Güneş, neresinde doğuyor alnının?
Neresinde batıyor?
Sokaklar çocuklara,
Sesinin neresinden çıkıyor?
Kokusu saçlarının,
Neresinden benziyor denizlere?
Günlerdir uyumuyorum. Bilemiyorum, belki de günlerdir uyuyorum. Bunları bir rüyaya mı yazıyorum yoksa bir rüyayı mı yazıyorum bilmiyorum. Bildiğim tek şey ikisinden de uyanamıyorum.
Kimdi, kalbinin tercümanı? Kim çevirecek seni hayata? Kimsenin bilmediği ama senin gramerine kadar bildiğin bir lisanı konuşmaktan yorulmadın mı? Yorulmadın mı bütün acılarını aklında tutmaktan ve unutmamaktan? Seni anlamamaları, acılarının azalacağı ve rahatlayacağın anlamına gelmez. Kimse, kimseyi anlayamaz zaten. “Seni anlıyorum” cümlesi sana sürekli söylenen bir yalan. Herkes aynı dili konuşuyor gibi görünebilirsin ama kelimeler, çıktığı kalbin anlamını taşır daima ve kalbinin tercümanlığını yapacak birisi asla olmayacak.
Biliyorum, vazgeçmeyeceksin. Seninle aynı şiiri seven, aynı filmi, aynı müziği gitaristi, aynı sigara markasını, aynı siyasi görüşe inanan ve aynı boktan şeylere gülen birine âşık olduğunu sanacaksın. Sonra; zaman seni sürüklemeye başlayacak. Ellerini bağlayıp, boynuna kementi atıp seni sürükleyecek zaman. Her yerin paramparça olacak. Zaman seni dilimlerine ayıracak. Sonra aynı şiiri sevdiğin kişiye nefretle bakacaksın. Bu yüzden kendine de nefretle bakacaksın.
Hadi! Sus şimdi. Öyle bir sus ki, Dünya ikiye ayrılsın bu susuşun sesinden. Kendinden aşağıya atla. Kır, birbirlerine zincirle bağlı olan sıralı günlerini. İçinde bulunduğun anı ve insanları sevmek zorunda değilsin. Dünya yaratılmadan önceki günleri yaşayabilirsin. Ve unutma: Aşka anlam aramak, onu kirletmektir. Aşkı ve hiçbir şeyi tanımlama.
Sanki; başka birinin hayatını çalmış ve o hayatı, başka birine satarken yakalanmış ve hayatını çaldığım kişi bulunmayınca ceza olarak o hayatı yaşamaya mahkûm edilmiş gibiydim. Üzerime giyindiğim elbiseleri taşıyacak gücüm bile kalmamıştı. Uyandırılmayı bekliyordum girdiğim bu yaşam komasından.
Adına “ölüm” diyorsunuz. Ölüm dediğimiz, hayattan uyandırılacağımız andır.
Güneş, saplıyordu ışıklarını toprağın karnına.
Kadın, hayatın anlamını arayarak.
Adam; kadının anlamını arıyordu. Birbirlerine çarptılar dünyada. Şimdi ikisi de aşkın anlamını arıyor.
Hadi, cesur ol! Kendini aramayı ve içindeki o kocaman karanlık boşluğu nasıl dolduracağın düşüncesini bırak bir kenara. Kim olduğun ve neyi aradığın, sen de dahil kimin umurunda? Sokakları geç, caddeleri tükür içinden, şehirleri unut, aşk sandığın o saçmalıkları ez ve dost bildiğin şiirleri ve sohbetleri yak gitsin.
Gecenin kenarına otur ve dinle! Uçurumun mübarektir, atla, korkma! Yere çarpacak olan sen değilsin. Kanayacak olan senin dizlerin değil, parçalanacak olan senin yüzün değil. Çünkü sen, başkasını taşıdın hep, içinde.
Herkes aynı dili konuşabilir seninle ama sustuğunu bir tek ben anlarım. Neyi susuyorsan en çok, seni o sustuğun yerden öperim. Seni en çok ben öperim anlattıklarından. En çok ben anlarım, seni anlamadığımı…
Serin bir akşamın üstünde oturmuşuz
İki kişilik bir yalnızlığa tanımlanıyoruz.
Akşamın kokusu, düşüyor alnımızdan.
Birbirimize, kaderimizi bakıyoruz.
Ne zaman yolda garip biri görsem; “Bütün insanlığa bir cevap hakkı doğuyor,” diye düşünüyorum.
Kanımı büküyordu bu ayrılık,
Ben de gittim ve ağaçları
Ağzından öptüm.
Anlamsız bir şiir doğurdu gece.
Anlamsız bağırdım!
Köpekler sesimi aklında tuttu.
Düşün ağzımdan,
Parçalanıyor cümlelerim.
Bir tarafımı daha eksik yaşıyorum.
Tanımlamıyor hiçbir manzara beni.
Bir tren garının hırıltısını duyuyorum.
Beni alıp, başka bir gezegenin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!