Çıkış yok yüreğim sıkışık ay karanlık
Sadece gözlerim var dünyam bulanık
Tek Allah okşadı beni gerisi yalnızlık
Çiçekler kökleriyle sökük ruh dağınık
Yüksekten düştüm ay görmedi yazık
Mehtaplı gecede ölüm yaşam karışık
Tir tir titreyen bir serçedir avuçlarında zaman
Günlerine yansıyan kırık ve puslu aynalardan
Göklere hayat dolu kanat değecek anbean
Dudaklarına borçlandığın sevdaların ardından
Sözlerin ürkek, çekingen varlığın dalında kuş
Üç türlü insan vardır. Leyleklerin getirdiği insanlar birinci gruptur. Bunlar bol bol lak lak ederler. Burunlarını her şeye sokarlar. Kibirli kibirli yürürler. Gezerler tozarlar. Yüksekten uçarlar. Zengin ve gösterişlidirler.
İkinci grubu dünyaya kargalar getirir. Bunlar leş yerler. Bu yüzden ölümü ve savaşı çok severler. Barıştan nefret ederler. Hırsızdırlar ve fırsatçıdırlar. Sömürmeyi ve yok etmeyi iyi bilirler. Ve ülkemin semalarına kara bulut gibi çökerler. Gün bugündür. Türkiye kargaların yurdudur.
Üçüncü grup insanları uzaylılar getirir. Dünyaya yaşları ne olursa olsun yeni doğmuş bir insan yavrusu gibi şaşkın şaşkın bakarlar. Bir türlü dünyalı olamazlar. Hayata bakışları diğerlerine pek benzemez. Bu yüzden ya yürekleri kan ağlar ya da gözleri kan çanağına dönüşür. Bunlar yazarlar, çizerler, saz olurlar, keman olurlar, piyanoda tuş olurlar.
Bugün anladım ki beni uzaylılar getirdi. Cep telefonum çalınmıştı. İnsanların evlerinin önünden çoluk çocuğu çalınıyor dedim. Bu yüzden üzülmekten utandım ve gidip kendime yeni bir cep telefonu aldım. Aradan zaman geçince eski numarayı bir arayayım dedim. Telefon çaldı. Bir adam ses verdi Hüseyin sen misin dedi. İnsan aynaya bakıp karşısında kutup ayısını görünce ne diyeceğini şaşırır ya. Aynen öyle şaşırdım. Doğru abone merkezine gittim. Dedim ki cep telefonum hattıyla beraber çalınmıştı. Bugün çalınan hattımı arayınca biri çıktı acaba kim olduğunu öğrenebilir miyim dedim. Olmaz dediler özel hayata karışamayız. Ama dedim benim çalınan numaramı kullanmakta. Olsun biz özel hayata müdahale edemeyiz dediler. İlginçti. Sonra istersen o hattı iptal edebiliriz deyince kabul ettim. Bilgisayardan çalınan numaraya baktı senin üzerine kayıtlı değil şu isimde birinin üzerine kayıtlı dedi. Peki nerede yaşamakta diye sorunca abone merkezindeki herkes güldü. Orası özel dedi. Benim özel numaram ortalıkta gezmekte, bana dediğine bak.
Sen benim gökyüzümsün lütfen uçurtmalarıma zarar verme. Bil ki ilk terk edilişi uçurtmam tellere takılınca yaşamıştım.Ve hayat benim için ilk defa o zaman kördüğüm olmuştu. İlk defa uzaklara gitmek isterken uçurtmamla acılara bu kadar yakın düşmüştüm. Ben ki maviliği tercih ederken karanlığa mahkum olmuştum.
Oysa uçurtmam ne kadar yalnızsa o kadar yalnızdım. Çiçeklere değen rüzgarla gökyüzüne salmıştım yalnızlığımı. Kendimi her tarafı yırtılmış uçurtma gibi hissederken uçurtmam dallara takılmıştı. Yüreğim burkulmuştu ve içim zindana dönüşmüştü.
Çocuktum ufacıktım ilk defa uçurtmam dallara takılmıştı. Bütün ağaçlar keskin bir kılıç olmuştu. Benim en güzel duygularımı Koparıp atmıştı.
Uçurtmam geceye takıldı sonra. Karanlık her yanını sarmıştı. Ve ben gökyüzünde ışığı ararken karanlık yine gökyüzünden gelmişti. Uçurtmamı gecenin lacivert elleri yırtmıştı.
Rüzgarlara vermiştim ben uçurtmamı. Onlar da en olmadık yere bırakmıştı. Ben ilk defa terk edilişi hoyrat esen rüzgarlarla yaşamıştım. Uçurtmamı rüzgarın seline kaptırmıştım. Zaten ya rüzgarım olmamıştı ya da uçurtmam. İkisi de bir araya gelince uçurtmam dallara takılmıştı.
Ben ellerimi ilk defa o zaman sevmiştim. Gökyüzüne başım ilk defa uçurtmayla ermişti. Gözlerim maviliğe bezenmişti. Oysa uçurtmamım ipi parmaklarımın arasından kaymıştı. Umutlarım yeşerirken gökyüzünden ipi ellerimde kalmamıştı.
rüzgardan en çok uçurtmalar korkar,
bunu insanlar nereden bilsin?
hele bir dala takılıversin uçurtma,
en büyük fırtınayı insan koparır.
bir uçurtmayım ben rüzgardan korkan
Hindistan’ın sıcak topraklarına özlem duyar
Himalayalar’ın üzerinden göç eden kuşlar
Kirpiklerimin uçlarında ağlayışlarımın izi var
Bulutların gözlerimden ölümcül selleri akar
Dal kırılır bütün umutlar başka bahara kalır
Yeraltı suları gibi çıkmak istiyorum, duygu kapalılığından. Yüreğiminin çatlaklarından duygularımı fışkırtmak istiyorum. Ey sevgili bundan cesaret alıp yanımda çiçek olmaya kalkma. Seni sıcak sular gibi haşlarım. Eğer sevgime denk olmak istiyorsan bir dağ gibi çık karşıma. Aşkım diye bağırdığımda aynı tonda ve yakıcılıkta sesim yankılansın yanımda. Bir dağ gibi olsun aşkımız. Hem sana bakmaktan ürkeyim hem de zirvene ulaşmak için çırpınayım. Bir aşkta korku yoksa, düz ovada koşmak gibi olur. Oysa ben isterim ki aşk hem beni iyice yorsun veya korkutsun. Hem ben yanında çam ağacı olmak da isterim. Son ova olursan ben yanında kuruyup giderim. Bana yükseklik yaşatmalısın. Çünkü en güzel manzaralar yokuşlarda ya da yamaçlarda olur. Bir ova olursan dümdüz bir duyguyla severim seni. Yüreğime tek parti despotizmi gibi bir aşk yaşatma. Beni yaşatmak istersen, uçurumlarından üzerime dök şelalelerini. Bana bolca yağmurlar ver. Sulara sellere kaptır beni de başkalarına takılma imkanım olmasın. Düz yolda çoluk çocuk evcilik oynar. Kolay yoldan zayıf ve küçücük sevgilere ulaşılır. Ey sevgili kolay yoldan ulaşılan aşk, yol kenarındaki çiçeklere benzer. Ezilme riski taşır böyle aşklar. İsterim ki aşkımı hiç ezdirme. Uçurumlarında tut beni. Şelalelerinde boğ beni. Dokunulmazın yap beni. Eğer Böyle yapmazsan içimde biriken duygular dışarı fışkırır. Bir güzel haşlarım seni. Yakarım seni aşk ateşimle. Aşk ki hem ateş gibi sıcacıktır hem de ateş kadar yakıcıdır. Hangisine razıysan ikisi de var yanımda. Bana rastlamak en büyük şanstır. Kimse benim kadar sevemez seni. Ben cehennem bir günahkarı nasıl severse öyle severim seni. Öyle yakarım ki, ateşimden kaçışın olmaz. Bir cennet temiz bir insanı nasıl severse öyle de severim seni. Ben de araf yoktur. Ya ateşimde odun ederim seni ya da serin sularımda balık ederim seni. Orta yolum yoktur benim. Eğer öpüşlerim eritmeyecekse seni sev beni. Eğer bakışlarım tüketmeyecekse, gözlerinde cesareti sev beni. Eğer eteğin deniz, bacakların mercan kayalıkları, saçların ırmağın denizle buluştuğu yer, gözlerin deniz mağarası kadar dipsiz olacaksa sev beni. Bir aslanın tavşanın peşinden koştuğunu görür müsün? Alımcı çalımlı ceylanım olacak gel. Yoksa boşuna yorma beni. Aşkın aşkıma denk olacaksa yüreğime taht kur. Bir krallık yaşatayım sana. Yüreğimde bir çadır kurmak istersen de, karşıma bir dağ, bir yayla gibi kurul. Gece yıldızlara yakın rüyalar yaşatayım sana.
Evimin her köşesini senin zevklinle donattım. Tıpkı bir şarkı bestelemek gibi dudaklarım ve yüreğim heyecanla doldu. Kimseler görmedi seni bu kadar sevdiğimi. Bir bardağa su doldurup içmek gibiydi içimi senin sevginle doldurmak. Suyun duruluğunda sen vardın. Karanlık kördü ve ben ışığı yaktım. Evim senin ışıltınla doldu. Ayla yıldızın yan yana gelmesi gibiydi seni evimde hissetmem. Gece yüzünün aksi vururdu duvarlara. Ben duvarları okşardım. Bu kadar seni içselleştirmiştim. Seni şimdi yüreğimden çıkarmak o kadar zor ki. Tıpkı damarlarımdan tek tek iğneleri çıkarmak gibi zor seni yüreğimden söküp atmak.
Mecnun Leyla’nın evini seyreder bacadan tüten dumana iç çekerek bakardı. Hayatım boyunca kimsenin dumanını seyretmedim ama seni soba borusundan kıskandım. Sen bir gece evime gelmiştin. Üşüyordun, titriyordun. Yanan sobanın borusuna dokunmuştun. O an ellerini kıskandım. O an ellerine düşmek istedim. Sonra beni koyup koyup gittin. Utanmadan sıkılmadan yalnız başıma evimin salonuna geçip o sobanın önünde iki göz iki çeşme ağlarken yazı yazdım. O yazılar eline hiç geçmedi. Çünkü sen başka sevgililerle el ele tutuştun. Çok meşguldün. Sen halının üzerinde yürürken, evim bir ödül törenine ev sahipliği yapar gibiydi. Ve elbette en kötü hediye olarak bir daha seni asla görememek oldu. Beni koyup koyup gittin. Bir daha kapımı çalmadın. Evim bana bıraktığın hapishanem oldu. Çocukken ağaçtan düşerdim. Bu yüzden hep yükseklerden korktum. Ve ben daha çok yükselmeyi değil, düşmeyi öğrendim. Kanadı kırık bir kuş bile olamadım çocukluğumda. Ağaç diplerinde dizlerim kanayarak acıya kök saldım. Anam koşardı yanıma canım derdi benim canım yanardı. Babam oğlum derdi yüreği ellerinde olurdu ve saçlarımı okşardı. Sonra saçlarıma kar taneleri yayıldı. Annem ve babam öldü. Yok oldu fotoğraftaki aile. Bu yüzden seninle bir aile olmak istedim. Ağaçtan düşsem tekrar, tekrar kanasa dizlerim, olmaz mı, yapamaz mıydım? Belki annem ve babam yine yanımda olurdu. Artık kanayan kalbimdi. Bu daha çok acıtıyordu. Ve yapayalnızdım. Beni koyup koyup gittin. Beni hem annesiz hem babasız hem de sensiz bıraktın. Ve yine elime kağıdı kalemi aldım. Şunları yazacaktım. Ne haldeyim, hala evlenmedim, evlenmeyi bırak düzgün bir sevgilim bile yok. Sonra vazgeçtim. Tıpkı senin benden vazgeçtiğin gibi. Sonra ellerimle kırdım bütün ağaç dallarını. Artık ne düşüyordum ne de dizlerim kanıyordu. Yüreğim ise bir sobaydı ve ihaneti tutuşturuyordu ve o sabanın borusuna artık başka eller dokunuyordu. Senin için aldığım albümde ben bir başkasıyla gülüyordum. Dağlarda koşan atlarla bıçak gibi keskin rüzgarlara meydan okuyordum. Kanatlarım yoktu ve eskiden ağaçlardan düşerdim. Şimdi atlar gibi uçarcasına koşmayı öğreniyordum. Nihayet büyümüştüm.
trenler gelir geçer kasabalardan şehirlerden
vagonlar dolusu aşkla taşınırım her an sana
bakarım garsın bir bakarım raysın aşk yolunda
başım döner tekerlek gibi sürüklenirken sana
başka yollar bul sevgili yollar uzun hayat kısa
Bu şehir duvarlar arasında sıkışmış bir çığlık gibidir. Ve bu şehrin duvarlarına yağlı boya resimler yapmak isterim. Ey sevgili sen treni bilirsin, uçağa binersin. Bu şehir yumrukların gül olduğu, kelebeklerin dövüldüğü bir şehirdir. Aynı ülkenin farklı coğrafyasında yaşamaktayız. Sen oturduğun sitenin çevresini duvarlarla çevirirsin. Bense bulduğum bir duvar dibinden kaçacak delik ararım. Bu ülke kimine mezar, kimine zindan, kimine uçsuz bucaksız meydan olur at koşturur. Öyleyse önemli olan kimlik değil kişiliktir. Aynı kimliği taşırız; ama farklı kişilikteyiz. Sen hiç sönmeyen alev gibisin ben ise kar altında bir dal gibiyim. Ben üşürüm sen yanarsın. Ne kadar ilginç değil mi bana odun derler sana ateşli derler. Söyle bu ülkeyi kim cehenneme çevirir? Beni ateşlere kim atar, sana bir ormanı kim bağışlar?
Sen kimliğinde Türklük taşırsın ben de. Ama ben karnı aç, yüreği perişan, her gün çalışıp çabalayan biriyim. Ben Türk'üm, doğruyum, çalışkanım; sen Türk'sün ama her işin yalan dolan. Aynı dili konuşuruz ama senin lügatinde camiyi bombalamak vardır. Zafere ulaştıracak her yol senin için mübahtır. Öldürürsün, suçu taşeron örgütlere üstlendirirsin. Bir de Türkiye'de terör var dersin. Ey sevgili bir de sosyete sosyete gezersin. Sen yumuşak bir dikensin. Ne kadar kibar bir faşistsin. Ey sevgili söyle hangi ülkenin metresisin. Yok mu senin bir kişiliğin, hep ondan bundan yardım istersin. Sen tam bir çakma madonnasın. Kendi şarkını bile söylemeyi bilmezsin. Sanatı olmayanın dünyada yeri olmaz. Sen anca kavalınla koyunları güdersin. Bu ülkeyi bir mezraya çevirirsin ya da bir mezara benzetirsin. Ama dua etmesini bile bilmezsin. Hiç karanfil ekmediğin topraklara, şimdi dalından koparılmış bir karanfil dikersin. Onu mezarını kazdığın aydınların cenazelerine çelenk diye gönderirsin. Ben bir Türk'üm ama kanımda Ermeni kanı da var, Kürt kanı da Rum kanı da var. Ben bir Anadolu'yum. Kanımla gurur duyarım, Türklüğümle duyduğum kadar. Ben ari ırk peşinde koşmam. İnsan olanın önce insanım diyenin peşinden koşarım ve bundan yorulmam. Sen de Türk'sün ama bütün şehirlerin çöp kokar, lağımların derelere akar. Tüm şehirler gökdelenlerle yıldızlara ulaşırken, sen bayrağındaki ay yıldızla gurur duyup başını göklere erdirirsin. Anca uygun adımda yürümesini bilirsin. Tüm halkına emirler verirsin; ama başka bir ülkenin çavuşundan emir alırsın. Bir de bir Türk dünyaya bedeldir dersin. Ey sevgili beni sevdiğini söylersin, sonra baldır bacak başkalarına poz verirsin. Dersin ki ne çıkar bacaklarımı başkalarına öptürmemden. Ben anca senin evine gelirim. Hayır istemem sakın benim için bir adım atma. Git ayaklarını da başkalarına yalat. Ey sevgili sen ya iki parmalığınla yürüye yürüye yardım elini uzatırsın bana ya da İtalyan ayakkabılarınla koşa koşa gelirsen yanıma. Böyle ülkenin ileriye gideceğini düşünürsün. Bu ülke için düşünürken bile bir Fransız gibi düşünürsün. Sen yemek olsan bu ülkenin topraklarında yetişmiş bir biberin içine domuz eti konulmuş dolma yemeği olursun. İçin böyle doldurulmuştur. Bir de ben de domuzluk hiç bulunmaz dersin. Millet de bunu yer ne yazık ki.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....