Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Şerif Bey Amca, kalp hastasıydı. Tansiyon, şeker, kolesterol… Bildiğimiz bu kadardı, bilmediğimiz kim bilir daha neleri vardı! Ölüm ensesinde geziyordu. Yani o böyle diyordu. Sık sık virajı dönmekten bahsediyor, Allah’a kavuşmasının yakın olduğundan söz ediyordu. Hastalıkların tesiriyle meydana gelen dolaşım bozukluğundan ayaklarının şiştiğini söylüyor:

“Ayaklarım ayakkabı istemiyor artık. Yola konma zamanları yaklaştı.” diyor, çok ayakta duramıyordu. Arada sırada kafa kâğıdının eskidiğindan bahsediyordu. Her gün kapıdan çıkarken ev halkıyla helalleştiğini söylüyor, her ihtimale karşı hazırlıklı olmak gerektiğini ısrarla belirtiyordu. Belleğime, ne anlama geldiklerini zamanla anlayacağım sözler kaydediyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Takvimlerde kışın bitmiş olduğu üç cemrenin düştüğü belirtilen bir zaman… Bir cumartesi akşamı, her zamanki gibi gece yarısına kadar odamın ölgün ışığının huzuru içinde bir süre ders çalıştıktan sonra günlük planımı yaptım ve kafama göre takılmaya başladım. Teypte, çoğu zaman olduğu gibi Zeki Müren vardı, kalbimde Karanlıklar Kralı, önümde derdimi yüklediğim kâğıtlar, elimde yağ gibi kayan bir tükenmez kalem… Samanlı teksir kâğıtları ve üzerlerine teleme peyniri gibi dökülen mürekkep…

Yazabilmek için duyguların galeyana gelmesi, sükûnet, loş ışık, konuya göre seçilen müzik yönünden ortamın müsait olması da şart benim için. Biraz okumak ve bir süre düşüncelerimi toparlamak da öyle… Yine böyle bir hazırlık anında ansızın şimşekler çakmaya, hava korkunç gürültülerle bombardımana başladı! .. Nasıl korktum! .. Gök öyle bir gürledi ki ne gürleme! .. Aman Allah’ım! .. Felaket geliyor! ..

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Yalnızlığın sessiz sesiyim. Ruhunun fısıltılarını sabitlemeye çalışan kimseli kimsesiz… Yıllarca dört duvar arasında güya korunmuş, dış dünyadan soyutlanmış ilk gençliğimi düşünüyorum. Zaman zaman içine düştüğüm çıkmazlarda kıvranışlarımı… Nereden gelip nereye gitmekte olduğumu…

Neydi İslamiyet? Teslimiyet neydi? Mümin, münafık… Amaç, sadece cehennemden kurtulabilmek miydi? Ya iki cihanda da tam anlamıyla mutlu olabilmenin yolu?

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Kamil iman sahibi olmak… Tam anlamıyla teslimiyet… Kahırla lütuf arasında fark kalmayınca ruh azaptan kurtulur. Sevgilinin busesi kadar tokadı da hoş olabilmeli. Sarsılmaz bir sevgi, o kadar kolay yok olsaydı, karşılık göremeyen âşıklar akıl hastanelerine gitmesinler ya da intihar etmesinler diye birkaç tokat onlardan esirgenmezdi.

Allah, ne olursa olsun en çok sevilmeye layık! Anamızı babamızı, kardeşimizi, sevgilimizi alsa da aşkından zerre kadar eksilmez! Nimetler inerken sevecek, bir zarar geldiğinde arka mı döneceğiz!

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Hasan ifade verecekken durum yön değiştirmiş, İpek Hanım derdini anlatmaya başlamıştı. Dert dinlemek de sabır işidir. Herkes ona tahammül edemez. Biri başladı mı diğerinin de derdi depreşir, böyle kendisini kaptırıverir.

Hem nedense insanlar, başkalarını teselli ederken kendi hayatlarından bahsederler, çektiklerini sayar döker ve onlardan daha kötü durumda olduklarını ispatlamaya kalkarlar. Belki başkalarının hayatlarından da örneklemeler yapılabilir ama kendi hayatlarındaki olumsuzlukları sıralamaktan acayip bir zevk alırlar. Bu, bir nevi deşarj olmadır.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Biz sohbetteyken bir grup arkadaş daha geldi masamıza. İhsan, Orçun, Mahir, Hasan… Arkalarından da Nazan’la Ayşe… Gemi yükünü aldı. Define, anlattıklarından ve anlatılanlardan bunalmışa benziyordu. Hele önceki olay, onu iyice örselemişti. Piposundaki kurumu masanın kenarına vurarak temizledi. Tütün paketine üç parmağını soktu:

“Bir şarkılık oldu! ” dedi ve başını mutfak tarafına çevirerek içeriye seslendi: “Aç bakayım radyoyu, Duygu! ”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bu nasıl bir aşktı ki evlenince bitiveriyordu? Bir zamanlar onlar birbirlerini görmeden duramıyorlar, fırsat buldukça bir araya geliyor, hiç ayrılmak istemiyorlardı. Yoksa bir süre sonra ben de mi öyle olacaktım? Yani şimdi bir gün görmesem, bir yıl görememiş kadar özlediğim İlhan’dan, bir süre sonra görmeye dayanamayacak kadar nefret mi edecektim? Aşk bu muydu? Böyle bir şey miydi? Ne kadar da dayanıksız! Nasıl da gelip geçici! Bu kadar çabuk, böylesine kolay olmasa gerekti. Dünyanın en güzel duygusu, o kadar ucuz muydu! ..

Nazan, Levent’e artık daha fazla dayanamayacağını söylüyor, ikide birde ayrılmaktan bahsediyordu. Kendisinden beklediklerini veremediğine, işinde aşama yapmak için gayret sarf etmediğine kızıyor, onu çok aşağılarda görüyor, eziyor eziyordu… Sık sık tartışıyor, olayı Virane’ye taşıyor, Define’den yardım istiyorlardı. O da her biriyle ayrı ayrı görüşüyor, iki tarafın da nelerden şikâyetçi olduklarını öğreniyor, sonra onları bir araya getirip karşılıklı konuşturuyor, bazen tartışmalarına göz yumuyor, fakat kontrolü elinden bırakmıyor, gerektiğinde müdahale ediyor, eteklerindeki taşları döktürerek anlaştırma yoluna gidiyordu, bazen de üçlü görüşme anında çifti konuşturmuyor, ürettiği çözümleri sunuyor, biraz nasihat ettikten sonra dediklerini düşünmelerini ve açmazlarını o doğrultuda aralarında halletmeye çalışmalarını önerip onları baş başa bırakıyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

lOnur BİLGE

Ben, Giritli Mahallesinde doğup büyüdüm. Giritlilerin arasında… Çok sıcakkanlı insanlardı. Fırsat buldukça bir araya gelmekten hoşlanırlardı. Erkekleri Şarampol’deki iki kahvede, kadınları kapı önlerinde veya kabul günlerinde toplanır, nedense hep hararetli hararetli konuşurlardı. Hem de yüksek sesle… Kavga eder gibi… Hep birden… Bir taraftan dinler, bir taraftan konuşurlardı. O gürültüden ne anlarlardı! ? Aralarında bulunduğum zamanlarda kime bakacağımı, kimi dinleyeceğimi şaşırırdım! Zaman zaman bir aklıevvel çıkar:

“Yeter be! ..Kadınlar hamamına çevirdiniz burayı! ” “Birer birer konuşun da eyi anayalım! ” “Kafam şişti be! ..” falan derdi. Kısa bir sükûtun arkasından tekrar sesler yükselir, sonra yine aynı terane devam ederdi. “Mânam! .. Ne deyom size ben? Bak, hiç duyuyolar mı! Eski hamam, eski tas! .. Ben gidiyom evime! ” diye yerinden kalkmaya kalkışan olursa hemen yatıştırmaya çalışırlar, ondan yana çıkarak birbirlerine: “Yavaş morisi! ” “Gitçek kakomira! ” “Kaçse kaçse! ” dibi şeyler söylerlerdi. Fakat değişen bir şey olmazdı. Çünkü o hususta, Yunanlıların karakteristik özelliklerini taşıyorlardı.

Devamını Oku
Onur Bilge

Hiç konuşmasak da arkadaştık biz
Oyun oynuyorduk sevinç içinde
Seninle el ele dağlar aştık biz
Mutluluğa erdik olsa da Çin’de

Yere basmıyordum kayıyordum ben

Devamını Oku
Onur Bilge

Gözsüz ayna bilmez, güzelliğini
Kör camlara değil, bir de bana sor!
Kim bilir, sayısız özelliğini?
Seni nasıl sevdim, bir de bana sor!

Devamını Oku