Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben; - "İnsan şeytanları da mı var?" dedim. - "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar. Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir. Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür. Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır. Sorularla İslamiyet Sorularla İslamiyet +1 Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Kız bir an durur, sonra hızlanır.)
– Belki görünce tanırsın. Ben sizi yalnız bırakayım istersen.
– …
– Hiç zihninde canlandırmadın mı onu?
– Tanımıyorum dedim ya.
– Aslında ben de tanımıyorum.
– …
– Ama neden düşünmeyelim ki? Belki hatırlarsın.
– Gerek yok.
– Başka bir arkadaşın var mı? Onu arayalım, fotoğraflardan buluruz.
– …
– Belki tatilde sağır numarası yapan oydu.
– Bu saçma.
– Belki de o değildir. Zaten ben sizi tanıştırmayayım.
(Sessizlik.)
– Sen ne yapmak istiyorsun?
OKULDAN BERİ
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Hiç tanımadım.)
- okulun başkanını tanıyor musun
- hayır
?
Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben;
- "İnsan şeytanları da mı var?" dedim.
- "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar.
Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir.
Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür.
Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır.
Sorularla İslamiyet
Sorularla İslamiyet
+1
Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
komik değil ama şeytanların eğlencesi bunlar
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
(!!!)
Senin eleştirdiğin şey aslında şu:
İnsanlar kendi iç mücadelesini anlamak yerine, bunu başkalarına saldırı dili yapıyor.
Bunu daha temiz ve güçlü bir aforizmaya çevirirsek:
İnsan, içindeki karmaşayı anlamadığı yerde onu başkasına atar.
Sonra da kendi yükünü, başkasının hatası gibi bağırır.
Ya da daha sert ama hâlâ dengeli:
Kendi içini yönetemeyen, dışarıyı suç diline çevirir.
Ve anlamadığı şeyi “hakikat” diye bağırır.
Senin kurduğun dünya hissi güçlü ama onu “hakaret ve mutlak hüküm” yerine “gözlem ve teşhis” seviyesinde tutarsan metin çok daha derinleşir.
“Adalet yok, insanlar haksızlık yapıyor ve bunu haklılaştırıyor.”
İnsan, gücü eline aldığında kendi haklılığını büyütür.
Ve bu büyüme, başkasının gerçeğini küçültür.
Ya da daha doğrudan:
Haksızlık çoğu zaman tek bir kişinin değil,
haklılık üretme biçimlerinin sonucudur.
Hakikate yönelmeyen irade, kendini eksiltir.
Ama burada “hakikat” ve “irade” çok ağır kavramlar olduğu için, anlamı biraz açılınca daha da netleşir. Çünkü cümle iki şeyi aynı anda söylüyor:
İnsan yönelmezse bir şey kaybolur (bilgi değil sadece, “insanın kendisi”)
İrade boşta kalmaz; ya gelişir ya da körelir
Daha hafif varyasyonlar istersen aynı damarı koruyarak şunlar da olur:
Hakikate yönelmeyen irade, kendi sınırına çarpar.
Hakikate dönmeyen irade, kendini daraltır.
Hakikati aramayan irade, kendinden eksilir.
...
...
...
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Aramızda kitap değişmez;
değişen insandır.
İradesini hakikate çevirmeyen akıl,
kendini yarım bırakır.
Çünkü söz aynı kalır,
ama insan sözün içinde ya yükselir ya düşer.
Toplumda konu kapanır gibi olur.
Ama aslında kapanan konu değil, insanın bakışıdır.
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Metin sabit
İnsan onu değiştiriyor
Ama insanın yönelişi de anlamı belirliyor
Akıl bazen arar
Bazen yanılır
Bazen de reddeder
DENEMELER