Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Bakıyorum geceye parmak aralarımdan
Ellerimi çekince karanlığım oluyorsun
Kalbim en uzak yıldızlar gibi parlıyorken
Gözyaşlarımla bir boşluğa düşüyorsun

Elde hüzün kadehi acıya kaldırıyorum

Devamını Oku
Osman Demircan

Ben neredeyim? Buz tutan nehir üzerindeyim.
Üstüme taşlar yağdırmakta merhametsizliğin
Sağanak sağanak acımasızlığın tam dibindeyim
Buzdan coğrafyanın içinde kan dökmekteyim

Buz kırıklarının sınırladığı aşk çemberindeyim

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir aşk şarabıydın sen.
Kadehin son damlasıyla
Aşkımızdan geriye
Günah kırıntıları
Bir de baş dönmesi kaldı.

Devamını Oku
Osman Demircan

İkisi de hazindir ikisi de hayatımın rengidir
Günahkar saksıdaki siyah beyaz güller gibi
Koktuğumda cennetle cehennem kokarım
Akla kara gibi her zaman ikilemler yaşarım

Akla kara gibi her zaman ikilemler yaşarım

Devamını Oku
Osman Demircan

Dünyada her şey birbirini tanımlamak ve tamamlamak için vardır. Gökyüzündeki yıldızlar ve ay geceyi tamamlamak için var olabilir fakat geceyi asıl tanımlayan baykuştur. Aslanı tamamlayan her ne kadar ceylanlar ise de onu şühesiz ki tanımlayan kükremesi ve yelesi olacaktır.Kelimeler,resimler ve müzik hayatı tamamlayan anahtarlar olabilirler fakat hayatı asıl tanımlayan insandır.Çünkü insan bütün anahtarların kapısıdır.Hayatta en bağlayıcı şey insanın kendisidir.Bir kişinin duygu ve düşüncelerini bir başkasına açması bütün kainatın kapılarını açmasıdır.İnsanı anlamak hayatı tanımlamaktır.
İnsan denen büyülü kapıyı aralamak kelimelerle mümkün olacaktır.Anahtar nasıl kendine uygun kapıları açarsa duygu ve düşünceleri tamamlamak en uygun anahtar kelimelerle yapılmalıdır ve insanı tanımlamak kapılar açmak olmalıdır. Parçaları birleştirip aklımızdan geçenleri ortaya koymak kelimeleri bir ifade gücü haline getirmek insanı anlatmaktır ve tanımlamaktır.
Kadını tanımlamak saçların, gözlerin, yanakların, ellerin, kadına dair her şeyin, hepsinin kendi renginde olmasıdır.Kadını erkek tamamlayabilir ama onu ifade eden kendi rengidir ve o renk kadını tanımlamalıdır.
Oysa bütün kadınlar aynı renk sanki. Sanki tüm kadınlar aynı moda, aynı parfüm ve aynı tamamlayıcıların bir ürünü.Peki asıl renkleri nerede? Kendini tanımlayan farklılıkları nerede?
Ve erkekler...
Tamamlanmamış bir pop şarkısının, tamamlanmamış nakaratının eksik harfli ünlemi gibiler.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu dünyayı biz yaratmadıysak nasıl özgür olabiliriz ki.Bir filozof: ' Ben Tanrı'sız bir yerde yaşamak istiyorum” der.Tanrı olmadığında mutlu olabilecek miyiz? Hayat bize hep mağlubiyeti öğrettiyse ve haksızlıkları önleyememeyi öğrettiyse bu dünyada kötülük yapanların yaptıkları yanlarında kar mı kalacak. Aslında Tanrı'nın yerini alabilecek yegane olgu devlettir. Peki devlet adam öldürebiliyorsa kime sığınacağız ve kimden yardım isteyeceğiz. Görülüyor ki insan Tanrı'ya muhtaçtır. Ayrıca Tanrı'yı yok saymak Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez.
İnsan hayat fabrikasının yaptığı suç makinesidir. Bu makine akılla çalışır. Öyleyse insan aklı olduğu için suç işlemektedir. Ve aklım var fikrim var deyip mantığına sığınanlar katliamlara, savaşlara, kıyımlara keskin zekalarıyla kılıf bulmaktadırlar.
Bir insanın mutluluğu zincirlerini kabul etmesine, esaretine bir mana bulmasına bağlıdır. Yoksa başıboş, zincirlerini kırmış olarak yaşayan, her istediğinin olacağını düşünen hiçbir insan mutlu olmaz. Zaten mutluluk da mutsuzluk da aynı tencerede pişen yemektir. Çünkü malzemeleri aynıdır. Seni mutlu eden şey mutsuz da edebilir. Bu yüzden sen ne kadar iyi ahçı olursan ol bir gün mutluluk yemeğinin ekşilediğini ya da bayatladığını görürsün de gözlerine inanamazsın.
Aslında kandırılıyoruz. Dışarı çık bak sokakta, yolda, orda burda ne çok algı bombardımanına tutuluruz. Hayat bizimle böyle savaşır. Biz de bu algı bombardımanı altında bir seçim yaparız. Oysa yaptığımız seçim önümüze konulan mayın tarlasındaki bir güldür. O gül ki bizi kan içinde bırakır da biz farkına varamayız. Hayat ne güzel deriz de ağlanacak halimize gülmeyiz. Hayat bizi sevgililerle, eşle, dostla, çocukla, makamla mevkiyle kandırır. Yaşamak içi boş bir kavanozsa anca içini Tanrı ile doldurabiliriz. Çünkü o kavanoz kırılıp elimizi kanattığında yüreğimizden yükselen tek ses Allah olacaktır. Nice elleri kolları kan içinde olanlar vardır da sarılacak kimseyi bulamazlar. Sadece gidip içki şişelerine sarılırlar. Babil kulesinden ok atıp Tanrı'yı öldürmek isteyenlere oklar geri gelmiştir. Kahrolan, mahvolan hep kendileri olmuştur.
Bahçede büyüyen bir karanfilin adı özgürlükse o tarlada biten salatalığın adı niye hıyar olmaktadır. Çünkü her şey insanla anlam bulmaktadır. Çünkü Tanrı'nın mana kitabı insandır. O yüzden insanı iyi okumak ve anlamak lazımdır.
“Yavuz hırsız ev sahibini kovar.” sözünde olduğu gibi bu dünyada yeyip içtikten sonra hesabı vermeden mal sahibini kovup gideceğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz. O ki hesabı en doğru olandır o ki Tanrı’dır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Hayatımızda doğru yolu bulmak için gayret göstermekteyiz. Oysa önümüze o kadar sokak, o kadar kavşak çıkar ki ne tarafa gideceğimizi şaşırırız. Hayat yolunda karşımıza çıkan insanlar, bizler için bir gösterge olur. Biz de manevra yaparken, hızlanırken veya yavaşlarken bu insanlara göre yol alırız. Eğer hayat yoldaşlarımız bize, yanlış kılavuzluk yaparsa, sağa sola çarpar kaza yaparız. Doğru yolu bulamazsak sebebi yoldaşlarımız olur. Şöyle düşünün, öyle bir toplumda yaşamaktayız ki tam bir iki yüzlü. Hangi kadın namusuyla sokağa düşmüştür de namusuyla evine dönmüştür. Hemen hemen hiçbiri.
Oysa en çok namustan ve şereften söz eden milletlerden biriyiz. Başka bir örnek vermek gerekirse, biri size kızıp telefonunuzun numarasını umumi tuvaletin bir yerine yazsa, hiç kimse erkek olduğunuza bakmaz, telefonunuzu arar ve size uygunsuz tekliflerde bulunur. Demek ki toplumda birey olarak kişisel mücadelemizi vererek, kendimizi korumalıyız. Kimsenin aklına güvenip, hareketlerimizi yönlendirmemeliyiz. Toplum av arar. Çünkü bir ahtapota benzer. Kolları her yerdedir ama dişlerini kimse göremez. Anca diş geçirdikleri toplumun ne kadar zalim ve gaddar olduğunu anlar. Kendini yönetemeyenleri her zaman başkaları yönetir. Birey kendini kontrol edemezse tuzaklara açıktır. Bedava peynir fare kapanında olur. Bu hayat hiç ucuz değil. Hayatı bedavaya getirmeye çalışanlar, toplumun tuzağına düşer. Kişiliğini kaybeder. Yapılması gereken şey, emeğiyle ekmeğini kazananlara, ayakları üzerinde durmaya çalışanlara çember takmak olmamalıdır. Namuslu toplum, bireye saygı duyarak, bireyin ekmeğiyle ve namusuyla oynamayarak olur. Hayatımızda doğru yolu bulmak için gayret göstermekteyiz. Toplumda kendini doğru ve düzgün olarak tanıtan çoktur. Bu reklamlara bakmamalı, etikete ve kapağa bakmamalı, uyanık olunmalıdır. Aslında başkasının ne olduğu çok önemli değildir. Yoğurtta iyidir ama ekşiyince ayran olur sulanır. Bu yüzden kendi yolunu kendin bulmalısın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Çorak bir bayırın köyü bozkırında
Çocuklarını güneşe salıverirken
Toprak ana kumsalda dalgalarla
Deniz kıyısında suyla sevişiyordu.

Toprak ana bir ağaç büyütüyordu

Devamını Oku
Osman Demircan

saçların karanlık olsun akşamlarına
gözlerin yıldız gibi olsun semalarına
yalnız ellerin kalsın bir tek benimle
parmakların senden kaçmamayım diye
tellerin dikeni gibi örümceğe benzer
seni terk edişlerim takılır sana yine

Devamını Oku
Osman Demircan

Ne geçmişim var ne geleceğim. Tüm saatlar durmuş. Akrep ve yelkovan kudurmuş. Tam sevme zamanı ya da duyguları coşturma zamanı derken ve at gibi koşmak isterken, bacağım kırılır. Hayat beni işte o zaman vurur. Dallarda kirazlar salınıp durur. Bense ağzım açık bakarım öylece. Hayattan tat alamam böylece. Neden hayat bana hep aynı oyunu oynayıp durur. Bundan içimdeki çocuk sıkılır. İsterim ki dünya kendi ekseni etrafında bir panayıra dönsün. Dallarda elma şekerleri olsun. Dudaklarım tat dolsun. Akıp giden hayat nehrinde, beni yüreğim istediği yere götürsün. Yüreğim başka yerde, ruhum başka yerde, bedenim başka yerde olmasın. Arayan beni kolayca bulsun. Sözüm neredeyse, dudaklarım orada olsun. Özüm neredeyse, gözüm de orada olsun. Tanrı tümüyle sizin dualar ise yalnız benim olsun. Bakışlarım gökyüzünde sadece bir yıldıza isabet etsin. Samanyolu sizin olsun. Aslında yükseklerde hiç gözüm yok. Bir uçurtma isterim sadece güneş renginde içimi ısıtan. Ona bakarken çocukluğum gözümün önüne gelsin. Size bırakarak büyüklüğü çocukça gülüşlerle dilim bir masal tuttursun. Kimin güzelliği bir bahar yaratır? Kimin yeşil gözleri, kör gözleri ağlatır? Bırak güzel günler çocuklukta kalsın. İnsanlar, aşk diyerek, sevgi diyerek, dostluk diyerek oyalansın. Mandalınalar kurumuş, portakallar çiçek açmış. Güleyim mi ağlayayım şimdi ben? Kuru dallar üzerinde gezinir karıncalar. Cenazesini kaldırır mandalina ağaçlarının. Portakal çiçeklerine konar kelebekler. Şimdi hangisine sevineyim ben. Bir mermi gibi yüreğime saplansa da zaman duygularımdan habersizdir. Bir kol saati ki bileğimin jilet kesiklerinden uzak. Ne olur beni bırak. İster güneşin battığı saat olsun, ister gecenin en hareketli zamanları olsun, ne ben çocuk olabilirim ne de seni eskisi gibi sevebilirim artık. Ne çocukluğumu yaşayabilirim tekrardan ne de anne diye bağırabilirim fütursuzca. Zaman beni tüketir acımasızca. Bir bal küpü olmalı zaman oysa. Çiçekleri sevenler, kirazları severler. Sana hem çiçek hem kiraz hem de bal olmak isterdim oysa. Her dakika bir başka güzellikle çıkardım karşına. Önce çiçek olurdum, renk ve kokuyu salardım anlarına. Sonra bal olurdum hayatına tat katardım. Daha sonra ise an an kiraza dönüşürdüm ve küpe olurdum kulaklarına ve sana aşk sözleri mırıldanırdım. Keşke zaman bu fırsatı verebilseydi bana. Tabiatta geri dönüşler yoktur. Geri dönemem artık sana. Çünkü sana gönderdiğim çiçekler soldu. Senin için diktiğim ağaçların yaprakları döküldü. Çok sevdiğin kedicik öldü. Ben de yaşadım sen yokken. Senin yokluğuna yağmur suları doldu. Yangınlarım söndü.

Devamını Oku