'...o hala koltuğun kenarına doğru eğilmiş vücudiyle önüne bakıyordu; ben,o anda açılan bir imkan penceresinden hayatımın alacağı her hangi bir istikameti ve atinin mümkün olan bütün manzaralarını aynı sükunet ve metanetle seyretmeğe hazırlanır gibi koltuğa yaslandım... Mualla Hanımın yüzünde istikbalimi bildirecek yazıyı okumak istedim...Fakat gözlerimiz tekrar buluşup ayrılmışlardı ve bu bakış tesadüflerinden kaçmak için elimle oynayacak bir şey aradım,bulamadım...'
'...bu akşam yemeğinde,mutat zatlardan başka,Sorbonne'da profesör olan Brichot vardı ki mösyö ve madam Verdurin'e sularda tesadüf etmişti ve eğer üniversitedeki memuriyetiyle ilmi çalışmaları serbest zamanlarını pek nadirleştirmemiş olsaydı onlara memnuniyetle sık sık gelecekti...Zira kendisinde o tecessüs,hayata karşı o bağlılık vardı ki,çalışmalarının konusu ile ilgili bir çeşit şüphecilikle birleşince,herhangi bir meslekten bazı zeki adamlara,tababete inanmayan hekimlere,latince tercüme vazifesine inanmayan lise profesörlerine geniş,parlak,hatta üstün fikirli insan şöhreti verir...Bu zat,madam Verdurin'de,felsefe ve tarihten bahsederken kıyaslamalarını en yeni ne varsa onda arıyormuş gibi bir tavır takınıyordu,evvela şunun için ki,bunların sadece hayata bir hazırlık olduğunu sanıyor ve şimdiye kadar ancak kitaplarda tanımış olduğunu küçük zümrede fiil halinde bulacağını tasavvur ediyordu,sonra,belki de şunun için ki,vaktiyle kafasına bazı mevzulara hürmetin yerleştirilmiş olduğunu gördüğü ve farkında olmadan bu hürmeti de muhafaza etmiş bulunduğu cihetle onlar huzurunda cüretkarlık etmekle üniversite hocalığından tereddütettiğini sanıyordu,halbuki,aksine,bu cüretkarlık ona,ancak üniversite hocası kalmış olduğu için,böyle geliyordu...'
'...bütün bunlardan anlaşılıyordu ki,halamın,kendi etrafında bulunanlardan istediği şey,hem takibettiği rejimi tasvibetmeleri,hem çektiği ıstıraplardan dolayı ona acımaları,hem de akıbeti hakkında ona emniyet vermeleriydi...'
'...bu maziyi de düşünme tembelliğinden değil,ıstırap çekme korkusundan tasavvur etmemeğe çalışıyordu...Umuyordu ki nihayet,günün birinde,'Orman' adası,prenses des Laumes ismini kalbinde o eski yırtılışı duymadan işitmeye tahammül edebilecekti...Elemi ancak sükunet bulmuşken,kendisine,bunu tekrar diriltebilecek yeni cümleler,yer adları,türlü hal ve şartlar teminine Odette'i tahrik etmeyi ihtiyatsızlık telakki ediyordu...'
'...o hala koltuğun kenarına doğru eğilmiş vücudiyle önüne bakıyordu; ben,o anda açılan bir imkan penceresinden hayatımın alacağı her hangi bir istikameti ve atinin mümkün olan bütün manzaralarını aynı sükunet ve metanetle seyretmeğe hazırlanır gibi koltuğa yaslandım...
Mualla Hanımın yüzünde istikbalimi bildirecek yazıyı okumak istedim...Fakat gözlerimiz tekrar buluşup ayrılmışlardı ve bu bakış tesadüflerinden kaçmak için elimle oynayacak bir şey aradım,bulamadım...'
'...bu akşam yemeğinde,mutat zatlardan başka,Sorbonne'da profesör olan Brichot vardı ki mösyö ve madam Verdurin'e sularda tesadüf etmişti ve eğer üniversitedeki memuriyetiyle ilmi çalışmaları serbest zamanlarını pek nadirleştirmemiş olsaydı onlara memnuniyetle sık sık gelecekti...Zira kendisinde o tecessüs,hayata karşı o bağlılık vardı ki,çalışmalarının konusu ile ilgili bir çeşit şüphecilikle birleşince,herhangi bir meslekten bazı zeki adamlara,tababete inanmayan hekimlere,latince tercüme vazifesine inanmayan lise profesörlerine geniş,parlak,hatta üstün fikirli insan şöhreti verir...Bu zat,madam Verdurin'de,felsefe ve tarihten bahsederken kıyaslamalarını en yeni ne varsa onda arıyormuş gibi bir tavır takınıyordu,evvela şunun için ki,bunların sadece hayata bir hazırlık olduğunu sanıyor ve şimdiye kadar ancak kitaplarda tanımış olduğunu küçük zümrede fiil halinde bulacağını tasavvur ediyordu,sonra,belki de şunun için ki,vaktiyle kafasına bazı mevzulara hürmetin yerleştirilmiş olduğunu gördüğü ve farkında olmadan bu hürmeti de muhafaza etmiş bulunduğu cihetle onlar huzurunda cüretkarlık etmekle üniversite hocalığından tereddütettiğini sanıyordu,halbuki,aksine,bu cüretkarlık ona,ancak üniversite hocası kalmış olduğu için,böyle geliyordu...'
'...bütün bunlardan anlaşılıyordu ki,halamın,kendi etrafında bulunanlardan istediği şey,hem takibettiği rejimi tasvibetmeleri,hem çektiği ıstıraplardan dolayı ona acımaları,hem de akıbeti hakkında ona emniyet vermeleriydi...'
...
Yüzüme, o resimden,
Köpükler vurdu sandım;
Duymuş gibi tıkandım,
Ciğerimde bir yosun.
...
'...bize kötülük etmek iktidarını serbestçe icra edenlere karşı daima beslediğimiz malum saygı duygusunu uyandırırdı...'
'...zira duyduğu his ıstırap ile memzuç olmadığından pek aşk da değildi...'
'Dalgaların sonsuza dek gidip gelişi melankoli uyandırır...'
Debussy
'...bu maziyi de düşünme tembelliğinden değil,ıstırap çekme korkusundan tasavvur etmemeğe çalışıyordu...Umuyordu ki nihayet,günün birinde,'Orman' adası,prenses des Laumes ismini kalbinde o eski yırtılışı duymadan işitmeye tahammül edebilecekti...Elemi ancak sükunet bulmuşken,kendisine,bunu tekrar diriltebilecek yeni cümleler,yer adları,türlü hal ve şartlar teminine Odette'i tahrik etmeyi ihtiyatsızlık telakki ediyordu...'
'The French Lieutenant's Woman' (1981)
Karel Reisz
'-Odette,ikimiz için de bir işkence olan şu anı idame etme...'