Serin bir serzenişidir bu, sonbaharın
Esintisi mi solan rengin yakarışların?
Belki bir kucaklaşma yaşamla güz yelinde
Asıl olan hüznüyse de gelecek akşamların
Dünle hesaplaşsak da soğuk sonbaharda
Ne sen beni anladın, ne dinledim ben seni
Yoğruldu dram oldu, oynanan bu komedi
Söküp atmak imkansız bağırdaki hançeri
Çöle gömdük sevgimizi susuzlukta yanarken
Ne gözlerde fer vardı, ne gönülde sıcaklık
Yüzün gölgelendi
Sessizlik indi suya
Coşkular ertelendi
Martılar küstü koya
Hüzünler eskidendi
1952 numaralı koğuşta sürdüğüm Şevrole mi?
Eski püskü müydü, bana mı öyle geldi?
Çağın en iyisi dediler annem babam
Bilmem belki de artık klasik bir modeldi.
Papyonumu bağlarken, hocam kalk ayağa dedi,
Masaya uzun kaşıkla oturdum
Şeytan karşıda kısaldı
Kaşığı çorbaya uzattım
Hay şeytan kaşık elimde kaldı
Elini ver çekişelim dedim
Elimi çekti benden aldı
Omzuma yaslandığında, sen, sen değilsin
Dudağım dudağına değdiğinde benimsin
Ne bir unvan ne bir melek ne de şeytansın
İşte tam da o an yalnızca benim sevgilimsin
Yaşanmışlığım vardı sevginin baharında
Arınmışlığım gözlerinin pınarında
Kırılmışlığım öfkenin dalgalarında
Erimişliğim aşk ateşinde, kucağında
Sensizliğim vardı senin her uzağında
Tam burada duruyoruz
Dünyanın ortasında
İnsanlık mezarında
Tam burada duruyoruz
Ayaklarımızı kan denizi yalıyor
Ben, yapraklardan süzülen gözyaşı
Sen, verimli topraklarda sürülen ten
Bin bir çiçek açar nemli topraklar
Gözyaşı dökülüp de toprak olurken
Bir fahişe bakar uzaklardan
Kaçar tuzaklardan
Aires sokağında bir kapı çarpar
Daha güneş batmadan
Bir kabadayı av peşinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!