Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Kara bulutlar dolanır başımda fırtınalar kopar üstümde
Yağmur ıslatır bedenimi asırlık yalnızlıklar sarar tenimi
Oysa çatlak dudaklarımda susuzluk bir kader olmuştur
Gözlerimde gül desenli bakışlar solmuştur sevdiceğim

Çiçekler kelebeklerle aşk yaşar gökyüzü polenle dolar

Devamını Oku
Osman Demircan

Özgürlük kişinin özgür iradesiyle kendi siyasi görüşünü belirleyebilmesi ve o partiye oy verdiğini rahatlıkla söyleyebilmesidir. Gel gör ki Türkiye'de en çağdaş en demokrat en özgürlükçü geçinenlerin yanında bile hangi siyasi partiye oy verdiğinizi söyleyemezsiniz. Söylerseniz ne olur; zavallı, kör ve buna benzer ithamlarla karşılaşırsınız. Ayrıca Bu nasıl aydın? Aydın dediğin doğru da olsa haklı da olsa sağcı bir partiyi övmez, övemez sözleriyle karşılaşır; bağnazlıkla, yobazlıkla suçlanırsınız. Dışlanır ve aşağılanırsınız.
Türkiye Cumhuriyeti'nde her vatandaş kendi özgür iradesiyle kendi siyasetini belirleyemez mi? Ben şu partiye oy verdim diyemez mi? Hayır diyemez. Derse önce anne ve babası tepki gösterir. Sen nasıl evlatsın der. Sana verdiğim emeğe yazıklar olsun gibi bir sürü laf eder. Demek ki özgürlük ilk önce aile içinde başlar, sonra topluma yayılır. Bizim aile yapımızda baba ne derse o olur. Böyle olunca herkes kendi siyasi görüşünü diğerlerine dikte etmeye çalışıyor? Benim gibi düşüneceksin diyor? Bu mu düşünce özgürlüğü?
Örneğin bir siyasi liderin her şeyini beğenmek zorunda değilsiniz. Yarısını beğenmeniz yeterli bence. Çünkü ortalıkta hiç beğenmediğiniz o kadar siyasetçi dururken, bir siyasi kişiliği yarı yarıya beğenmeniz, ona oy vermeye kafidir bence. Türkiye demokrasinin kesintiye uğradığı dönemlerdeki uygulamalardan canı çok yanmış insanlar var. Bu yüzden siyasi fikrini açıktan açığa kimse söyleyemiyor. Söylemek demek, linci göze almak demektir. Çünkü birileri çıkar, sizi andıçlar. Takip edilirsiniz. Açığınız yakalanır sonra rezil edilirsiniz. Oturup dürüstçe muhasebe yaparak düşünen herkes aynı sonuca varır; ancak taraf olduğunuzda gerçekleri zaten göremezsiniz. Bu yüzden tarafsız olmak gerekir. Başka düşüncelere de saygı bunu gerektirir. Takım tutar gibi bir partiye bağlı olmamak için taraftar gibi davranmayı bir kenara bırakmak lazımdır. Yaşam tarzlarına duyulan saygı, siyasi görüşlere saygıyı ortaya çıkarır.
Bir arkadaşım İngiltere'ye gitmişti ve bir ailenin yanında aylarca kalmıştı. Dikkatini çeken şey bir aile içinde hem Müslüman hem Hristiyan hem de Budist bireylerin olmasıydı. Kimse kimsenin inancına karışmıyormuş, kimse kimseyi inancından dolayı aşağılamıyormuş.
Oysa Türkiye'de Alevilere karşı bile tahammülümüz yok. Onlar da din ve vicdan özgürlüğünü savunan sol partilere oy veriyorlar. Yaşam biçimleri siyasi görüşlerini belirliyor. Aslında buradan Alevilerin özgür iradeleriyle siyasi görüşlerini ortaya koyamadıklarını anlıyoruz. Sadece mevcut düzen içinde taraf olmak zorunda kalıyorlar. Bu durum türbanlılar için de geçerli. Acaba türban takanlar, gerçekten kendi özgür iradeleriyle mi türban takıyorlar. Böyle bir durum mevcutken sol partiler de onlara yobaz, geri kafalı diyerek çember takıyor. İçine düştüğü bu durum onu emekçi olsa bile, ezilenden yana, yoksuldan yana olsa bile sağ partilere itiyor. Özgür iradesiyle örtünenler arasında samimi bir şekilde sosyalist görüşe sahip olanlar olabiliyor. Ama gel gör ki sol partiler hayır sizi istemiyoruz diyor. Onlarla aynı karade yer olmak istemiyor. Şehit analarından dahi başı açık olanları seçiyor. Türkiye'de herkes yaşam tarzına göre bir siyasi anlayışa taraf oluyor. Rakı içenler bir yana, su içenler bir yana, Kürt olanlar bir yana. Kimse özgür iradesiyle siyasi görüşünü belirleyemiyor. Türkiye'de özgürlük yaşanmıyor.

Devamını Oku
Osman Demircan

Özlemin mum ışığında ısınmak gibi
Öyle karlı öyle ayazsın ki yüreğimde
Yalnızlık bile demek güç sensizliğe
Duamsın daima buz tutan ellerimde

Ne vakit çay demlesem göz renginde

Devamını Oku
Osman Demircan

Özlemek neye yarar ki hiçbir şey eskisi gibi kalmadıktan sonra. Eskiden bir kediyi sever gibi severdin beni. Ben de yanında süt dökmüş kediler gibi dururdum. Şimdi ne kedi sokuluşları kaldı bende ne de senin sıcaklığını arayışım kaldı bende. İnsan yaşamamak istedeğini yaşamak ister; ama elden bir şey gelmez. İnsan özlediklerinin yanında olmak ister; ama elden gene bir şey gelmez. İnsan sonunda kendini kaybetmek ister. O zaman hayata elveda der ve sonunda hikaye biter. Bütün bunlara rağmen hikayeyi bitirmemeli insan. Devam etmeli acılarından şiirler çıkarmaya. Devam etmeli acılardan gün batımı manzaraları yapmaya. Yürekten yaşamanın sonu beyne kurşun sıkmak olsa da, beyinden yaşamanın bedeli kalpten ölmek olsa da yaşamaya ölümüne devam etmeli. İnsanlar hayatını yaşarlar. Yola devam ederler; ama bir tek şey var hayatın boş olduğunu unuturlar ellerine bir şey geçmez; çünkü hayat zaten boş. İnsanlar yüreklerini dolduramamışlarsa neye yarar ki? Hayat zaten boş eline bir şey geçmez, gerçek sevgiyi tatmamışlarsa. Yaşamak, yaşamamak, hayata devam etmek ya da etmemek sevmek, sevmemek, susmak, susmamak. En iyisi yoluna bakmak... Özür diledikten sonra affetmek, sonradan affetmek neye yarar ki? Zaten kalp kırılmış kırıkdıktan sonra ne yarar ki o sevgiyi taşımaya. Birden duracaksın soracaksın kendine neden bu düzen böyle diye. Neden herkes sahte? Sonra bakacaksın göreceksin çare yine sensin. Hayatta yaşadığımız dengesizliklerin asıl nedeninin ya kendini ya da başkalarını olmaması gereken yere koymandan kaynaklanmıştır. O zaman yerini bileceksin. Kendini ve başkalarını hayatına tekrardan yerleştirirken, temizlik yaptığın hayatından genzine hoş kokular dolmaya başlayacaktır. İşte o zaman derin bir nefes almanın zevkini sürersin. Yaşamak meğer bir taşın aralığından bakmakmış anlarsın. Aralığı gereksiz insanlarla doldurmaktan vazgeçtiğinde, gerçeği görürsün. Gerçek ise, herkesin kendi cürmü kadar sevdiğidir. Hayatında büyük yer kaplayanların, sevgileriyle de büyük yer kaplamalıdır. Eğer öyle değilse, hayatın küçük insanların büyük gölgeleri altındadır. Seni karanlığa mahkum edenler yıldızlı geceleri de sana hor görecekleridir. Diyeceğim o ki, ben artık kediler gibi bacaklarına dolanmaktan vazgeçtim. Öyleyse neden ayklarını özleyeyim ki?

Devamını Oku
Osman Demircan

Padişahın kapıcısına hediye verirseniz buranın padişahı benim der ve şımarır.Ortalığı ayağa kaldırır ve önüne geleni ezmeye çalışır.Gider çimenleri mahveder ve sarayın gül bahçesini tarumar eder.
Oysa kapıcının görevi sarayın bekçiliğini yapmaktır ve padişahı korumaktır.Siz kapıcıyı şımarttığınızda artık kötülük kapıya kadar dayanacaktır hatta zili çalmadan içeriye girecektir.
Toplumda bazı insanlar sahip oldukları üstünlüklere rağmen olmaları gereken yerlerde olmayabilirler, yükselmek isteyebilirler.Tabi ki böyle insanlar kapılara kul olmasınlar.Hep eşikte kalmasınlar.İçeri de girsinler hatta padişahtan daha üstün olsunlar ama küçülmesinler. Kapıları tıklatarak içeri girsinler.Padişah olacaklarsa da kendilerini önce görgüyle, kültürle taçlandırsınlar.
İnsanlar şımarmasınlar.Sahip oldukları değerlerin kıymetini bilsinler.Kapıları, pencereleri kırmasınlar ve kapıdan, bacadan içeri girmesinler.Küçülmesinler.
İnsanlar başlarına ne gelirse gelsin kendilerini kibarlıkla taçlandırsınlar.Oturdukları sandalyeyi aklını kullandıklarında bir tahta dönüştürsünler.İnsanın aklıyla yüceldiğini unutmasınlar.
Padişahın kapıcısına hediye verirseniz buranın padişahı benim der şımarır.Bu yüzden insanlar şımarmayacak kişilere iyiliğin kapılarını sonuna kadar açsınlar.Onları ödüllendirsinler.

Devamını Oku
Osman Demircan

Pakistan'daki çocuk, sel felaketinin ardından çamurda yatmaktasın. Yorganın rüzgar, rüyaların yaprak olmuş gecenin en ayaz vaktinde. Saçların toprağın ıslak elleriyle yıkanırken, sabunun çamur olmuştur. Sana uzanan eller seni çamura boyamıştır.
Gemiler kalkar limandan, içi dışı beyaz ve tertemiz gemilerdir bunlar. İçindeki yüzler pürüzsüzdür. Ne Bangladeş'te yüzüne kezzap atılmış yüzlere benzer bu yüzler ne de sıcağın altında kapkara olmuş bir yüze benzer. O yüzler ki gülüşleriyle martıları kıskandırırlar. O yüzler ki hiç çamura bulaşmamışlardır. Dünya iki yüzlüdür anlayacağın kardeş. Bir yüzü sefalet solurken, öteki yüzü oksijen sağanağı altında berraktır.
Otobüsler kalkar terminallerden hiç sana uğramadan Pakistanlı çocuk. Hem sen ona uzaksın hem o sana uzak. Yollarınız kesişmeden daha, ayrılık yolun başında sizi başka yerlere savurmaktadır. Dünya yol ayırımlarıyla doludur kardeş. Daha merhaba demeden yollar elvedaya çıkmıştır çoktan. Sen Pakistanlı çocuk! Bir İngiliz çocuktan daha güzelken her şeyinle gözlerinle, ellerinle, saçlarınla neden bütün çirkinlikler senin başında? Ey Filistinli, Endonezyalı, Bangladeşli çocuk! Diğer çocuklar oyuncak tabancalarıyla oynarken, neden bütün namlular senin şakağındadır? Ey Pakistanlı çocuk! Yüzün çamura değerken, kendini çamurdan yeniden mi yaratmaktasın. Yoksa sen başka Tanrı'nın bir çocuğu musun? Hayır, bunun Tanrı ile bir alakası yoktur çocuk. Sakın Tanrı'ya haksızlık yapayım deme. Sen insanların kazdığı bir mezardasın. Küreği ona Tanrı vermemiştir. Sen başka insanların elleriyle bu haldesin. Dünya bir topsa eğer, dünyayı başkaları parmaklarının ucunda oynatmaktadır. Bu yüzden sen başkalarının oyununda çamura saplanmaktasın.
Trenler kalkar garlardan. Bir garda Tolstoy'un son nefesini duymaktasın, bir başka garda ise çocuklar bali çekmektedir ciğerlerine, bir diğerinde ise çocuklar özel okullara giderken annelerine el sallamaktadır. Ey Pakistanlı çocuk! Söyle sen ne tarafa gitmektesin. Rayların bıçak gibi keskin sırtında, kendine nasıl bir yol çizmektesin? Unutma Pakistanlı çocuk! Seller evini alıp götürse de hiç sahilinde yüzmediğin denizlere, yine de bakışlarını maviye boya. Dertlerin dev dalgalar olsa bile, yine gözlerin ufuktan ayrılmasın. Çünkü bir gün gelecek, umut çiçekleri senin tenekeden saksılarında sapsarı açacak. Dünya sana da bir avuç mutluluk verecek. Yeter ki Tanrı'ya el açmaktan usanma.

Devamını Oku
Osman Demircan

Sana gözüm gibi bakarken, şimdi gözyaşlarımla düşüp, yürek mazgallarına akan bir ıslak ayrılık şarkısısın. Islak ve nemlisin, yalnızlığımın yollarında. Üzerime yapışan sisli bir havasın. Tüm boşluklarımı doldururken bir zamanlar; şimdi kollarımın boşluğunda, esen sert bir rüzgarsın. Üşüyüşümsün, yalnızlığımda. Terk edişin, bana gölgede soğukluğunu bırakırken, bakışlarımın donduğu yerdesin. Nabzımın tükendiği, soluğumun bittiği bir dünyadasın. Sana ömrümü adadığım anların ardından bana buz sarkıtları gibi parmaklar bırakırken, sen başka kollardaki saatlerin mutlulukla çaldığı vakitlerdesin. Beni terk ettiğin anlarda, arkanda bir gölge gibiyken, bulutlar bile güneşimi senin kadar karanlığa mahkum etmemiştir. Kimse sana benim kadar şiirler yazmamışken ve senin için şairliğe soyunmuşken, sopsoğuk bir sözcüğüm artık, her mısrayı yazarken ki titreyişimde. Bir belayım artık halk otobüsünde, dikiz aynalarından kıpkırmızı gözlerle seninle oturduğumuz koltuklara bakarken. Bir serseriyim, adın bir adres bildirmezken bu şehirde. Bana yüreğinin kapaklarını kapadığından beri bir acıyım, kapı arasına sıkışan. Yüreğimin bütün kumaşları sökük. Duygularım çığ altında, üşüyüşümsün, yalnızlığımda. Ayrılık yakama yapışan, ayazdır, boradır, tipidir ve kardır. Hala içim sıcaksa, hala donmamışsam, yüreğimde bir kar çiçeği gibi oluşundandır. Hala ölmemişsem, seni unutmadığımdandır. Yokluğun sersefil bir yoksulluktur. Sokağa çıksam şu saat, şu dakika, yine seni dilenirim. İflas etmiş yüreğimin, tüm duygularını haczetsinler de, sadece seni sevmelerime dokunmasınlar. Yüreğimin tek sigortası sana duyduğum aşktır. O aşkı senin gitmelerin bile söndüremezken, tüm dünyanın şartelleri atsa bile yine aşkım sönmez. Yüreğimde kıyametler kopsa bile, gönlümde senin için kurduğum saray asla yıkılmaz. Ey sevgili, sen bir kadına yakışır şekilde saçını hiç örmesen de, ben zülüften kuyruklarına bir yıldız gibi takılmışımdır. Saçların gecem, ben ise kuyruklu yıldız olmuşumdur bir kere. Artık rüyalarım saçların kadar uzundur. Yattığım yer, çimenlerle dolmuştur. Saçların, duygu dünyamda uzayan boy boy çimen olmuştur. Bir orman gibiyken, şimdi titreyen bir dala dönüşsem de, senin sıcaklığınla domur domur çiçekler üzerimde açmaya devam etmiştir. Denizin en karanlık sularından çekilen kapkara su gibi tüm dünyamı dalgalara, derinliklere ve petrol mavisine çevirmişsindir. Tüm yanlarımda sen varsın. Sağımı, solumu, önümü, arkamı sobelerken, aslında saklandığın yer kalbimin içi olduğunu bilmemişsin. Seni sevdiğimi anlamamanın sebebi, yüreğimden duygularımı çalarken, parmak izlerinin bende kaldığını bilememendir. Buna rağmen seni mahkum etmemişimdir, bensizliğe. Sen ise benden kaçıp giderken, ten elbisenin yüreğimin tellerine takıldığını görmemişsin. Bu yüzden benden kaçıp giderken, asıl senin yaralandığını anlamadığından, yüreğimin kanadığını sanmışsın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Görecek rüyan yoksa uyku tutmaz
Gecelerim bu yüzden hükümsüzdür
Ve karanlık yüreğime tam sinmiştir
Ay ve yıldızlar gözümden silinmiştir

Ben kurtların uluduğu o ay vaktinde

Devamını Oku
Osman Demircan

Çok uzaktaki sevgiliyi yıkıla yıkıla ararsın
Kimse anlamaz seni, zira kimse o olamaz
Çok insan çıkar karşına kalbine girmek için
Sen kabullenmezsin onları hep onu dilersin

Gülüşleri aklına vurur hep onu düşünürsün

Devamını Oku
Osman Demircan

Dokunmak isterken gözlerine ellerine
Seninle sensizken seviştim ey sevgili
Beynimi yakan bir anlık düşünceyken
Gündüzler geceler boyu fitil ateşi gibi
Her daim beni mum eyledin ey sevgili

Devamını Oku