Allah'a en yakın yerinden öpüyorum seni
Kalbindeki Duandan
Gece bitti ve ben suyu kaldırdım aramızdan.
Karanlığı buruşturup bir köşeye fırlattım.
Ayaklarımı sürükleyerek tavanı geçtim ve
Ağacı düştüm ikimizden ve içimizden.
Bir kuşun yuvası öldü.
Aramızdan bir toz bulutu kalktı,
Beni asla arama! Ama bulursan bana haber ver. Çünkü; ben de nerede olduğumu bilmiyorum. Kimi sevdiğimi, kimi özlediğimi, hangi sokağı gezdiğimi, hangi şehri dolaştığımı, hangi geceyi uyuduğumu bilmiyorum. Belki de yaşadığım bu hayat, üç yüzyıl öncesine aittir. Kalbim, devrik bir cümle gibi atıyordur belki. Ya da bütün insanların ortak kullandığı bir kol saatidir; zamanı geriye atarak çarpan.
Beni sakın özleme! Özlemek, anlatım bozukluğudur. Hiçbir kelimeye sığdıramazsın özlemini anlatmayı. Bağıra bağıra söyleyeceğin tonlarca cümlen varken, tonlarca küfrün varken, sadece aç bir köpek gibi, karanlık sokağı kemirirsin.
Bana asla inanma! Şiirler dolusu yeminlere, şiirler dolusu sevişmelere, Afrika’lar dolusu açlığıma inanma. Beni sadece aklında tut. Ben, ikimizin yerine yitiririm bütün inançlarımızı.
Bin yıllık bir mesafe var, kendimle aramda. Ne benimle konuştuğu dili, ne de yaşadığı yerin törelerini biliyorum. Hepimiz, kendimize bu bin yıllık mesafeden geliyoruz aslında. Kendimizi anlayamama nedenimiz bu! Aynı çağa ait değiliz içimizdekiyle.
İnsan; zamanın ispatıdır ama zaman insanı ispatlayamaz.
Yağmurun, kaldırımları dövdüğü ve kaldırımların bu yüzden ağladığı bir Şubat akşamı geldin başıma. Oturup birbirimizin kıyısına, birbirimizin denizine açılmaya başladık. Yağmur, kaldırımları dövmeye devam ediyordu.
Sen; kalbini çıkarıp masanın üzerine koydun. Kan yerine, acı ve hüzün pompalamaktan, kalbinin rengi yoktu.
Ben de, kanımı çıkarıp masanın üzerine koydum. Hüzün ve acı dolu bir kalbe girip çıkmaktan kanımın rengi yoktu.
Emin olabilirsiniz. Hiçbiriniz, yaşadığınız çağa ait değilsiniz. Ve hiçbiriniz yanınızdakilere, yanınızdakiler de size ait değil. Cesur olun! Daha kendinize bile ait değilken, nasıl başkasına ait olduğunuzu düşünebilirsiniz? Ya da o kişi, kendine bile ait değilken nasıl size ait olabilir? Üstelik kendinize, yaşadığınız her zaman içinde, bir dakikanızı ayıramıyorken, nasıl bu zamana ait olduğunuzu söyleyebilirsiniz? Belki de, orta çağa aitsiniz. Ya da ilk çağa. Veya, sizin zamanınızın gelmesine asırlar var.
Kendinizi bu yüzden yabancı gibi hissedersiniz. Belki de, bu zaman dilimine ait değilsiniz.
Bir kuş aklıyla sevdim seni.
Sende, gökyüzünden başka bir şey görmedim.
Şiir şiir bölmüştü çocuklar sokakları,
Sevişecek yer arıyorduk,
Devrim yapacak, isyan edecek yer arıyorduk.
Birbirimizde Afrika’yı doyuracaktık.
Hayatın sana yüklediği kimlikleri teker teker yaşamaya çalışmaktan ve bu kimliklere yetişmek için
Kendinden koşarak uzaklaştığın zamanlar
Birçok kez yerlere düştüğünü gördüm.
Gecenin sonuna geliyorum,
Bekle beni, yüzünde bir köpeğin tanımıyla
Köpeklerden daha yalnız bir adamın
Tanımıyla bekle beni.
Kanım ağrıyor sen yoksan istasyonda,
Raylar, treni kaçırıyor
Hepimizin terk etmek istediği bir şehri vardır.
Defolup, rastgele başka bir şehre gitmek istediği.
Başka bir şehrin sokaklarında yürümek, o kentin gökyüzüne bakmak, karanlığını görmek, denizini duymak isteriz.
Başka bir şehir kurtaracakmış gibi bizi; ya o şehirden bu şehire kaçarız ya da içimizdeki karanlığı kovarız yaşadığımız şehri kovar gibi.
Adı bazen Paris olur.
Acılarımızın ortasına bir Eyfel dikersek, iyi geleceğini düşünürüz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!