Kırma iki kelime için sırça sarayımın duvarını.
Ne şiir yazılıdır ne saçma sapan aşk öyküsü
Buğulu camlarında varsın siz gözlerinle eşsiz.
Bırak çakıl taşlarına çarpa çarpa doğal süreç
Yaşasın sevgimiz aşk haresi kırılgan şişemiz.
Okyanuslara düşen yağmurlardan
Tesellisiz duygu yüklü bulutlardan
Dereye tepeye yağan yağışlardan
Sen varsın sonsuz aşka yağansın.
Yağmur ormanının yitik köşesinde
İrfan'a
Siyasetin kirli yüzünde beter gözler
Bir türlü güzellikleri göremeyecekler
Maskelerle dolaşırken örtüler içinde
Seni beni yaşatmayacak bu herifler
Yağmur yağsın artık güllerin ateşi sönsün
Kırmızı bir okyanusa dönsün aşkın çiçeği
Dalga dalga yayılsın kokun ruhuma dolsun
Son bulsun suskunluğum dudaklarımızda
Vücudumu sarsın aşkın rüzgarı efil efil es
Yanımda insanlar susmuş
Sen de mi konuşmuyorsun
Sevmek susmak mı demek
Lütfen susma ne olursun
Bir sevda ki ekmek misali
Beni ancak yurdundan ite kaka kovulanlar
Yaban gülleri için dağlara meydan okuyanlar
Bir kurşunun ihanetine uğrayanlar anlarlar
Sen ise korkarak kaçmaktan anlarsın ancak
Düşsün ellerimden laleler yüreğim kanasın
Elimde ateşten top.Buna dünya diyorlar.Ne zaman avuçlarımı yağmur duasına kaldırsam, bulutlardan ateş dökülür ellerime.Ne zaman hayata tutunmaya çalışsam, parmak uçlarımda çam ormanları tutuşur.
Bilmem ki günahım ne tüm dünya alev alır üzerime yapışır tacizkar cehennem edasıyla.İşte o zaman insanların dudakları yanar.İşte bu yüzden köşe bucak kaçmak isterim adı şanı ne olursa olsun tüm insanlardan.Çünkü cehennemi yaratan yaratmıştır onları.Ve ben yerle gök arasında sıkışıp kalmışımdır.Kaçacak bir yer bulamam.Çünkü her yerde Tanrı'nın azap melekleri vardır.Çünkü her köşe başında bekleyen insanlar vardır.
Bakışları beni taciz eder, dokunması bana zulmeder.Tanrı'nın bütün yarattıklarının üzerimde ateşten eli vardır.Şimdi söyleyin ben kime dua edeyim.Şimdi söyleyin ben kime sığanayım. Çünkü benim pamuktan yünüm vardır.Her yanım kan damlarken, kurtların bana karşı Tanrı'dan yana şansı vardır.
Oysa ben daha dün çatal bıçak sesleri arasında merhamet dolu bir ses arardım.Oysa daha dün kurtlar sofrasından kaçışlarımın yeryüzü sokaklarında izini bırakmıştım.O sebepten anılarımdan kaçamam.Çünkü anılar bir kurt kapanı gibi beni ayak bileklerimden yakalar.Bu sebepten ben tacizkar bir hayat yaşarım.Tüm insanların yakamda el izi vardır.En mahrem duygularıma dokunan parmakları vardır.Dünyamı ateş çemberine çeviren Allah'ın kulları vardır.
Bazı insanların bırak tecavüzü tacizden hoşlanmayan yanları vardır.İşte o yan kaburgalarımın sol yanında bulunan yüreğime ait bir yandır.Bu yüzden o yürek gerçek insan olmanın duygularını taşır.
Zavallı bir suretin onurlu bir yüreğini yüklenirken bedenim.Elimde dünyaya benzeyen ateşten bir topu taşır.Ve Tanrı için kıpır kıpır çarparken bu yüreğim bütün yaratılmışların tacizine karşı sağlam bir duruşu vardır.
Toplumda görme kusurları çoktur.Örneğin çalış zengin ol derler.Oysa zenginliğin genetik olduğunu herkes bilir.Ya da çalışmayla zengin olunmayacağını sadece beş lira kazınıyorsan onu on liraya çıkarabileceğini herkes bilir.Yok işte beyninde bereketi düşünürsen evren sana karşılık verir ve bolluk ile bereketi kucağına döker gibi formüller sunar bazı kitaplar.Bazı bireysel gelişim kitapları ise acıdan kaçınma yollarını okurlarına göstererek doğru adreslere gitmelerini sağlamaya çalışır.Oysa insanı en doğru adrese götüren acıdır.Acı çekmeyen veya sıkıntıdan kaçan bir insan nereye ulaşabilir ki.Düşünün bir korkudan ve acı çekmekten korkan ve tir tir titreyen bir aydın topluma nasıl yön verebilir ki.Bu yüzden görme kusurlarına sebep olan bireysel gelişim kitaplarını bir kenara bırakıp olumsuz düşüncenin ve acı çekmenin insanın duygularını ne kadar dengede tuttuğunu bilelim. Mutluluk bizim ayaklarımızı yerden kestiği gibi unutmayalım ki acı ve mutsuzluk bizim yere basmamızı sağlar
Örneğin görme kusuruna sebep unsurlardan biri de aşktır.Bu yüzden zirvede başlayan aşklar inişe geçmeye mahkumdur.Basamak basamak yükselen aşklar ve yere sağlam basan aşıklar ise her zaman tırmanışa geçerler.Her basamakta acı çeke çeke doğru adrese ulaşırlar ve zirveye ulaşırlar.Asıl zafer budur işte.Bayrağı doruğa taşımak budur işte.
Toplumda en çok görme kusurları eğitimle insanlara verilmektedir.Örneğin oku derler.Oku ki adam olasın derler.Oysa okul ortamında çocuklara en çok boyun eğmeyi ve normalleşmeyi öğretirler.Korkmayı ve itaat etmeyi öğretirler.Çünkü okullar yetkiyle donatılmış yerlerdir. Okullarda ve asker ocağında en çok yetkiler kullanılır.Bu yüzden ceza kültürü hakimdir.Böyle yerlerde yaşamak için savaşmak gerekir.Askerler ya da öğrenciler hayatla savaşmayı, düşmanla mücadele etmeyi veya derslerle boğuşmayı öğrenirler.Etkilerin kullanıldığı yerler ise sadece sanat ortamlarıdır.Yazılan bir şiirin, okunan bir bestenin, çizilen bir resmin insanları etkilemesi lazımdır.Bu yüzden insanın en iyi eğitim aldığı yer sanattır.Fakat sanatın yetkili ağızlardan verildiği bir yerde öğrenciler bir resim yaptığında ya bulutları mavi yapar ya da beyaz.Bilmez ki bu bir görme kusurudur.Çünkü bulutlar ne beyazdır ne mavi.Gökyüzü içinde asla kendi şekillerini ve renklerini bulutlar bir türlü bulamazlar ve bir kadeh gibi boşaldıklarında en çok insanları sarhoş ederler.Çünkü bulutlar insanların gözlerine perde çekerler. Bu yüzden sanat yetkiden ve oligarşiden korunmalıdır.Özgürlüğün olduğu yerde sanatın ya da sanatın olduğu yerde özgürlüğün olduğu unutulmamalıdır.Sanat her şeyi yaşamak gerektiğini ve en çok özgürleşmeyi öğretir.Korkmamayı,başkaldırmayı, ağaç çizmeyi ve yine aynı ağaçta ölmeyi kısaca savaşmak için yaşamak gerektiğini sadece ve sadece sanat öğretir. Sanat alın teri döktürür.Alın terinin dökülmediği yerde kan dökülür.Önce yaşamak sonra savaşmak gerekir derim.
Alın teri dökmeyen bir millet kan döker.Yaşamasını bilmeyenler ölmeyi öğrenirler. PKK ölmeyi öğrenmiş bir milletin içinde zehir gibi dolaşır. Kan döker kan döker.Doğu yetkili insanların ceza kültürüyle değil sanatçıların etkili çalışmalarıyla kurtulur. Türkiye’nin emek ülkesi olması ve alın teri dökmesi gerek.Bir an önce tüketim çılgınlığından kurtulup üretime geçmesi gerek.
Yüreğimin, beynimin uyuyamadığı gecelerde, gözlerimi uykuya yumsam ne olacak ki. Başımı raylara koyar gibi koyduğum yastıkta senin tren gibi gelişine razıyken, yokluğun boynumu koparmakta. Canımı yakmaktasın. Gözlerimi yumarken uykuya, sensizliğe uyanmak korkusu bana ölüme gözlerimi kapamaktan daha kötü gelmekte. Sensiz yaşamak ölüme gözlerimi kapamaktan daha ürkütücü. Yüreğimde ve beynimde ahşap bir ev gibisin ve seni düşünmenin kapı gıcırtıları, ayak sesleri uykumu kaçırmakta hatta aklımı kaçırtmakta. Bir teselli veren düşünceyle trabzanlara tutunur gibi sana doğru çıkmaya çalıştıkça, kendimi merdiven boşluğunda bulmaktayım. Ah sevgili yüreğimdeki boşluğun ölüm odası gibi. Sopsoğuk bir duygu yaşatırken bana, saçların tül gibi savrulmakta yokluğunun ölüm odasında. Su dolu vazoda kuruyan güller bile benim kadar cansız değil. Nedir bana uykusuz gecelerde böyle bıraktığın? Sen gün gibi iken ben gece gibiyim ve aramızda her gün doğuşu kan kızılı rengiyle durmakta. Sana olan hasretim sabahın en soğuk saatinde yüreğime bir buz parçası gibi saplanmakta. Uykusuzluğumu yok say. Peki sensiz geçirdiğim gündüzlerimde gözlerimin haline bir bak. Uykusuzluk bile seni görememenin verdiği dehşetin yaptığı izleri yapamaz gözlerime. Öyle bir iz ki gözlerimdeki, sanki bir ölünün mezardaki ilk göz bebeklerinin akmasına benzer. Bana ne yaptın sevgili. Diğer sevgililerin yağtığı gibi bari beni yüreğimden vursan. Sen tüm geceleri kurşun gibi eritip gözlerime akıtmaktasın. Beni aşkın kör zindanlarına atmaktasın. Yokluğun ateşten lav beğenmek gibi. Yokluğun küçük ayak parmağımı dolaba çarpmak gibi. Yanarken de kıvranır ise ayak parmağını incittiğinde de. Sen her şekilde beni kıvrandırmaktasın. Her durumda canımı yakmaktasın.
Gül kokulu topraklardan, badem ağaçlarından, yamaçlardaki mor renkli menekşelerden, çorak bayırlardan, ve bol yıldızlı gecelerden başka nedir ki hayat.
Bir avuç dolusu suyu bir denizi ele geçiren kumandan edasıyla mutluluk içinde, kana kana içmek değilse nedir ki hayat?
Bir kum fırtınasının ardından her yer silik bir resme dönüşürken, yana yakıla Leyla’yı aramak değil midir aşk?
Bunca felaket altında, tonlarca su dolu bulutların dibinde, ince bir çiçek güzelliğiyle yaşamak ve bir aşk böceği beklemek değil midir tutkuyla yaşamak?
Her yeri sel sularının kapladığı bir coğrafyada, gözyaşlarına boğulmadan, bir gülümsemeyi bin nilüfer çiçeğine dönüştürmek değil midir hayat?
Bunca aptallığın olduğu bir dünyayı, aptallara bırakmak olmalıdır, akıllıca yaşamak.Ve bulutlara dokunmak bir damla yağmur için olmamalıdır.Cennetin içine bir cehennem azabı yalnızlığını taşımak ve cennet ırmakları içinde intiharı yaşamak olmamalıdır var olmak.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....