İstanbul’dan yola çıktı bir vapur,
Umutla dümeni kırdı Samsun’a.
Hem onurlu, hem gururlu, hem vakur,
On dokuz Mayıs’ta vardı Samsun’a.
Yolunu şaşırmış binlerce çakal
Bana yeter sarı saçlı sonbahar
Yemyeşil baharı sana bıraktım.
Sen mutlu ol diye eyledim firar,
Gül gibi diyarı sana bıraktım.
Sabrımı sevdama eyledim katık,
Selametin, sabrın, suyun diyarı,
Hasbihale geldim haberin olsun.
Karşılarken şu günler ilkbaharı,
Dileğim bana da bir yerin olsun.
Toprakların besler bir memleketi,
Hayalleri katledince gerçekler
Teselli babında düşe sarıldım.
Soldu yüreğimden kopan çiçekler
Her mevsim umuda boşa sarıldım.
Barışa imkan yok, hakem taraflı
Herkes uçuyor seçimde,
Bir de ben uçayım dedim.
Şöyle böyle bir biçimde,
Koltuğa geçeyim dedim.
Sanmayın beni divane
Yaşadıkça; insan denen varlığın
Hemcinsini sattığına şahidim…
On kuruşla başlayan pazarlığın
Beş kuruşa bittiğine şahidim…
Mutludur: satışa karar verince
Ömrü dolan makineler müzeye,
İnsanlar daracık mezara konur.
Her tarafta izzet ikram tazeye
Eskiler köşeye kenara konur.
Hayat bir tür oyun hep sensin ebe,
Sevgini taşıyor gönlüm, yüklüdür
Maksuda eriştir durma sen beni.
İstediğin şekilde sür, hızda sür
Yorarsın yokuşa sürme sen beni.
Yüküm; Hassas, narin eyleme tahrip
Çıkarmadı karşıma bir tesadüf
Vaz geçmedim düşte seni aradım.
Gitmedi aklımdan o bir top zülüf,
Nere gitsem başta seni aradım.
Sanadır bu gece söylenen sözler,
Yalvarıp yakaran dil seni ister.
Bükülen boyunlar, yaşaran gözler,
Göklere açılan el seni ister.
Rahmetindir arşı kuşatıp saran,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!