ABD soykırım dedi. Atalarımı Ermenileri katletmekle suçladı. Ah adalet güçlünün elinde bir sopa mısın? Yalın ayak yürürken Türkiye ileri daha ileri gitmek için çabalarken tabanlarına indirilen değnekler reva mıdır? Türkiye'm memleketim... Kimler seni bu hale getirdi? Kimler seni falakaya çektirdi? Dünyadaki hakim güçler fakir ve zayıf ülkeleri hizaya getirmek için bazen asker tıraşı yaparken bazen de kafa derilerini yüzmektedir. Geri kalmış ülkelerin yöneticileri ise saçlarını rüzgara salıvererek halkının önünde pozlar vermeye devam ederken halkın alnından kanlar akmaktadır. Ah Türkiye'm senin için kararlar alanlar var. Türk halkını kendileri gibi düşünmediği için aptal sayanlar şimdi de katliamcı saymaktadır. Niçin mi böyle? Hiç kuşkusuz kendini yönetemeyenleri başkaları yönetir. Türkiye kendini yönetemedi; sürekli borçlandırılıp tüketildi. Ayakları üzerinde durmasına izin verilmedi. Sürekli falakaya çektirildi. Üretmesine ve emek ülkesi olmasına izin verilmedi. Ne kendi fikrini ortaya koyabildi- illa batılı gibi düşündürüldü- ne de kendi silahını üretibildi. Başkasının ellerine kendi istikbalini yerleştirdi. ABD de eline geçen bu kozla kirli parmağını Türkiye'nin en mahrem yerine sokabildi. Türkiye'yi parmağıyla oynatıverdi. Üzülmek kar etmez..Ağlamak yüzdeki utanç kırmızısını silip atabilir mi? Türkiye'nin bölünmesine mani olabilir mi? Atatürk'ün cumhuriyeti teslim ettiği gençlik duyarsızlaştırıldı. Uyuşturucu, fuhuş, alkol ve zamparalık batağına çekildi. Şimdi kime güveneyim? Kim kurtaracak Türkiye'yi? Hangi akıl ve irade güçlü ve payıdar kılacak ülkemin istikbalini? Bütün akıllar kurşun gibi eritilirken gerek kalmadı kafalara silah sıkmaya. Türk insanı yarı ölü yarı baygın bir halde yaşatılmaya çalışılırken saçlarını ABD'ye okşatanlar en akıl almaz oyunlarını Türkiye'de oynadılar. Evet bunlar Deccal'dı. Halka ateşi su olarak gösterdiler ve sonra ülkeyi cehenneme çevirdiler. Hangi ülke 24 yıl teröre dayanabilir ve bu kadar özverili olabilir. Hangi ülke yıllarca terörle yaşayabilir. Tabi ki Türkiye...Bin bir zahmetle yetiştirdiği evladını vatanına kim verebilir. Her şeyi sineye çeken halkıma kim bu kadar zulmedebilir. Tabi ki Deccaller...Halkının acısını görmeyen ruhu kör vicdanı kör gözü kör şeytanlar zulmedebilir. Artık elimize sapanları almanın zamanıdır. Kör vicdanlara taş atmanın zamanıdır. Türkiye'yedeki melek suretlileri göğe yükseltmenin zamanıdır. Atatürk'ün gök mavisi gözlerinde Türk bayrağını dalgalandırmanın onu gözlerinden öpmenin tam anıdır.
Mutluluk sensin, mutsuzluk da. Su şırıltısı da sensin, boğulmak da sensin. Bir çocuk sevinci yaşarım yanında. Her daim can diye dolaşırsın damarımda. Ey sevgili beni lüks arabalar içinde görmek istersin. Dersin ki bu araba bile sana yakışmaz, sana jip almalıyım. Kafanı sen benle bozarsın, ben seninle. Ey sevgili bizi kim tamir edecek söyler misin? Beni gülümserken seversin ama dersin ki ben senin kötü tepkilerini, kusurlarını ve yanlışlarını da özlerim. Beni mutlu etmek için İstanbulun Vefa semti kadar güzel, Bebek semti gibi şirin olursun. Bana ağaçları gösterirsin, masmavi elbisenin ışıltısı yapraklarında ışık oyunu oynarken. Bana çiçekleri gösterirsin, yüzün bir gül yaprağı gibi parlarken. Ey sevgili varlığın yeter bana. Ben ne jip isterim ne de deriden koltuklar. Yeter ki hayatımın dikiz aynasında sadece sen ol. Bütün yollarım sana doğru gelsin de ayaklarım çakıl taşlarıyla ezilsin mühim değil. Bir gülüşün en pahalı mücevherden daha değerlidir. Senin için acı çekmek benim için kıymetli şeydir. Ey sevgili bırak dünyanın avam isteklerini. Ne araba isterim ne de saray. Çünkü bu dünyada canım sensin. Söyle sevgili candan daha kıymetli olan şey nedir? Seni seviyorum derken yüreğim bir çocuğun kalbi gibi sevinçlidir. Bu sevinç bütün dünyanın hazinelerinden daha değerlidir. Yüzüne bakmak, seninle konuşmak sandalyeden inip tahtta oturmaktır. Seni sevmek en büyük sultanlıktır. Yaşamak bir, iki, üçtür. Seninle olmak geçmişle geleceği badem şekeri yapmaktır. Geçmişim bir şeker tadı verirken damağıma, geleceğim bir badem tadı gibi beklemektedir. Seni sevmek dudakları şapırdatmaktır. Seni sevmek parmak uçlarını yalamak, dudakları emmektir. Öyle bir tat katmaktasın ki hayatıma, her gün paket dolusu hediyelerin ellerime doldurulması gibi mutluluğa doymaktayım. İyi ki varsın derken iflas etmiş bir kişinin kıyıda köşede para bulması gibisin demek istemekteyim. Benim zenginliğimsin ve kurtuluşumsun. Yalnızlık ellerden belli olur. Sen benim ellerimi aşkınla dolduransın. Yalnızlık yatağın soğuk olmasıdır. Sen benim gündüz güneşim, gece neşemsin. Seninle unuturum kendimi ve yokluklarımı. Tüm varlığınla hayatımdasın. Bırak jipleri, otomobilleri. Yürek direksiyonum senindir. Sür beni aşka. Kimse yetişemezsin hızımıza.
Acı bileğime kelepçe gibi takılmış. Nereye el atsam kollarım acıyor.Yaşamak bir özgür türkü gibi bırakmaz dudaklarımı. Her ne zaman mutluluk dolu bir türkü söylemeye çalışsam, bileğim kanar. Hayat şah damarımdan incitir beni.
Neden geber der bana her martı, denize gözlerim takılsa ansızın. Bu kadar mı acıyla yoğrulmuşum. Ben acının ellerinde hamur olmuşum. Acı bileğime bir kelepçe gibi takılmış. Hiçbir el iyileştiremez beni. Hiçbir yüz ayı ve güneşi hatırlatmaz bana. Bir gülüş görsem ansızın bileklerim kanar. Kimse güler yüze, tatlı dile mahkum etmesin beni. Hiçbir söz avutamaz beni. Kelimeler şiir kaçkını olsa da, cümleler kan sıçramış beyinlerden romanlara konu olsa da, artık kimse susturamaz beni. Lütfen rahat bırakın beni. Çünkü amacınız incitmek beni. Her süslü ifadenizin altında hayatımı zehre dönüştürmeye çalışan bir yılan var. Lütfen sözlerinizle zehirlemeyin beni. Lütfen etkilemeye çalışmayın beni. Bilirim elimi versem bileklerim kanayacak. Bilirim her sözünün mecaz anlamında geber olacak. Nasıl inanırım ben size. Nasıl kanarım coşku ve heyecan bildiren şiirlerinize. Bir ağız ki bir kara delik gibi açılır. Yutar bütün dünyayı ve bundan tat alır. Yedirmem kimseye kendimi. Dişlerinizin arasında yemek atığı olamam. Ben kimseye kızarmış kuzu olamam. Acı bileğime kelepçe gibi takılmış. Kimse kollarını açarak gelmesin bana. Kimse güvenmesin güzelliğine. Yenilmem bir başkasının yeteneğine. Nereye kaçsam gecem oluyorsun. Bir güneş bırakmıyorsun bana. Bu ne ceza Allah'ım beni öldürmüyorsun. Yaşamak ise bir kelepçeden farksız. Ne zaman hayata tutunmaya çalışsam bileklerim kanıyor. Ne zaman bir söz duysam ağzından cinler bana gülümsüyor ve ben artık bu deli saçmalıklarını duymak istemiyorum. Bu sözler sana ey sevgili. Ya ateş dolu hoş çakal de bana ya da merhaba de yüreğime su serp. Ama sen iki gözünü bana doğrultup dilini çıkarıyorsun ve göz kırpıyorsun. Sonra ben yoldan çıkmış bir serseri miyim ki beni böyle taciz ediyorsun. Niçin bana tecavüz edip sonra başıma bir kurşun sıkıyorsun? Evet o güzel ellerinden sadece bu mu geliyor? Hayat standart olarak beni mutlu edemez biliyorsun. Bir insanın bir insanı dövmesi ya da öldürmesi, bir kadının kendi çocuğu için bir başkasının çocuğunu hırpalaması hayatın rutin işlerindendir. Bir insanın bir insana gülmesi ve onun gönlünü almaya çalışması ekstra durumlardır. Senden ekstra ne gördüm söyler misin? Şimdi bana bak ve artık külün yanmaktan korkmayacağını anla. Ve beni ateşlere atmaktan artık vazgeç.
Yaralarımı bırak kanasın. Çünkü gözlerimde kanlı yaşlar varken istemem hiçbir yaramın kabuk bağlamasını. Bu yüzden anla sevgili bu kadar kan dolu bu beden sana haram. Bana tecavüzden vazgeç. Çünkü senin dilini çıkarıp bana göz kırpman senin ruhunu yaralar. Çünkü ben ruhumun coşkun sularında tertemiz duygularımı yıkarken artık kalbimde sana yer bırakmayacağım.
hiçbir keman çalamaz seni ya kırılır ya parçalanır.
ey sevgilim bir de sana olan duygularımı bir bilsen
tüm bunları ne kırılmak ne de parçalanmak anlatır
sanki o gözlerin kırk yaşından sonra binilen bisiklet
ne zaman seninle göz göze gelsem, ayıplarlar beni.
Saçlarını uçurumlar tarar kimseler sevemez seni
Okşayamaz lülerini uçurum çiçeklerini zülüflerini
Savrulur dudağından bayraklar özgür öpüşlerinle
Sevdan ırmak olur yayılır bütün yanan yüreklerde
Sen varsan gülersen kelebekler konar çiçeklere
Ölümü kabul etmek istemeyen, doğanın yasalarını kabul etmek istemeyen insan isyan eder. Oysa gerçekleri gören, gerçekleri kabul eden insan isyan etmek yerine mücadele etmeyi tercih eder. Beğenmediği şeyleri değiştirmeye çalışır fakat verdiği mücadelenin sonucunda başarısız olabileceğini de düşünür.
İnsanlar bir çatışma yaşadıklarında isyan bayrağını çekip ayaklanırlarsa hiç de gerçekçi davranmamış olurlar. Çünkü isyan etmek demek mücadeleyi bırakmak demektir. Mücadele ederse insan isyanı geride bırakmış olur. Adım adım zafere ulaşır. Mağlup olsa dahi mücadeleyi elden bırakmadığı için, yenile yenile başarıya kavuşur.
Hayatı olduğu gibi kabul eden, eşyanın her haline alışık olan insan bıçağın keskinliğine, taşın sertliğine, suyun boğuculuğuna isyan etmez. Bilir ki bunları ne amaçla kullanırsa o amaca hizmet eder. Bu yüzden kalkar taşı heykele, suyu elektriğe, bıçağı kan kardeşliğinin bir sembolüne çevirir. Böylece hayal gücünü işleterek dünyaya şekil vermeye çalışır. Taş taş üzerine koyarak medeniyeti oluşturur.
Oysa isyan eden insan var olanla yetinmeyip onu yakar ve yıkar. Yeni bir eser de ortaya koymaz. Sadece eleştirir. Düzeni eleştirir, toplumu eleştirir ama eleştirdiği konularda hiçbir mücadele etmez. Yeni görüşler, yeni eserler, yeni projeler ortaya atmaz. İsyan bayrağını çektikten sonra gider yel değirmenlerinin olduğu yerde durur. Rüzgarı kötü amaçlar için kullanır. Elindeki simsiyah bayrağı dalgalandırır.
İnsanlar mücadele ettikleri sürece kölelikten kurtulur. İsyan ettikleri sürece köle olarak kalır. İnsanlar duygularının, arzularının kölesi olduklarında, bunlardan kurtulmak için mücadele etmediklerinde köle olmaya devam edeceklerdir.
İnsanlar kendilerini geliştirmeye çalıştıklarında, yaşadıkları sıkıntıları, zorlukları, çatışmaları bir eser ortaya koymak için kullandıklarında daha özgür olacaklardır. Kendilerini bir zincir gibi kuşatan olumsuz düşüncelerden kurtulup mutluluğa yelken açacaklardır. Kısaca insanlar mücadele ettikleri sürece daha onurlu bir hayat yaşayacaklardır.
Kaç kelimelik adamsın sen.Aklında fikrinde birkaç kelime.Ayşe isen Ahmet diye diye tutturursun.Mahkum edersin kendini o isme.Ahmet isen ağlarsın her gece Ayşe Ayşe diye.Aşkı yaşarsın sığ düşüncelerinle.İki kelimelik bir aşktır seninki.Seni seviyorum dersin ötesine geçemezsin.Takılıp kalırsın öylesine.
Bir balığa benzersin aslında.Hayatında bir su vardır bir de fanus.İki kelimelik bir hayat yaşarsın böylece.Gidemezsin başka yere.Başka dünyalar senin için bir ölümdür. Başkalarının elinden yem yemek büyük bir ödüldür.
Ruhun ve aklın teneffüs etmez.Sonsuzluğu ve özgürlüğü yaşayamadan çalışırsın habire. Etiketlerden etkilenirsin.Böylece komutlara alışırsın hece hece.Marka giyersin ama gömleği yanlış iliklersin.Seni uyardıklarında kendine anca gelirsin.Mütemadiyen kendini kontrol edemezsin.Kendini tek boyutlu ve iki üç kelimelik bir dünyaya hapsedersin.
İçine düştüğün bu sığ hayattan derin ve masmavi düşünceler üretemezsin.Şiir yazsan da, roman yazsan da asla iki kelimeden öteye gidemezsin.Bir çukurun içinde ya da fanusun derinliğinde yaşayıp gidersin.Üçüncü kelimenin varlığını bilmezsin.Kendini tekrar edersin.Suyu ve fanusu ezberleyip gidersin.Sonra yaşadım dersin.
Tat vermez sana erik.Yüzünü ekşitip durursun.Çünkü hayattan tat almasını bilmezsin.Haz alamazsın bir marketten.Ne yapsın sana erik.Tek hecelik hazlar bilirsin ve ezberlersin.İki hecelik erik sana zor gelir.Dilini burkar sana eziyet verir.
Eline kılıç alsan ben kandan korkarım dersin.Gidersin kan kırmızı gülleri en ince yerinden kesersin.Sonra kan çanağına dönmüş o gözlerinle onları izlersin.Buna şiirsel bir kılıf bulursun.Sanatı ve güzelliği kendine uydurursun.
kadın dediğin masmavi deniz olmalı
kızıl gün akşamları onunla başlamalı
sıcak kumdan serin sulara atlar gibi
arzuyla kabaran yüreği kulaçlanmalı
kadın dediğin masmavi deniz olmalı
hüzünler kol gezer sokaklarımda
ayaklarım bir kuru dal gibi kırılır
yürüyemem lale bahçeli günlere
tabanımdan kan dökülür yerlere
sokaklar bana kör gözüyle bakar
kaçarım arkamda kurt sürüleri
koşarım bunu özgürlük sanmayın
yetişin desem ne gelir ki elimden
yetişir bana yine de kurt sürüleri
bütün kaçışlarımda ceylan izi var




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....