Her nefeste ömrümüzden düşer bir kum tanesi,
Son nefeste viraneye döner gönül hanesi.
Her tanenin hesabını vereceksin sonunda,
Sudan gayrı yoktur sana ikramım
Önüne koyacak aşım yok gardaş.
Gelir yok ki, giderden olsun gamım
Varıp çalışacak işim yok gardaş.
Edep ile huzura oturdum boynu bükük
Anasını kaybetmiş kuzu gibi meledim.
Âşk ateşten bir gömlek, ne yaka var, ne sökük
İçinde yana yana kül olmayı diledim.
Sana olan aşkım söndü
Bilme artık, lâzım değil.
Zaman geçti devran döndü
Gelme artık lâzım değil.
Acı, zulüm, kan, gözyaşı ve ölüm
Yüreği yaralı Mescid-i Aksa.
Olmazdı zalimin ensesi kalın
Müslümanlar bir ve tek yumruk olsa.
Ben ölürsem ara sıra okuyun
Mısralarım boynu bükük kalmasın.
Göz önünde gölge bir yere koyun
Kara yazıların rengi solmasın...
Mısralara koca ömrü sığdırdım
Kolay gele, bulgur döven bacılar,
Gıcırdayan kağnılardan ne haber.?
Gidenin ardında kalır acılar;
Eski güzel anılardan ne haber.?
İşlerimiz kolay, aşımız kuru,
Bir noktayım hiçliğin ortasında
Ben, benim içimde, sanki yâdelde
Yaşıyorum gölgeler arasında
Ruhum etten, kemikten bir zembilde.
Yürüyorum, sanki bir görünmezim
Gönüller Uhud dağı, mümin her an savaşta
Okçular tepesini boş bırakma ha sakın.
Şeytanın askeri çok, nefsin ise en başta
Beş çocuktan fazlası zor olur köy yerinde,
Dünyaya istenmeden geldik, biliyor musun?
Anne baba yanında her şey yerli yerinde,
Sonrasında pabucu deldik, biliyor musun?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!