Bizim Deliler 26 temmuz 2020 atabey tarafından, posted in atabey yazıları Gâzi Mustafa Kemal Atatürk ile ünlü akıl ve ruh hastalıkları uzmanı Mazhar Osman Bey bir gün sohbet ederken söz dönüp dolaşıp deliliğe gelir. Atatürk, Mazhar Osman Bey’e sorar:
— “Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey?”
Türkiye’nin ilk çağdaş (modern) ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin kurucusu olan dahası İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine de adını veren Prof. Dr. Mazhar Osman Usman, deliliğin ne olduğunu bilimsel olarak açıkladıktan sonra şöyle der:
— “Gâzi Paşam, az da olsa herkeste bir parça vardır.”
Atatürk, biraz da hayretle:
— “Ne demek istiyorsun, bende de mi var?” deyince hoş sohbet ve -sağı solu belli olmayan Meriç Nehri’nin kıyısında doğup büyüdüğünden olsa gerek- sözünü esirgemeyen bir huya (mizaç) sahip olan Mazhar Osman Bey taşı gediğine koyar:
— “Oo hooo.. Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi?”
Mazhar Osman Bey’in bu yanıtına, rahmetli Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün dakikalarca güldüğü söylenir.
Şimdinin altı aylık kurstan sonra etraflarına şuursuzca kusmuk bulaştırmaya çalışan pişik/ koloklarına gelsin:))))
“Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.”
Son iki satır sizi tamamen destekler niteliktedir.
İşte kimilerimiz tam olarak bu ince noktada ayrım yapamadıkları için sapla saman birbirine karışıyor. Özlelikle dikkat çektiğiniz ve açıklama için size çok teşekkür ederim. Ve Evelallah nüanslar bizim işimiz derim:)
Günaydın Turhan bey, 1. Ve 4. Yazıyı numaralandırmadığım için karıştı:)) Düzeltme butonu da yok ya o yüzden son yazım 5.çok dikkatlisiniz uyarınız İçin teşekkür ederim:) Daha sonra düzenlerim. Video için de ayrıca çok teşekkür ederim:(
Sanki dünyada kendinden başka hiç kimse kalmamış koskoca evrende tek başınaymış gibi tarifsiz bir acı çöreklenmişti küçücük yüreğine. Dokuz yıllık yaşamı boyunca iyinin ve kötünün ayrımını yapabilecek insanın yaşamı boyunca öğrenebileceği ne varsa hayata dair pehlivan onları öğretmişti kızına. O sabah neredeyse tüm Kocaeli yanlarındaydı, adeta insan seli olmuştu tarih kokan o eski sokaklar. Şaşaadan ve gösterişten hiç hoşlanmazdı pehlivan ama cenazesi görülmemiş bir ihtişamla adeta koskoca şehir akmıştı o gün. Mezarlık evimize oldukça uzak olmasına rağmen neredeyse yolun yarısı dolmuştu. Öğrencileri onu cenaze aracına koydurmadı ebedi istirahatgahına omuzlarında baba sloganlarıyla götürürlerken anladım ki o sadece benim pehlivanım değilmiş hayatı boyunca meğer bilmediğim ne çok hikayesi varmış. O gün anlatılanlar çok güzel şeylerdi. Öyle bir adamın kızı olduğu İçin bir kez daha Allah’a şükürler etti ve onur duydu küçük kız. Anne adeta çökmüş hiç konuşmuyor, sessiz sessiz haykırıyordu sanki o kadar içine ağlıyordu ki dışarı vursa ağaçları kökünden sökecek kasırga gibi güçlüydü içindeki fırtına. Birkaç gün sonra kalabalık çekilmiş anne kız acılarıyla baş başa kalmışlardı. Alışmak çok zordu yokluğuna, hele o kahvaltılar var ya hele o kahvaltılar beni bitirdi. Sensiz çok zordu her şey ama biliyor musun koca yüreklim? Ben hala kahvaltıları çok severim...
Doğru tespit bir yanım pamuk kadar yumuşak ama yerine göre de sert çıkışlarım vakidir:)) Ne yapalım sayın Turhan. İnsan herkese her konuda her şey için hoş şeyler söylememeli bu onu kandırmak olur ki bana göre bu türden davranışlar sahte ve insana yapılacak en büyük kötülüktür. Bir de benim gibiler vardır işte yağdanlık olmayı beceremeyen, dokuz köyden kovulanlar...))) doğruculuk yaşam felsefesidir. (patavatsızlıkla karıştırılmamalı) bu çizgiye dikkat edilirse en doğru yaşam şeklidir bence. Hem onuncu köy daima bulunur.
Bizim Deliler
26 temmuz 2020 atabey tarafından, posted in atabey yazıları
Gâzi Mustafa Kemal Atatürk ile ünlü akıl ve ruh hastalıkları uzmanı Mazhar Osman Bey bir gün sohbet ederken söz dönüp dolaşıp deliliğe gelir. Atatürk, Mazhar Osman Bey’e sorar:
— “Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey?”
Türkiye’nin ilk çağdaş (modern) ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin kurucusu olan dahası İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine de adını veren Prof. Dr. Mazhar Osman Usman, deliliğin ne olduğunu bilimsel olarak açıkladıktan sonra şöyle der:
— “Gâzi Paşam, az da olsa herkeste bir parça vardır.”
Atatürk, biraz da hayretle:
— “Ne demek istiyorsun, bende de mi var?” deyince hoş sohbet ve -sağı solu belli olmayan Meriç Nehri’nin kıyısında doğup büyüdüğünden olsa gerek- sözünü esirgemeyen bir huya (mizaç) sahip olan Mazhar Osman Bey taşı gediğine koyar:
— “Oo hooo.. Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi?”
Mazhar Osman Bey’in bu yanıtına, rahmetli Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün dakikalarca güldüğü söylenir.
Şimdinin altı aylık kurstan sonra etraflarına şuursuzca kusmuk bulaştırmaya çalışan pişik/ koloklarına gelsin:))))
Sahi acının rengi şeffaf değil miydi? Hani, hangi göze dokunsa, hangi tene değse o renge bürünür.
“Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.”
Son iki satır sizi tamamen destekler niteliktedir.
İşte kimilerimiz tam olarak bu ince noktada ayrım yapamadıkları için sapla saman birbirine karışıyor. Özlelikle dikkat çektiğiniz ve açıklama için size çok teşekkür ederim.
Ve
Evelallah nüanslar bizim işimiz derim:)
Günaydın Turhan bey, 1. Ve 4. Yazıyı numaralandırmadığım için karıştı:))
Düzeltme butonu da yok ya o yüzden son yazım 5.çok dikkatlisiniz uyarınız İçin teşekkür ederim:)
Daha sonra düzenlerim.
Video için de ayrıca çok teşekkür ederim:(
İnsanlar arasında ırk ayrımı yapmak! buna vesile olmak! ”İnsanlığa, cumhuriyete ve demokrasiye” vurulacak en büyük darbedir.
Her dilden şiir yazılabiliyorsa yürek her coğrafyada aynı atıyor demektir.
Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.
Aslı Birer
Gönülde demlenmiş taze demler, sunumu yirmi dört ayar...
Aleyküm selam Tuba hanım
Günaydınlar olsun...
Sevemedim bir türlü yaprağın ağacı terk edişini...
Aslı Birer
PEHLİVAN 5
Sanki dünyada kendinden başka hiç kimse kalmamış koskoca evrende tek başınaymış gibi tarifsiz bir acı çöreklenmişti küçücük yüreğine. Dokuz yıllık yaşamı boyunca iyinin ve kötünün ayrımını yapabilecek insanın yaşamı boyunca öğrenebileceği ne varsa hayata dair pehlivan onları öğretmişti kızına. O sabah neredeyse tüm Kocaeli yanlarındaydı, adeta insan seli olmuştu tarih kokan o eski sokaklar. Şaşaadan ve gösterişten hiç hoşlanmazdı pehlivan ama cenazesi görülmemiş bir ihtişamla adeta koskoca şehir akmıştı o gün. Mezarlık evimize oldukça uzak olmasına rağmen neredeyse yolun yarısı dolmuştu. Öğrencileri onu cenaze aracına koydurmadı ebedi istirahatgahına omuzlarında baba sloganlarıyla götürürlerken anladım ki o sadece benim pehlivanım değilmiş hayatı boyunca meğer bilmediğim ne çok hikayesi varmış. O gün anlatılanlar çok güzel şeylerdi. Öyle bir adamın kızı olduğu İçin bir kez daha Allah’a şükürler etti ve onur duydu küçük kız. Anne adeta çökmüş hiç konuşmuyor, sessiz sessiz haykırıyordu sanki o kadar içine ağlıyordu ki dışarı vursa ağaçları kökünden sökecek kasırga gibi güçlüydü içindeki fırtına.
Birkaç gün sonra kalabalık çekilmiş anne kız acılarıyla baş başa kalmışlardı.
Alışmak çok zordu yokluğuna, hele o kahvaltılar var ya hele o kahvaltılar beni bitirdi. Sensiz çok zordu her şey ama biliyor musun koca yüreklim? Ben hala kahvaltıları çok severim...
Bazen, yağmurlu havalarda bulutun Ardına gizlenen güneş gibi...
Dudağında sükuta uğrar kelimeler.
Gözlerinden dökülür...
Aslı Birer
Doğru tespit bir yanım pamuk kadar yumuşak ama yerine göre de sert çıkışlarım vakidir:))
Ne yapalım sayın Turhan. İnsan herkese her konuda her şey için hoş şeyler söylememeli bu onu kandırmak olur ki bana göre bu türden davranışlar sahte ve insana yapılacak en büyük kötülüktür.
Bir de benim gibiler vardır işte yağdanlık olmayı beceremeyen, dokuz köyden kovulanlar...))) doğruculuk yaşam felsefesidir. (patavatsızlıkla karıştırılmamalı) bu çizgiye dikkat edilirse en doğru yaşam şeklidir bence. Hem onuncu köy daima bulunur.