Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Çıkış yok yüreğim sıkışık ay karanlık
Sadece gözlerim var dünyam bulanık
Tek Allah okşadı beni gerisi yalnızlık
Çiçekler kökleriyle sökük ruh dağınık
Yüksekten düştüm ay görmedi yazık
Mehtaplı gecede ölüm yaşam karışık

Devamını Oku
Osman Demircan

Tir tir titreyen bir serçedir avuçlarında zaman
Günlerine yansıyan kırık ve puslu aynalardan
Göklere hayat dolu kanat değecek anbean
Dudaklarına borçlandığın sevdaların ardından

Sözlerin ürkek, çekingen varlığın dalında kuş

Devamını Oku
Osman Demircan

Üç türlü insan vardır. Leyleklerin getirdiği insanlar birinci gruptur. Bunlar bol bol lak lak ederler. Burunlarını her şeye sokarlar. Kibirli kibirli yürürler. Gezerler tozarlar. Yüksekten uçarlar. Zengin ve gösterişlidirler.
İkinci grubu dünyaya kargalar getirir. Bunlar leş yerler. Bu yüzden ölümü ve savaşı çok severler. Barıştan nefret ederler. Hırsızdırlar ve fırsatçıdırlar. Sömürmeyi ve yok etmeyi iyi bilirler. Ve ülkemin semalarına kara bulut gibi çökerler. Gün bugündür. Türkiye kargaların yurdudur.
Üçüncü grup insanları uzaylılar getirir. Dünyaya yaşları ne olursa olsun yeni doğmuş bir insan yavrusu gibi şaşkın şaşkın bakarlar. Bir türlü dünyalı olamazlar. Hayata bakışları diğerlerine pek benzemez. Bu yüzden ya yürekleri kan ağlar ya da gözleri kan çanağına dönüşür. Bunlar yazarlar, çizerler, saz olurlar, keman olurlar, piyanoda tuş olurlar.
Bugün anladım ki beni uzaylılar getirdi. Cep telefonum çalınmıştı. İnsanların evlerinin önünden çoluk çocuğu çalınıyor dedim. Bu yüzden üzülmekten utandım ve gidip kendime yeni bir cep telefonu aldım. Aradan zaman geçince eski numarayı bir arayayım dedim. Telefon çaldı. Bir adam ses verdi Hüseyin sen misin dedi. İnsan aynaya bakıp karşısında kutup ayısını görünce ne diyeceğini şaşırır ya. Aynen öyle şaşırdım. Doğru abone merkezine gittim. Dedim ki cep telefonum hattıyla beraber çalınmıştı. Bugün çalınan hattımı arayınca biri çıktı acaba kim olduğunu öğrenebilir miyim dedim. Olmaz dediler özel hayata karışamayız. Ama dedim benim çalınan numaramı kullanmakta. Olsun biz özel hayata müdahale edemeyiz dediler. İlginçti. Sonra istersen o hattı iptal edebiliriz deyince kabul ettim. Bilgisayardan çalınan numaraya baktı senin üzerine kayıtlı değil şu isimde birinin üzerine kayıtlı dedi. Peki nerede yaşamakta diye sorunca abone merkezindeki herkes güldü. Orası özel dedi. Benim özel numaram ortalıkta gezmekte, bana dediğine bak.

Devamını Oku
Osman Demircan

trenler gelir geçer kasabalardan şehirlerden
vagonlar dolusu aşkla taşınırım her an sana
bakarım garsın bir bakarım raysın aşk yolunda
başım döner tekerlek gibi sürüklenirken sana

başka yollar bul sevgili yollar uzun hayat kısa

Devamını Oku
Osman Demircan

Şurası saçlarımı rüzgara savurduğum yer
Topraklarıyla yüzümü kirlettiğim bu diyar
Gün ışıklarıyla gördüğüm memleketimdir.
Benim ülkemdir buranın adı Türkiye'mdir

Ağlayışlarımı bir dağ çiçeği gibi saklayan

Devamını Oku
Osman Demircan

Türkiye iki kutuplu bir ülke. Aslında çok kutupluluktan da bahsedebiliriz ama temel olarak iki taneden bahsedebiliriz. Bir yanda elitlerin oluşturduğu resmi kültür diğer yanda halk kültürü.
Bu iki kültür birbiriyle çatıştıkça ortaya garip bir karışım çıkmakta. Birlikte yaşamanın da bir medeniyeti vardır fakat Türkiye bunu yakalayamadı. İki tafafın birbirini anlaması gerekirken korkunç derecede bir uyuşmazlık var
Çünkü her iki tarafın da iç acıları var. Kimse acılardan yola çıkmıyor bu yüzden çıkmazlar yaşanıyor.Ama iki tarafa da baktığımız vakit, ne İslamcı geçinen kesim, ne laik kesim, iki taraf da medeni bir çehreye sahip değil.
Bakmamalı kimse karşısındaki insanın ne giydiğine. Başka yığınla işi olmalı, okumak istediği kitapları olmalı, başkasının yaşamından kime ne? Başlı başına bir yaşam değişikliği var, alışveriş merkezleri en büyük değişim. Kültür değişti. Bütün yeni nesiller, çocuklar oralara gitmeye bayılıyor.
Üstelik oraya gidenlere baktığınız vakit laiklerle İslamcılar arasında büyük bir uyum var. Orada hiç problem çıkmıyor. İşin içine ekonomik birlikler girdiği vakit, büyük fikir ayrılıkları törpülenebiliyor demek ki. Bazense ekonomi de yetmiyor bir medeniyet oluşturmaya. Sadece bir gülümsese yeter. Örneğin her iki taraf da birbirine karşı gayet mesafeli, gayet soğuk. Bodrum'da yaşayan İslamcı kesimden ve laik kesimden kişiler, Bodrum’da oldukları için zorunlu bir saygıyla yaklaşıyorlar birbirlerine ama yüzlerine baktığınız zaman bir asabiyet. Bu hissizlik, insanın fikri hayatının olmamasından kaynaklanıyor. Kendi gibi düşünse, resmi kültürden ve ideolojilerden etkilenmeden düşünse karşısındakinin de insan olduğunu anlayacaktır.
Türkiye' de resmi kültürle halk kültürü barışmak zorunda. Bir kız öğrencinin türbanıyla okula girmesinde ne sakınca olabilir diğer yaşam tarzlarına saygılı olduğu sürece. Kimse sen de benden olacaksın dayatması olmadığı sürece, herkes ister İslami kesimden olsun ister elit kesimden olsun laikliğin Türkiye için lazım geldiğini bildiği ve laikliğin bir özel yaşam alanı olduğunu kabul ettiği sürece hiçbir sorun çıkmayacaktır. Ama görünen odur ki ne İslamcı kesimde ne de laik kesimde böyle bir medeniyet yok. Böyle olunca ortak bir medeniyet kurulması ya da ulus devlet olunması zor görünüyor.

Devamını Oku
Osman Demircan

Önce sürahi ile bardak, çift kaşarlı dost gibiydik. Sonra deniz kenarındaki bir masada bir örtüydün sen, ben ise üzerindeki çiçeklerdim. Daha sonra sen yeşil bir gözdün, ben içindeki bir ışık... Sen gözdün mavi ya da siyah... Ben göz kapaklarında kirpiktim. Sen saçtın, ben rüzgar... Sen neşeydin, ben gülüş... Sen bahardın, ben çiçekli bir dal... Ben bir denizdim, sen derinliğimde sedef içinde bir inci... İçi içe ya da yanyanaydık. Ben bir vazoydum, sen rengarenk çiçek... Ben bir duyguydum, sen gözyaşı... Ben kalptim, sen kan... Ben bir bedendim, sen ise can... Varlığımızı birbirine katardık. Sonra gök itti bulutları, yağmur yağdı denizlere. Kabardı sular, dalgalar yıktı hayallerimizi. Aldı götürdü, sandallarımızı deniz. Sığındığımız bütün koylar, fırtına artıklarıyla doldu. Ne beyaz yelkenli bir gemi kaldı ortada ne de demir atabileceğimiz bir liman. Sen yoktun, ben de yoktum artık. Gizli içilen bir sigaraydın artık kızgınlığımda. İçime dolarken kapkara nefretin, kim bilir sen neredeydin? Sert rüzgarların altında dalları çıplak bir ağaçtım, senin için yakamı paçamı yırttıktan sonra. Bir daha çiçek açmayacaktı hiçbir yerim artık, tüm dallarımı kırdığın için. Yoktum ben hiç olmadım. Sadece sen vardın ve sonrasında sen ve sana duyduğum nefretin kalacaktı. Sen bir fırçaydın, ben bir tablo... Aşkın bizi çepeçevre edince, mutluluktun, renktin, resimdin. Sen bir ormandın, sislerin içinde saklı bir ülkeydin. Ben sadece, bana yüreğinde açtığın yer kadar gidebildim. Sonra anladım ki yüreğinde gelip geçiçi bir misafirdim. Bir ölüm olsaydın bu kadar üzülmezdim. Gelip mezarında ağlardım. Toprağına el sürüp, öperdim. Katilim olsaydın, canımı bu kadar acıtmazdın ve beni bu kadar öldürmezdin. Kanımı içe içe aldın. Sonra beni bir posa gibi attın. Bir kahpe olsaydın, beni arkamdan vursaydın bu kadar yanmazdım. Beni topuğumdan vurdun. Tüm yollarımı kanla doldurdun. Bir şerefsiz olsaydın, derdim ki, bütün şerefsizler hep aynıdır, tam başın dönmeye başladığında hepsi bir kadeh gibi kırılıp gider. Sen bir sokak ortasında güpegündüz tecavüzsün. Ne arlanman vardı ne de insanlardan bir korkun vardı. Sen tam bir utanmazdın. Sana yüzün kızarmadığı halde, verdiğim tüm utangaç öpüşler için artık çok pişmandım.

Devamını Oku
Osman Demircan

yağız atlar ağlar gözlerimin karalığında
beyazlığında gözlerimin ağlar yılkı atlar
saçlarımın telleriyle savrulur yeleleri.
vurulur göğsümde yüreğinden tüm atlar

yüzüme ayaz soğukluğunda şiir çarpar

Devamını Oku
Osman Demircan

İnsanlar bize çok şeyler anlatmaktadır ve biz ise sadece bize anlatılanları bilmekteyiz. İnsanlar cahil olduklarına göre ve bize anlattıkları basit formüllerden öteye gidemediğine göre bilgilerimiz hiçbir şey bilmemekten öteye geçememektedir.
Sadece bize anlatılanları bildiğimiz için Sokrates’in “ Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü gerçeklik kazanmaktadır.
Her şeyi yaşadıkça öğrendiğimize göre ve yaşadıklarımız iki nokta arasındaki bir çizgiden öteye gidemediğine göre bildiklerimiz sınırlı kalmaktadır.
Bazen ise insanlar ezbere yaşarlar ve bildikleriyle yetinirler.Oysa Sokrates bildikleriyle yetinmeyip daha çok şey öğrenmek isteğini vurgulamaktadır.İlim bir insanın öğrenme isteğiyle başlar.Öğrenme isteğini ise, hiçbir şey bilmeme duygusu ayaklandırır ve kişi o duyguyla boş boş oturmaktan bıkar, ayağa kalkar.
Aynı zamanda Sokrates bu sözüyle kendini küçümsemektedir ve evreni yaratan varlığa seslenmektedir.Her şeyin bir düzende gitmesinden dolayı, bu her şeyin arkasında üstün bir zekanın hakim olduğunu savunmaktadır.Kendi zekasının bunu anlama yetisinde olmadığını vurgulamaktadır.
İnsan öğrendikçe neyi bilip bilmediğinin farkına varır ve kendini daha iyi tanır.Sokrates kendisinin farkındadır ve birçok şeyi anlamlandırma noktasındadır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Dilinde aşk vardı yüreğinde kar çiçekleri
Ağlaması gelen şair hüznünü buza çizdi.
Kaybolanlar kış aynasında geceye sindi.
Kardelen şiir dünyasında ümit ve çiçekti

Karanlık gecelerde açan şiirsel dizelerdi

Devamını Oku