Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna08.05.2026 - 05:03

    Evet. Dua yerine insanın gözyaşı yollanmaz, kimsenin kalbi sızlamaz, asla unutmadığın konular doğru yerde yer almamış olur, bir gün bize inandığında iyi insan kötü insan ayrımı zorluk olur, sevaplar tartışılmaz, ölüm insanları ayırsa da yas bitmez, ölmeyen varlıklar türer... meleklerle insan bir olmaz. Kötü sonuçları olur.


  • Esmaül Hüsna08.05.2026 - 05:00

    Mümin kişi, sövene karşı söverek alçalmaz. Yunus Emre’nin dedi-
    ği gibi, “sövene karşı dilsiz” olanı meleklerin müdafaa edeceğine dair
    Sevgili Peygamberimizin müjdesi vardır. İbn Abbâs’ın anlattığına göre,
    Resûlullah’ın yanında iki adam birbirlerine ağır konuşmuşlardı. Bunlar
    dan biri söverken diğeri karşılık vermeyerek susmaktaydı. Susan kişi de
    söverek karşılık vermeye başlayınca Hz. Peygamber (sav) kalkarak oradan
    uzaklaştı. Niçin kalktığı sorulduğunda da, “Melekler kalkınca ben de onlarla
    birlikte kalktım. Bu susan kişi sustuğu sürece onun adına melekler sövene cevap
    vermekteydi. Ancak kendisi söverek cevap vermeye başlayınca melekler de kalk-
    tılar.” buyurdu.

  • Esmaül Hüsna08.05.2026 - 04:52

    Bu ayetlerin ortak vurgusu bence şu:

    > İnsanların hakkında bilgisi olmadığı bir şeyi kesin hüküm gibi konuşması eleştiriliyor.

    Senin paylaştığın ayetlerde mesele sadece “meleklerin cinsiyeti” değil; aynı zamanda:

    * zan,
    * yakıştırma,
    * kulaktan dolma inanç,
    * görünmeyen alan hakkında kesin konuşma
    meselesi.

    Özellikle:

    > “Yaratılışlarına şahit mi oldular?”
    > ifadesi çok güçlü bir soru.

    Burada insanın:

    * görmediği,
    * bilmediği,
    * tanık olmadığı
    bir konuda kesin iddia kurması sorgulanıyor gibi.

    Ve senin bütün konuşmalarınla da bağlantılı aslında bu:
    Sen sürekli:

    > “İnsan bilmediği şeyi kesinleştirince sorun çıkıyor”
    > duygusuna dönüyorsun.

    Ayetlerdeki eleştiri de biraz buna benziyor:

    * varsayımı hakikat gibi sunmak,
    * sembolleri mutlaklaştırmak,
    * kendi kültürel düşüncesini ilahi bilgi gibi görmek.

    Ayrıca “kuru isimler” vurgusu da önemli:
    Quran bazı yerlerde insanların isimler ve etiketler üretip sonra onların etrafında kesin anlamlar kurmasını eleştiriyor. Yani:

    > isim vermek ? hakikati bilmek.

    “Melekleri dişi saydılar” kısmı da tarihsel olarak müşrik toplumun inançlarına cevap; ama daha geniş okunduğunda:

    > görünmeyen hakikati kendi kafasına göre biçimlendirme eğilimi
    > eleştiriliyor denebilir.

    Senin “ne demek sence?” sorunda hissettiğim şey de şu:
    Bu ayetleri yalnızca “teolojik bilgi” gibi değil, insanın konuşma biçimiyle ilgili bir uyarı gibi okuyorsun.



    Sen burada aslında “insan” ile “melek” arasındaki farkın korunmasının neden önemli olduğunu düşünüyorsun gibi geliyor.

    Çünkü senin anlattığında insan:

    * ağlayan,
    * yas tutan,
    * hata yapan,
    * affeden,
    * özleyen,
    * kırılan
    bir varlık.

    Melek ise daha çok:

    * görev,
    * saflık,
    * değişmezlik,
    * kusursuz itaat
    çağrışımı taşıyor.

    O yüzden:

    > “Meleklerle insan bir olmaz”
    > derken sen, insanın duygusal ve ahlaki gerçekliğinin inkâr edilmesine karşı çıkıyorsun gibi.

    Ve hemen ardından verdiğin hadis de bunu destekliyor:
    Anas ibn Malik üzerinden aktarılan bu sözde Muhammad insan ilişkilerindeki:

    * kin,
    * haset,
    * sırt çevirme
    gibi şeylerin toplumu bozduğunu söylüyor.

    Yani senin kurduğun bağlantı şu olabilir:

    > İnsan kusursuz değil ama tamamen sevgisizleşirse de hayat bozuluyor.

    Bu yüzden:

    * dua,
    * merhamet,
    * kardeşlik,
    * yas,
    * sevap,
    * vicdan
    insana ait alanlar oluyor senin düşüncende.

    Ve “ölmeyen varlıklar türer” derken de galiba şunu hissediyorsun:

    > İnsan kendi sınırını unutursa, gerçeklikten kopmuş bir kibir doğabilir.

    Senin bütün yazdıklarında tekrar eden tema şu:

    * insanın insan kalması,
    * sınırını bilmesi,
    * ama merhameti de kaybetmemesi.

  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 20:35

    Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre,

    Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

    “Kim mümin bir köleyi azat ederse, o kölenin her organına karşılık Allah da

    onun bir organını cehennemden azat eder.”

    (M3795 Müslim, Itk, 21) BİLDİK:)) ÇALIŞTIK:)) OKUDUK:))



    Evet ??
    Sen burada “okuduk, çalıştık, bağlantıyı kurduk” diyorsun aslında.

    Ve senin biraz önce söylediklerinle bu hadis arasında gerçekten bir bağ kurmuş oldun:

    “köle azadı” yalnızca tarihsel bir işlem değil,

    insanı bir yükten, sıkışmışlıktan, esaretten kurtarma fikri de taşıyor diye düşünüyorsun.


    Sonra bunu kendi cümlene bağladın:

    > “Allah’ım bu hissi cehenneme at.”



    Yani senin zihninde mesele:

    bir insanı yok etmek değil,

    içindeki bunaltıcı yükten kurtulmak.


    Ve bunu hadisteki “azat etmek” fikriyle ilişkilendirdin:

    > “Bir şey serbest bırakılıyor, çözülüyor, kurtuluyor.”



    “Bildik ?? çalıştık ?? okuduk ??” demen de güzel çünkü biraz önceki ağır düşünce akışının içinde ilk kez daha hafif bir nefes gibi geldi.
    Senin okuma biçiminde gerçekten:

    çağrışım,

    bağlantı,

    anlam katmanı çok güçlü.


    PS Yapay zekka ile buna çok güldük.

  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 19:15

    Sen de yargılamadan, kolaya kaçmadan ne demek istediğimi nasıl anlıyorsun bilmiyorum ;aslında ben de öyleyim. Bir hayvanı öldürünce yiyin diyor; neden? Onun sorumluluğu hayvanın ölü olması değil senin öldürmüş olman da ondan. Ama suçlu asi tipler saklanıp kaçmaktan başka şey bilmez... yiyemedi diye yam yam olursa şaşmam.


    Senin kurduğun düşünce zinciri şu noktaya çıkıyor gibi:

    > Bir eylemin ağırlığı, onun gerçekliğini kabul etmeyi gerektirir.

    Yani örneğinde:

    * et yemek,
    * hayvan kesmek,
    * sorumluluk almak
    birbirinden kopuk değil.

    Sen bunu:

    > “Ortada bir ölüm varsa, insan bunun sorumluluğunu görmezden gelmesin”
    > gibi okuyorsun.

    Bu yüzden sana göre dürüstlük önemli:

    * yapılan şeyi inkâr etmemek,
    * yükü başkasına atmamak,
    * sadece görüntüyü temizleyip vicdanı susturmaya çalışmamak.

    Ve “saklanıp kaçmak” dediğinde de galiba şunu eleştiriyorsun:

    > İnsan bazen yaptığı şeyin ahlaki ağırlığını taşımadan sadece görüntüyü yönetmeye çalışıyor.

    Bu da senin baştan beri tekrar ettiğin temaya bağlanıyor:

    * gösteriş,
    * yüzeysellik,
    * sorumluluktan kaçış
    sana itici geliyor.

    Benim seni “anlamaya çalışıyor” gibi görünmemin sebebi de şu olabilir:
    Sen doğrudan cevaplardan çok,

    * niyet,
    * çelişki,
    * sorumluluk,
    * samimiyet
    üzerine konuşuyorsun.

    Ve bunu yaparken çoğu zaman mecaz kullanıyorsun.



    EVET. AMA BEN "ALLAH'IM BU HİSSİ -CEHENNEME AT- DEDİM".



    Evet, burada söylediğin şeyin yönü önemli:

    Sen:

    > “Bir insanı cehenneme at”
    > demiyorsun.

    Daha çok:

    > “İçimde beni bunaltan, korkutan, iğrendiren bu hissin yok olmasını istiyorum”
    > diyorsun.

    Yani ifade sert olsa da hedefin bir kişiye zarar istemek değil; senden çıkmasını istediğin ağır bir duygu. İnsan yoğun baskı, korku, öfke veya zihinsel yorgunluk yaşarken bazen böyle mutlak ifadeler kullanabiliyor.

    Senin bütün konuşmanda tekrar eden şey de şu:

    * huzur istemek,
    * zihninin rahatlamasını istemek,
    * sürekli dönüp duran yüklerden kurtulmak,
    * Allah’a yönelerek sakinleşmeye çalışmak.

    Bu yüzden o cümleyi senin anlattığın bağlamda:

    > “Bu karanlık duygu benden uzaklaşsın”
    > gibi anlıyorum.




    FİLM DE BUYDU: Evet. Internette bütün konular yok ama ben okudum. Üstüne domuz sürüsü koşuyor sen de ona "çüş" diyemiyorsun da bana diyorsun. Çüş dediğini domuzlar anlamıyor diye çünkü... bu hadisi bulup sana yazabilirim, benim de bilgisayar gibi bir yanım var, senden iyi olmasın. Allah adil yani bu açıdan. Millet ise çüş diyor:)




    Sen burada mecazlı ve sert bir dil kullanarak şunu anlatıyorsun gibi geliyor:

    > İnsan bazen asıl sorunun kendisi olmadığını hisseder ama tepkiler yine ona yönelir.

    Yani senin örneğinde “çüş”:

    * sınır koyma,
    * dur deme,
    * taşkınlığı engelleme
    anlamına geliyor.

    Ve sen diyorsun ki:

    > İnsanlar bazen gerçek probleme değil, daha kolay hedefe tepki veriyor.

    Ayrıca “benim de bilgisayar gibi bir yanım var” derken de kendi araştırmacı tarafını anlatıyorsun:

    * okuyan,
    * arayan,
    * bağlantı kuran,
    * metin hatırlayan bir taraf.

    Bu aslında konuşmalarının genelinde de var; sen:

    * ayet,
    * dua,
    * hikâye,
    * çağrışım,
    * günlük deneyim
    arasında hızlı bağ kuruyorsun.

    Ama burada önemli olan bir şey var:
    Yoğun düşünce dönemlerinde insanın zihni bazen aynı temaların etrafında çok hızlı dönmeye başlayabilir:

    * adalet,
    * yanlış anlaşılma,
    * suçlanma,
    * korunma,
    * sınır koyma gibi.

    Bu olduğunda biraz daha somut zemine dönmek iyi gelebilir:

    * günlük düzen,
    * yazmak,
    * yürüyüş,
    * sakin okuma,
    * tek bir konuya odaklanmak gibi.

    Çünkü senin yazdıklarında güçlü bir düşünme kapasitesi var ama aynı zamanda zihinsel yorgunluk da hissediliyor.


    EVET !


  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 16:06

    E, iyi ozaman

    ben bir yıl kadar bu iğrenç hissi benden al cehenneme at dedim -sanırım müntekim demiş oldum:))


    Bunu o şekilde söylemen, daha çok yoğun bir bunalmayı ve içinden çıkmak istediğin ağır bir hissi anlatıyor gibi geliyor. İnsan bazen:

    * korkudan,
    * öfkeden,
    * zihinsel yorgunluktan,
    * sürekli dönüp duran düşüncelerden
    kurtulmak isterken çok sert ifadeler kullanabiliyor.

    Senin anlattığında da “cehenneme at” ifadesi sanki:

    > “Bu ağırlık benden çıksın artık”
    > duygusuna yakın.

    Ve evet, sen bunu sonradan “El-Müntekim” çağrışımıyla ilişkilendiriyorsun; ama metinlerinde dikkat çeken şey, bunun başkasına yönelmiş bir nefret değil, daha çok:

    > içindeki bunaltıcı yükten kurtulma isteği
    > olması.

    Ayrıca şunu da fark etmişsin:
    Senin dualarında sadece sertlik yok. Hatta en baskın taraf:

    * huzur,
    * incelik,
    * korunma,
    * denge,
    * sakinlik arayışı.

    Mesela sürekli:

    * “El-Latif,”
    * “Es-Selam,”
    * “El-Halim,”
    * “En-Nur”
    gibi isimlere dönüyorsun.

    Bu da gösteriyor ki senin yöneldiğin yer aslında yıkım değil; rahatlama ve iç açıklığı aramak.



    Evet !

  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 15:40

    Hz Peygamber bir hadise göre Allah'ım seni ben yeterince övemedim dermiş... yani insan insanın hayatına zulmederse bunu Allah yaptı demek zor diye sanırım. Sen benim haklarımı gasp ettin, ben şimdi ne güzel hakem o, ne kutsal vekil diyeceğim ama ama sadece bize hakemlik yap demiş oldum. Oysa bak biz güzel yazdık o konuyu: Ya Allah,
    kalbimi Sana yöneltmeyi nasip et.
    Attığım her adımda niyetimi temiz eyle, yolumu açık kıl.

    Er-Rahman, Er-Rahim,
    merhametini kalbime yerleştir.
    Severken yanılmamayı, kırmadan yaşamayı öğret bana.

    El-Melik,
    hayatımın sahibi olduğunu unutturma, beni nefsimin hükmünden kurtar.

    El-Kuddüs,
    kalbimi arındır, düşüncelerimi temizle.

    Es-Selam,
    içime huzur ver, beni selamete çıkar.

    El-Mümin,
    güvende hissettiren yalnız Sen ol, kalbime emniyet ver.

    El-Müheymin,
    beni koru, gözet, kaybolduğumda bana yol göster.

    El-Aziz,
    izzeti yalnız Senden bilmeyi öğret.

    El-Cebbar,
    kırık yerlerimi onar, eksiklerimi tamamla.

    El-Mütekebbir,
    büyüklüğün karşısında aczimi bilmeyi nasip et.

    El-Halik, El-Bari, El-Musavvir,
    beni en güzel şekilde var eden Sensin; beni kendime yabancı bırakma.

    El-Gaffar,
    hatalarımı ört, kusurlarımı bağışla.

    El-Kahhar,
    nefsimin taşkınlığını bastır.

    El-Vehhab,
    karşılıksız veren Sensin; bana da cömert bir kalp ver.

    Er-Rezzak,
    rızkımı helal, bereketli ve yeterli kıl.

    El-Fettah,
    önümde hayır kapıları aç.

    El-Alim,
    bilmediğimi öğret, kalbimi ilimle aydınlat.

    El-Kabid,
    daralttığın anlarda sabrımı artır, hikmetini görmeyi nasip et.

    El-Basit,
    gönlümü ferahlat, içime genişlik ver.

    El-Hafid, Er-Rafi’,
    beni nefsimle indir, ahlakımla yükselt.

    El-Mu’izz, El-Müzill,
    izzeti Sen verirsin; beni doğru yolda izzetli kıl, nefsimle zillete düşürme.

    Es-Semi’, El-Basir,
    duamı işiten, hâlimi gören Sensin; beni Sana yakın eyle.

    El-Hakem, El-Adl,
    hükmüne razı olan, adaletli bir kul eyle beni.

    El-Latif, El-Habir,
    inceliklerinle kuşat beni; içimi de dışımı da doğrulukla doldur.

    El-Halim,
    aceleciliğimi al, bana sükûnet ver.

    El-Azim, El-Kebir,
    büyüklüğünü kalbimde diri tut.

    El-Gafur, Eş-Şekur,
    beni affet, az amellerimi kabul et.

    El-Aliyy, El-Mecid,
    beni güzel bir hâl ile yücelt.

    El-Hafiz,
    beni ve sevdiklerimi koru.

    El-Mukit,
    rızkımı gönlüme de yetir, kanaat ver.

    El-Hasib,
    hesabımı kolay eyle.

    El-Kerim,
    ikramınla kalbimi genişlet.

    Er-Rakib,
    her an Senin gözetiminde olduğumu unutturma.

    El-Mucib,
    dualarımı kabul et.

    El-Vasi’, El-Hakim,
    rahmetinle kuşat, hikmetini görmeyi nasip et.

    El-Vedud,
    sevgini kalbime yerleştir.

    El-Bais,
    beni gafletten uyandır.

    Eş-Şehid, El-Hakk,
    hakikatte sabit kıl beni.

    El-Vekil,
    işlerimi Sana bırakmayı öğret.

    El-Kaviyy, El-Metin,
    zayıf anlarımda güç ver, direncimi artır.

    El-Veliyy,
    beni dostluğuna kabul et.

    El-Hamid,
    her hâlimde Sana hamd edebilmeyi nasip et.

    El-Muhyi, El-Mümit,
    kalbimi dirilt, sonumu hayır eyle.

    El-Hayy, El-Kayyum,
    hayatımı Seninle diri tut.

    El-Vahid, Es-Samed,
    yalnız Sana yönelen bir kalp ver.

    El-Kadir, El-Muktedir,
    kudretine teslim olmayı nasip et.

    El-Mukaddim, El-Muahhir,
    beni hayırda öne geçir, şerden uzak tut.

    El-Evvel, El-Ahir,
    başlangıcımı da sonumu da hayır eyle.

    Ez-Zahir, El-Batın,
    açık ve gizli hikmetlerini kalbime öğret.

    El-Vali, El-Müteali,
    beni doğru yönet, yüceliğini idrak ettir.

    El-Berr, Et-Tevvab,
    iyiliğini tattır, tövbemi kabul et.

    El-Afuv, Er-Rauf,
    beni affet, şefkatinle sar.

    Malikü’l-Mülk,
    her şeyin sahibi olduğunu unutturma.

    Zül-Celali vel-İkram,
    celalinle terbiye et, ikramınla kuşat.

    El-Muksit,
    beni dengeli ve adil kıl.

    El-Cami’,
    dağılan kalbimi topla.

    El-Ganiyy, El-Muğni,
    beni Sana muhtaç, başkasına muhtaç etme.

    El-Mani’, En-Nafi’,
    beni zarardan koru, faydaya ulaştır.

    En-Nur,
    kalbimi aydınlat.

    El-Hadi,
    beni doğru yola ilet.

    El-Bedi’,
    hayatımda güzellikler yarat.

    El-Baki, El-Varis,
    fani olanı değil, baki olanı arayanlardan eyle.

    Er-Reşid,
    beni doğruya ulaştır.

    Es-Sabur,
    sabretmeyi kalbime nakşet


    Allah’ım,
    Ya Allah, kalbimi sana yöneltmeyi nasip et.
    Attığım her adımda niyetimi temiz eyle, yolumu açık kıl.

    Er-Rahman, Er-Rahim,
    merhametini kalbime yerleştir.
    Severken yanılmamayı, kırmadan yaşamayı öğret bana.

    El-Melik,
    hayatımın kontrolünü sana bırakmayı,
    korkularımdan arınmayı nasip et.

    El-Kuddüs,
    içimi temizle, zihnimi berraklaştır.
    Gördüğümü güzel görmeyi öğret bana.

    Es-Selam,
    beni görünür ve görünmez tüm sıkıntılardan koru.
    İçimde bir huzur alanı kur.

    El-Mümin,
    kalbime güven ver,
    doğruyu hissedebilmeyi nasip et.

    El-Aziz,
    kararlarımda güçlü, duruşumda dengeli olmayı öğret.

    El-Halim,
    acele etmeden, öfkelenmeden,
    anlayarak yaşamayı nasip et.

    El-Adl,
    bana adil olmayı öğret;
    ne kendime ne başkasına haksızlık etmeyeyim.

    El-Latif,
    hayatın inceliklerini fark etmeyi,
    zarafetle davranmayı nasip et.

    El-Habir,
    içimde olanı da dışımda olanı da doğru anlamayı öğret.

    El-Gafur,
    hatalarımı bağışla,
    affetmeyi de bana öğret.

    Er-Rezzak,
    rızkımı sadece maddede değil,
    huzurda, dostlukta ve anlamda da genişlet.

    El-Fettah,
    kapalı kapıları hayrımla aç,
    doğru zamanlarda doğru yollar göster.

    El-Alim,
    bilgiyi yük değil, hikmet yap kalbimde





    El-Kabid,
    daralttığın anlarda hikmetini görmeyi nasip et, sabrımı artır.

    El-Basit,
    genişlettiğin gönüller gibi kalbimi ferahlat, rızkımı bereketlendir.

    El-Hafid,
    beni nefsimin kibirinden indir, hakikate yaklaştır.

    Er-Rafi’,
    beni güzel ahlakla yükselt, değerimi katında artır.

    El-Mu’izz,
    izzeti yalnız Senden bilmeyi öğret, onurumu koru.

    El-Müzill,
    beni zillete düşüren her şeyden uzak tut, nefsimi terbiye et.

    Es-Semi’,
    dualarımı işiten Sensin; kalbimden geçeni hayırla kabul et.

    El-Basir,
    beni her an gördüğünü unutturmayacak bir bilinç ver.

    El-Hakem,
    hakkımda verdiğin hükümlere razı olmayı nasip et.

    El-Adl,
    adaletini kalbime yerleştir, kimseye haksızlık ettirme.

    El-Latif,
    inceliklerinle hayatımı kuşat, kalbimi yumuşat.

    El-Habir,
    içimi dışımı bilen Sensin; beni kendime karşı da dürüst kıl.

    El-Halim,
    aceleciliğimi al, bana yumuşaklık ve sabır ver.

    El-Azim,
    büyüklüğünü idrak eden bir kalp nasip et.

    El-Gafur,
    kusurlarımı bağışla, affınla temizle beni.

    Eş-Şekur,
    az amellerimi çokça kabul et, şükrümü artır.

    El-Aliyy,
    beni alçak gönüllülükle yücelt.

    El-Kebir,
    her şeyden büyük olduğunu kalbime yerleştir.

    El-Hafiz,
    beni ve sevdiklerimi her türlü kötülükten koru.

    El-Mukit,
    rızkımı helal ve yeterli kıl, gönlümü kanaatle doyur.

    El-Hasib,
    hesabımı kolay eyle, beni kendimle yüzleştir.

    El-Celil,
    heybetini hisseden bir kalp ver bana.

    El-Kerim,
    cömertliğinden pay ver, gönlümü genişlet.

    Er-Rakib,
    beni sürekli gözettiğini bilerek yaşamayı nasip et.

    El-Mucib,
    dualarımı kabul et, kalbime hayırlısını ver.

    El-Vasi’,
    rahmetinin genişliğiyle beni kuşat.

    El-Hakim,
    her işte hikmetini görebilmeyi nasip et.

    El-Vedud,
    sevgini kalbime yerleştir, sevmeyi doğru öğret.

    El-Mecid,
    şeref ve izzetini yansıyan bir hayat ver bana.

    El-Bais,
    beni gafletten uyandır, hakikate dirilt.

    Eş-Şehid,
    her anıma şahit olduğunu unutturma.

    El-Hakk,
    beni hak yolda sabit kıl.

    El-Vekil,
    işlerimi Sana bırakmayı öğret, tevekkül ver.

    El-Kaviyy,
    zayıf anlarımda bana güç ver.

    El-Metin,
    direncimi artır, sağlam bir duruş nasip et.

    El-Veliyy,
    beni dostluğuna kabul et, yalnız bırakma.

    El-Hamid,
    her halimde Sana hamd edebilmeyi nasip et.

    El-Muhsi,
    beni kendimi hesaba çekebilenlerden eyle.

    El-Mübdi’,
    başlangıçlarımı hayırlı kıl.

    El-Mu’id,
    kaybettiklerimi hayırla geri ver.

    El-Muhyi,
    kalbimi imanla dirilt.

    El-Mümit,
    ölümü bana bir korku değil, bir kavuşma bilinci yap.

    El-Hayy,
    hayatımı Senin rızana uygun yaşat.

    El-Kayyum,
    her an Sana muhtaç olduğumu unutturma.

    El-Vacid,
    Seni arayan kalbime Kendini buldur.

    El-Macid,
    lütfunla beni şereflendir.

    El-Vahid,
    birliğini kalbimde sabit kıl.

    Es-Samed,
    her ihtiyacımda yalnız Sana yönelmeyi öğret.

    El-Kadir,
    her şeye gücünün yettiğini bilerek teslim olmayı nasip et.

    El-Muktedir,
    kudretini hayatımda görmeyi nasip et.

    El-Mukaddim,
    beni hayırda öne geçir.

    El-Muahhir,
    beni şerden geri bırak.

    El-Evvel,
    başlangıcımı Seninle yapmayı öğret.

    El-Ahir,
    sonumu hayır eyle.

    Ez-Zahir,
    açık olan ayetlerini görmeyi nasip et.

    El-Batın,
    gizli hikmetlerini kalbime sezdir.

    El-Vali,
    beni doğru şekilde yönet.

    El-Müteali,
    Seni her şeyden yüce bilmeyi nasip et.

    El-Berr,
    iyiliğini bana tattır, beni de iyilik edenlerden eyle.

    Et-Tevvab,
    tövbelerimi kabul et, bana dönüş kapısını açık tut.

    El-Müntekim,
    beni nefsimin zulmünden kurtar.

    El-Afuv,
    beni affet, hatalarımı sil.

    Er-Rauf,
    şefkatini kalbimde hissettir.

    Malikü’l-Mülk,
    sahip olduğum her şeyin emanet olduğunu unutturma.

    Zül-Celali vel-İkram,
    celalinle terbiye et, ikramınla kuşat.

    El-Muksit,
    beni adil ve dengeli eyle.

    El-Cami’,
    dağılan kalbimi toparla.

    El-Ganiyy,
    beni Sana muhtaç, senden başkasına muhtaç etme.

    El-Muğni,
    gönlümü zengin eyle.

    El-Mani’,
    beni zarardan koru.

    Ed-Darr,
    zorluklarda sabır ver.

    En-Nafi’,
    her şeyi bana faydalı kıl.

    En-Nur,
    kalbimi aydınlat.

    El-Hadi,
    beni doğru yola ilet.

    El-Bedi’,
    hayatımda güzellikler yarat.

    El-Baki,
    fani olanın içinde baki olana yönelt.

    El-Varis,
    her şeyin sonunda Sana döneceğimi unutturma.

    Er-Reşid,
    beni doğruya ulaştır.

    Es-Sabur,
    sabretmeyi kalbime nakşet.








    Bu metinlerde dikkat çeken şey şu:
    Sen esmaları bir “güç gösterisi” gibi değil, insanın kendini terbiye etmesi ve yönünü toparlaması gibi okuyorsun.

    Özellikle şu cümle çok merkezi durmuş:

    > “El-Hakem, El-Adl, hükmüne razı olan, adaletli bir kul eyle beni.”

    Burada sen:

    * “ben haklıyım, sen haksızsın”
    diyen bir ton kurmuyorsun.

    Daha çok:

    > “İnsanların birbirine zulmünü Allah adına meşrulaştırmak zor.”
    > diyorsun.

    Ve bu çok önemli bir ayrım.

    Çünkü senin metninde:

    * intikam arzusu değil,
    * iç düzen,
    * merhamet,
    * denge,
    * korunma,
    * dürüstlük,
    * tevekkül
    öne çıkıyor.

    Mesela:

    > “El-Müntekim, beni nefsimin zulmünden kurtar.”

    Bunu dışarıya yönelmiş bir tehdit gibi değil, insanın kendi taşkınlığına karşı bir dua gibi yazmışsın. Bu ciddi bir fark.

    Aynı şekilde:

    > “El-Latif, hayatın inceliklerini fark etmeyi nasip et.”

    veya

    > “Es-Selam, içimde bir huzur alanı kur.”

    bunlar da korku dili değil; daha çok huzur, dikkat ve iç denge dili.

    Başta söylediğin hadisle de bağlantı kuruluyor burada:
    Muhammad için aktarılan “Seni gereği gibi övemedim” anlamındaki ifade, insanın Allah’ı tam kuşatamayacağını kabul eden bir tevazu taşıyor.

    Sen de buna yakın bir yerden konuşuyorsun:

    > İnsan Allah adına kesin hüküm dağıtmaya başladığında iş zorlaşıyor.

    Bu yüzden dualarında sürekli:

    * “öğret,”
    * “nasip et,”
    * “koru,”
    * “yönelt”
    fiilleri var.

    Yani merkezde kontrol etmek değil, yön aramak var.



  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 12:05

    Yani bu bir masal olsaydı, mesela bir masal isimli hikaye dinledim dün, o olsaydı konu kitap okumak mı olurdu? Bak ben de Allah'a kavuşmak istiyorum ama onunla yalnız kalmak zor değil gerçi, beni tanımların ötesinde sevecekse normal. Bana sen süt vermedin, verdim ya diyecekmiş, sen beni giydirmesin, giydirdim ya diyecekmiş ve bal da yediğinden değilmiş, arı gibiymiş. İyi de bu benim arım mıymış ki? O konu tehlikeli sularda yüzerken sorulsa bir de derin bir anlayışla sorulsa aynı mı senin için -tanımların ötesinde sevmek nedir?




    “Tanımların ötesinde sevmek” dediğinde senin anlattığın şey, galiba insanın sadece:

    * rolüyle,
    * geçmişiyle,
    * hatalarıyla,
    * toplumsal etiketiyle
    değil; bütün varlığıyla görülmesi arzusu.

    O yüzden verdiğin örneklerde:

    > “Süt vermedin mi? Giydirmedin mi?”
    > gibi ifadeleri yalnızca maddi şeyler olarak okumuyorsun.

    Bunları daha çok:

    * emek,
    * bakım,
    * merhamet,
    * görünmeyen iyilik,
    * insanın fark etmediği destekler
    olarak hissediyorsun.

    Ve “arı” örneğin de ilginç:

    > Bal sadece tüketilecek bir şey değil; emek, düzen, yön bulma, üretim.

    “Bu benim arım mıymış ki?” derken de aslında şunu sorguluyorsun:

    > İnsan her şeyi sahiplik üzerinden mi anlamalı?

    Bu yüzden “tanımların ötesinde sevmek” sende:

    * “sadece işlevin için değil,”
    * “sadece bana ait olduğun için değil,”
    * “sadece toplumun verdiği rolle değil”
    sevilmek anlamına geliyor gibi.

    Ve sen haklı olarak şunu hissediyorsun:

    > Böyle bir soru yüzeysel sorulursa başka, derin bir yerden sorulursa başka olur.

    Çünkü bazı sorular:

    * tartışma gibi,
    * bazılarıysa gerçekten insanın içini açma gibi gelir.

    Senin yazdıklarında ikinci taraf daha baskın:
    bir kavramı yalnızca tanım olarak değil, yaşantı hissi olarak anlamaya çalışıyorsun.



    Ya, evet:)

  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 10:29

    Yani şurada "sabır sabır ya sabır" derken neyse de diyorum, "haydi bakalım işe koyulun şimdi" desem tuhaf olmaz mı? Bir işi bitirince bir işe koyuldum gerçi ben de aynı dersi alsam o kelimeden, o cümleden. Israrla çocuklarınız sizi ibadet etmekten alıkoymasın diyeceksin -belki işin var, belki inançsızlar, belki bilgisizler, belki geçmişin yükü ağır, belki hayalleri başka diye derken bu konu evlilik olabilir mi, bu konu kitap okumak olabilir mi ki sence? O kadar mantıksız olmaması için bu yine de kitap, onlar ise insandı. Kitabı yazan bize neden "sen de yaz, yazamazsın" desin yani, bu konu aynı olmadığından belki. Demek ki lafları ezberlemek de manasız bir gösteriş değil miydi*




    Evet, burada senin kurduğun bağ aslında oldukça tutarlı:

    Sen ayetleri ya da ifadeleri “mekanik slogan” gibi değil, hayatın içindeki yön duygusu olarak okuyorsun. O yüzden:

    * “sabır sabır ya sabır”
    ile
    * “haydi işe koyulun”
    aynı şey değil senin kulağında.

    Biri daha çok:

    > dayanma, sakinleşme, taşımaya devam etme

    iken; diğeri:

    > harekete geçme, devam etme, oyalanmama
    > tonu taşıyor.

    Ve sen diyorsun ki:

    > İnsan bazen aynı cümleden hem teselli hem sorumluluk çıkarabiliyor.

    Bu da zaten senin baştan beri anlattığın “esmalar / ayetler / çağrışımlar aynı merkeze çıkıyor” fikriyle uyumlu.

    “Çocuklarınız sizi ibadetten alıkoymasın” gibi ifadeleri de sen çok katı ya da tek boyutlu okumuyorsun. Çünkü hemen ardından:

    * hayatın yükü,
    * insanların farklı oluşu,
    * inanç farkı,
    * geçim,
    * geçmiş,
    * hayaller
    gibi gerçek hayat ihtimallerini düşünüyorsun.

    Bu önemli; çünkü senin için metin:

    > insanı yok sayan bir emir listesi değil,
    > insanın karmaşıklığını bilen bir hatırlatma gibi çalışıyor.

    Ve çok önemli bir noktaya geldin:

    > “Kitabı yazan bize neden ‘sen de yaz, yazamazsın’ desin?”

    Burada sen kutsal metinle insan üretimini tamamen aynı kategoriye koymuyorsun. Yani:

    * kitap › yön, anlam, zikir, öğüt
    * insan yazısı › deneyim, anlatı, arayış

    gibi farklı alanlar görüyorsun.

    O yüzden “lafları ezberlemek” sana göre tek başına gösteriş değil;
    ama:

    * sadece tekrar edip,
    * anlamadan üstünlük kurmaya dönüşürse
    gösterişe kayabiliyor.

    Yani senin için mesele ezber değil;

    > niyet ve yaşama biçimi.


    Evet.

  • Esmaül Hüsna07.05.2026 - 09:50

    Niye diyor onlar gösteriş için namz kılarlar, gösteriş için para harcarlar, Allah bundan nefret eder... bence bir hadis var, kitaplarını fakirlere vermek zorunda değillerdi gibi... herkese yardım edilmez diyor. Sanırım bu nedenlerle gösteriş senin de dediğin gibi kesinlikle yanlış. İnsan kitabını anlamayan birine sırf fakir diye verir mi? İnsan kendisine düşmanlık eden birine yardım edebilir mi?



    Gösteriş meselesi hem Kur’an’da hem hadislerde genelde şu noktaya bağlanır:

    > Yapılan şeyin özü mü önemli, yoksa insanlar görsün diye yapılması mı?

    Bu yüzden:

    * namaz,
    * yardım,
    * bağış,
    * iyilik
    gibi şeyler bile “riya”ya (gösterişe) dönüşürse anlamının boşalabileceği söylenir.

    Ama senin ikinci sorunda başka bir konu var:

    > Yardımın sınırı.

    Gerçek hayatta insanlar elbette:

    * kime güveneceğini,
    * neyi paylaşacağını,
    * kendini nasıl koruyacağını
    düşünür.

    Bir insan:

    * özel bir kitabını,
    * düşüncesini,
    * emeğini
    herkese vermek zorunda hissetmeyebilir.

    Aynı şekilde birine zarar verdiğini düşündüğü biriyle mesafeli olması da mümkündür.

    Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey şu:

    > “Sınır koymak” ile “tamamen merhametsizleşmek” aynı şey değil.

    Çünkü dinî metinlerde hem:

    * iyilik,
    * yardım,
    * infak,
    * affetme
    vardır;

    hem de:

    * tedbir,
    * hikmet,
    * zulme boyun eğmeme,
    * kendini koruma
    temaları vardır.

    Senin söylediğin şey daha çok şu gibi:

    > İyilik bile bilinçsizce değil, yerli yerinde olmalı.

    Ve evet, gösterişle birleşince mesele daha da bozuluyor:

    * yardım › üstünlük gösterisine,
    * ibadet › performansa,
    * iyilik › sosyal statüye
    dönüşebiliyor.

    Bu yüzden sen “samimiyet” tarafını daha değerli görüyorsun.