güzellik zorla mı elde edilir? Bu yüzden mi tüm güller ortadan kırılır? Bakın İstanbul sokaklarına: Herkes mültecilerin yanından gülerek geçer. Bu dünyada hayvanlar bile ağlarken, neden bulunmaz kimsede bir tek gözyaşı. Neden kötülerin hep ayakları varken ve herkesi ezmeye çalışırken, neden iyilerin hep yüreği olur? Eskiden her mahallenin bir delikanlısı varken, şimdi her mahallenin bonzai satanları, esrar satanları var. Nerede bu delikanlılar? Neden hep analar ağlar? Neden kötüler iyi kumaşlar içinde ısınır? Neden iyilere odunla vurulur? Bir kötüye çay getirilir şekeri nerede der? Neden iyilerin ağzı bozdurulur; bir çay için şeker için? Sanmayın ezikler, garibanlar iyidir. Sanmayın sesi soluğu çıkmayanlar iyidir. Sanmayın sadece adaletin terazisi bozuktur; manavın, bakkalın da terazisi bozuktur. Çünkü kötülerde en çok güzellik bulunur. Kötüler en çok balla gelir, şerbetle gelir. Kötülük her yerden, her kişiden gelir. İyilik nedir peki? İyilik utanmadır. Var mı insanlığından utanan?
Kadınların aşağılandığı, tecavüze uğradığı, katledildiği bir ülkede aşk güle değil yolunmuş kaza benzer. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Kadınlara sunulan bunca armağan, ikram aslında bir tavuk fiyatınadır. Sonra kadın kaz gibi gelir. Yolunup durulan kadın, aşk yaşadığını sanır. Ardından yenilip yutulur ve lades olur. Kadınların erkek dünyasında varlıkları ya kupa kızı ya da sinek kızı gibidir. Kadınlar, erkeklerin dünyasında bir kumardır. Eğer bir kadını başka bir kadınla aldatırlarsa pişti olurlar, eğer erkekliklerini vale olarak ya da joker olarak ortaya koyarlarsa onları elde ederler. Bir de papaz olma durumu vardır, kadına düzgün bir şekilde yaklaşamama durumudur bu. Saç sakal bir durumda kadınların karşılarına çıkarlar. Kadınlar en çok bunlardan korkar. Aslında her zaman bu konuda haklı değillerdir. Sonuçta Eğri bacadan doğru duman çıkabilir. Kadınlar, Türkiyede teneke kutulardaki sardunyalara benzer. Biraz karışıktır durumları yani. Kaderlerinde salamura kutularıyla yaşamak zorunluluğu olsa da, yine de çoluk çocuğa karışarak bulunduğu yere kök salmayı ve çiçek açmayı bilirler. Türkiyede kadınlar, komşu oğullarının ve kocalarının fantazilerini süslerler. Bir balkona çıksa da, orasına burasına bir baksak derler. Çünkü Türk erkeğinin en sevdiği şey, kadının kocasından daha iyi olmaktır. Bir de kadın, kocasından daha iyi olduğunu tescillerse keyfine değme gitsin. Aslında kadın bilmez ki, bir iktidar mücadelesinde sadece bir araçtır. Bir erkek mahallenin tüm kadınlarıyla yatsa, bu onun gücünün bir göstergesidir. Kadın Türk erkeği için nitelik değil, niceliktir. Kadının güzelliği veya zekası önemli değildir. Önemli olan, erkeğin egosuna hizmetidir. Türkiyede aşk yoktur. Çünkü Türkiyede hiçbir şey tam değildir. Türk insanı vasattır. Vasattan aşk çıkmaz. Ortalama duygular ne ise o çıkar. Onlarsa, çakma aşklar ve sevgilerdir. Türkiyede insanlar arasında denge yoktur. Aşk eşitlikten doğar. Oysa Türkiyede her alanda üstünlük kurma çabası vardır. Kadın erkek eşitliğinin olmadığı yerde, aşkın terazisi her zaman bozuk olur. Türkiyede ben hep kadının üstünde olmalıyım mantığı olduğu sürece, kadınlar her şeyi alttan almaya ve aşağılanmaya katlanacaklardır.
Bütün incitilmiş çiçekleri, kanadı kırık kuşları getirdim sana
Ey Allah'ım yardım et bana sensiz nasıl kalırım ki ben ayakta.
Bir titremedir başlar diz kapaklarımda düşerim karanlıklara
Bir umut bulamam senden bir aydınlık girmezse yarınlarıma
Tüm cam kırıklarını getiririm yanına bir ışık girmezse odama
Öldürmeye cesaretim yok ama ölmeye evet
Vur hançerini boynuma sonra sonumu seyret
Aksın kanım yırtılan beynimin damarlarından
Seni ne kadar düşündüğümü anla ve seyret.
vicdanlar kör fikirler kirli
kim temizleyecek memleketi
herkes nemrut herkes ateş
allah'ım gönderin ibrahim'i
zulüm ateşi sarmış her yeri
Canım burnumda kokunu özledim sevgili
Ne deniz ne gül kokusu mutlu eyledi beni
Sağanak sağanak yağmurlar ıslatsa tenimi
Titretmez beni sana dokunduğum an gibi
Toprak kokusu gibi özlerken sevgili seni
Yer kabuğu... Ağaç kabuğu...Elma kabuğu... Ceviz kabuğu... Kaplumbağa kabuğu... Tüm acılar kabuk bağlamış. Yine de kaplumbağa kabuğuyla yürür. Ağaç kabuğuyla büyür. Elma kabuğuyla şekillenir, ceviz kabuğundan çıkıp filizlenir. Sen de kır kabuğunu ya da durma yerinde. Ya çık göklere ya yürü ümitlere. Hangi acı aynı dozda kalır, hangi acı mutluluğu kapatır? Aç pencereleri, kapıları, bacaları. Duman gibi dol gökyüzüne, ışık gibi dol yeryüzüne. Acılara yol ver. Hangi yolcu ebediyen kalır istasyonda? Herkes biletine göre alır yol. Sen de acılara salla kol. Hangi değirmen tanır, unu ve darıyı? Öğütür durur ve doldurur sonunda ambarı. Her günden karlı çık. Doldur yüreğini sevgiyle, neşeyle. Başın dönse de değirmen taşı gibi acıları un ufak et. Doy hayata. Felek değirmen taşı gibi dönse de senin şansın da bir gün döner.
Dik duruşun, direncin, neşen düşmanlara kapak olsun. Biraz da onlar tencerenin içinde kavrulsun. Kitap kapağından tanınır, yara kabuğundan. Bırak acıların kabuk bağlasın. Yaşa kabuğunla, büyü ağaç gibi, yürü kaplumbağa gibi. Adaletin terazisi bir patatesle, bir domatesle seni mahkum eder. Ve sen bir ömür boyu aç kalırsın. Bırak karpuz kabuğunu denize. Yaslan vicdanına, güven kendine. Bak ufukta ne çok renk var. Yaşamını renklendir. Yeni bir çerçeveden bak dünyaya. Ağlama boşu boşuna.
Koca dağlar utanmazken kurdun kaptığı kuzudan. Sen niye insanları dağ diye büyütmektesin? Neden neşeni taşa, ete, kemiğe çevirmektesin?
Gülüşün yağız delikanlılardan ve nazlı yardan güzel olsun. Gözlerindeki bir damla yaş tüm yürek ateşini söndürsün.
Sandal tahtalara çakılan çividir. Ve sen de çivi gibi çakıl hayata. Bak denizler batmış gemilerle doludur. Sandallar da bir o kadar hayata tutunmaya çalışanlarla doludur. Yüreğine batsa da hayat, sen sandallarını denize çıkar.
Bardağın son damlası son mektup gibidir. Ya yüreği taşırır ya yüreği sakinleştirir. Son ver cafcaflı sözlere. Noktayı koy seni bırakıp gidenlere.
Hiç çiçek açmayan bir dal gibiyim. Bahar gelmiş gelmemiş neyime. Kupkuru bir ağaca dönüşmüşüm. Acı vermekte bana gül dalları. Toprakta yeşeren çimenler yüreğimi ezmekte.Hayat beni çiğnemekte, hayata dair her şey üzerimden geçmekte.Çünkü ben ölmekteyim. Çünkü ne kadar yaşamak istesem de bir umut yeşermemekte bende. Tüm kuşlar benden habersiz. Terk edilmiş bütün bedenim. Bir dost eli bana uzanmamakta. Sadece rüzgarlar küllerimi savurmakta.Yanmadan bir ormanın kül oluşunu bilmekteyim. Hayat bana yanmayı öğretti çünkü. Aklımdan, yüreğimden cehennem eksik olmadı çünkü. Ben olsam olsam alevden bir evin tahta kapısı olurdum. Her gün cayır cayır tutuşurdum.
Yetersizim. Bu yüzden sadece ezbere şarkılar söylerim ya da başkalarının şiirlerini okurum sürekli. Kendim bir şey yapamam. Elimden hiçbir şey gelmez. Yaşamayı bilmeyen insan, ölmesini de beceremezmiş. Bu yüzden darağacı olurum, tabut olurum ama asla ölmeye muktedir olamam. Tadında hiçbir işi başaramam. Tat alamam bu sebepten dolayı hayattan. Ölmek bile acı vermez bana artık.
Yetersizim. Yetti artık dediğim anlarda bile saatleri kupkuru dallarıma asarlar. Her dakika, her an bana intiharı yaşatırlar. Oysa ben güneşi hissetmek isterim. Yaşamak isterim bol yıldızlı bir gecede. Ama ne yazık ki hiçbir yaprak bende kıpırdamaz. Bu yüzden şarkılara alkış tutamam. Ellerimden dökülür cehennem külleri. Sadece yanarım yanarım.
Cennet bana düşmez. Cehennem kapıları ardına kadar açılır bana. Ve ben ateşlerin ortasında bir ağaç olurum. Yanarım yanarım tutuşurum. Bir türlü yaşamayı beceremem ki ben. Gövdemde aşıkların kazıdığı kalp şekilleri olurken, benim yüreğimde en büyük acılar saklı kalır. Duygularımı kimseye açamam ki. Hiçbir heyecan beni coşturamaz. Aşık olmayı başaramam çünkü. Sadece yanarım yanarım tutuşurum.
Ateşler içinde sürüklenen bir gemiye dönüşürüm. Ateş nehrinde giderken, yelkenlerimde çöl rüzgarı olur. Yangınlar içinde bir seni düşünürüm. Beynimin yokuşlarında seni düşünmekten yorulurum. Seni görme hayaliyle cenneti unuturum. Yanarım yanarım tutuşurum. Bir su bulamam. Elimden dökülür cehennem külleri. Senin kucağına cenneti dökmeye yetersiz kalırım.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....