VUSLATTIR SONBAHAR
Eylül'ü seviyorum, vuslata yaklaştırır,
Gönüllere şöyle hoş bir hüzün bulaştırır.
Gidiyoruz meçhule sararıp, düşe düşe
Heyhat ki ilkbaharda kaldı mutluluk, neşe.
Arslanı dağda arama
Hâk yolda tek kalana bak...
Sayısız dostun var ama
Dar gününde gelene bak...
Arıyorsan düşmanını
Nerede bir garip görsem, yanar içim derinden
Deli gibi çarpar kalbim, çıkar sanki yerinden.
İsterim ki dünyadaki öksüz ve yetimlerin
Bir katre yaş dökülmesin o mahzun gözlerinden.
Âşk'ın ateşine düştüm, yandım yâ RESÛLALLÂH
Hasretinle çok üşüdüm, dondum yâ RESÛLALLÂH.
Yetmez mi bunca ayrılık, kaldır da nikâbını
Göreyim gül cemâlini , aç da vuslat babını
Öylesine çok içtim ki, hasretin şarabını
Yapboz oynuyorum dünden bugüne
Kaç kez tövbe ettim tutamıyorum.
Pişmanlık ateşi düştü gönlüme:
Çok günah işledim utanıyorum.
Ne olur Allahım, yardım et bana!
Yine eylül ayı, mevsim sonbahar
Havada hüzün ve sarı bir efkâr.
Ömürden giderken, gün azar azar
Kalan yaprakları döküyor rüzgâr.
Dedim kardeş nerelisin?
Dedi, bahtı karalıyım...
Dedi, ya sen nerelisin?
Ben doğuştan yaralıyım.
Bağrına taş basanlardan
"Yok işte" dediysek, yanlış anlama!
Bizde dertten yana: Yok, yok kardeşim.
Hayat pazarında dertler bedava,
Mutluluk alırsan yarası peşin...
Gül atana karşı, geri döner taş
Ömrüm son düzlüğe girdi,
Ne yaşadı, ne gün gördü,
Felek çok gelme üstüme
Kaldıramam bunca derdi...
Dost dedim de karaladı,
Âşk'ı anlatamaz tükenmez kalem,
Âşk'ı mürekkebe dalması lâzım.
Âşığın dilinde çok olmaz kelâm;
Yâr deyince donup kalması lâzım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!