Pehlivan 8 “Hatırladığım ilk 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” o gün daha önce hiç gitmediğim bir yere gideceğimizi ve orada bana Atatürk’ü anlatacağını söyledi pehlivan. Çok heyecanlanmıştım birlikte yola koyulduk, yol çok uzundu saatlerce gittik arada molalar verip dinlendik ve sonunda çiçekli heykelli bir masal dünyasına girdiğim o çocuk gözümle adeta faklı bir aleme adım attım her şey gözüme o kadar muhteşem ve olağanüstüydü ki o duyguyu anlatmam mümkün değil. İlerledikçe daha da inanılmaz bir güzellikle seyrediyorduk. Sonra pehlivan coşkuyla anlatmaya başladı her gördüğümüz resimde neler yaşandığını anlattı. Sonra Atatürk’ün kabrine karanfil bıraktık birlikte daha sonra orada hiç tanımadığım son derece ciddi ve güzel giyimli birkaç kişiyle görüştü pehlivan ve bizi iki asker ile zeminden çok aşağıda bir yere götürdüler mezardı orası ve orada babam ile hiç kıpırdamadan duruyor sadece dua ediyorduk. İçim tıpkı bir yaprak gibi titrİyordu, ilk defa babama seslendiğimde bana cevap veremedi güzel adam. Yüzüne baktığımda gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüm birlikte ağladık orada anladım ki atamın gerçek mezarına inmiştik. Dakikalar sonra oradan çıktık. O gün Anıtkabir’de kurtuluş savaşından Çanakkale zaferine kadar her şeyi ve Atatürk’ü anlatmıştı babacığım 23 Nisan Çocuk bayramını adeta masal gibi anlatmıştı. Oradan ayrıldığımızda çok farklı bilgi donanımına sahip bir çocuktum artık. O gün çocuk tiyatrolarına, oyun parklarına, çeşitli şenliklere gittik. Tam anlamıyla Bayramı yaşamıştım. Bugün 23 Nisan çocuk bayramı vesilesiyle sizi anmak ne güzel, sevgili pehlivan ve sevgili Atam. Ruhunuz şad mekanınız cennet olsun. Bu vatanı vatan yapan değerlerin hepsinin ruhları şad olsun ışıklar içinde uyusunlar. Yazan: Ata kızı
Rainer Maria Rilke Birinci Ağıt Rainer Maria Rilke Haykırsaydım, kim duyardı beni, melekler Katından? Ve ansızın bassaydı bile İçlerinden biri beni bağrına: Yok olurdum onun Daha güçlü varlığı karşısında. Çünkü güzel olan değil başka bir şey Korkuncun başlangıcından, ancak katlanabildiğimiz ona; Hayranız ona, kayıtsızca küçümsediğinden Bizi yok etmeyi. Her melek korkunçtur. Ve tutar kendini, yutkunurum çağrışını Karanlık ağlayışımız. Ah, kime gereksinim Duyabiliriz ki? Meleklere değil, insanlara değil; Ve farkına vardılar bile hayvanlar, kendi sezgileriyle Hiç de güvenlik içinde olmadığımızın Anlamlarla oluşturduğumuz bu dünyada. Bize kalan belki de Bir ağaç, yokuşun başındaki her gün yeniden Görebileceğimiz; belki de biz kalan, geçmişin sokakları; Ve çeke çeke uzattığımız bağlılığı bir alışkanlığın, Bize yapışıp kalmış; öylesine yapışmış ki, kopmak bilmiyor. Bir de gece, gece, evrenle dolu rüzgar Yüzümüzü kemirdiğinde-, kime kalmaz ki, o özlenen, Yumuşakça hayal kırıklığına uğratan, bir kalbi Alt etmeyi bekleyip de. Yoksa gece, sevenlere daha kolay midir? Ah, ne çare, örttüler yazgılarını birbirleriyle. Bunu bilemez misin hala? Fırlat kollarından boşluğu Karışsın soluğumuz evrene; belki de kuşlar içlerinde Hissedecekler zenginleşen havayı uçarlarken.Evet, baharların gereksinimi vardı sana. Beklemişlerdi bazı Yıldızlar senden, onları hissetmeni. Yükselmişti Bir dalga geçmişten, ya da Geçerken açık bir pencerenin önünden Verivermişti kendini sana bir keman sesi işte tüm bunlar görevindi Ama başarabildin mi? Değil miydin hala Beklentilerin dağınıklığında, müjdelerken her şey Sana bir sevgiliyi? (Nerede alıkoymak istiyorsun onu, Kapından büyük, yabancı düşünceler Girip çıkarlarken ve sende gecelerken sik sik.) Ama özlüyorsan, şarkında sevenleri anlat. Ölümsüz değildir yeterince onların bu ünlü duygusu. Onları anlat şarkında, neredeyse kıskandığın; o terkedilmişleri, Daha fazla sevebildiklerini sandığın tatmin edilmişlerden. Başla Yeniden, hiç erişilmez o övgüye Düşün: o kahramanları, yok olmayı her zaman Bir bahane sayan varolmaya ve onlarin son doğuşlarını, Ama alır sevgilileri yorgun doğa İçine yeniden, sanki bir ikinci sevgi yaratma gücü Yokmuşcasına. Düşündün mü Gaspara Stampa’yı (1) Yeterince? Öyle ki, bir genç kız da Sevgilisini yitirmiş, örnek alarak Bu seven kadını: ben de onun gibi olsaydım diyebilsin. Zamanı gelmedi mi, bu en eski acıların bize Daha faydalı olmalarının? Zamanı gelmedi mi, seven bizlerin Sevgiliden ayrılmasının ve bunu heyecandan titreyerek başarmasının: Titrek kirişi yenen bir ok gibi, fırlarken tüm hızıyla Olduğundan daha fazlasına erişmek için. Çünkü yok kalmak diye bir şey.Sesler, sesler. Dinle, kalbim, tıpkı yalnızca Ermişlerin dinlediği gibi. Öyle ki, o dev çağrı Kaldırdı onları yerden. Ama onlar O doğaüstü kişiler, sürdürürlerdi diz çökmeyi aldırmadan: İşte böylesine kulak vermişlerdi. Sanma ki, dayanabilirdin
Hepimize armağan olsun Nihat bey,
Ulusal egemenlik, ulusun namusudur, onurudur, şerefidir." M. K. Atatürk
"Ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar yok olur." M. K. Atatürk
Pehlivan 8
“Hatırladığım ilk 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” o gün daha önce hiç gitmediğim bir yere gideceğimizi ve orada bana Atatürk’ü anlatacağını söyledi pehlivan. Çok heyecanlanmıştım birlikte yola koyulduk, yol çok uzundu saatlerce gittik arada molalar verip dinlendik ve sonunda çiçekli heykelli bir masal dünyasına girdiğim o çocuk gözümle adeta faklı bir aleme adım attım her şey gözüme o kadar muhteşem ve olağanüstüydü ki o duyguyu anlatmam mümkün değil. İlerledikçe daha da inanılmaz bir güzellikle seyrediyorduk. Sonra pehlivan coşkuyla anlatmaya başladı her gördüğümüz resimde neler yaşandığını anlattı. Sonra Atatürk’ün kabrine karanfil bıraktık birlikte daha sonra orada hiç tanımadığım son derece ciddi ve güzel giyimli birkaç kişiyle görüştü pehlivan ve bizi iki asker ile zeminden çok aşağıda bir yere götürdüler mezardı orası ve orada babam ile hiç kıpırdamadan duruyor sadece dua ediyorduk. İçim tıpkı bir yaprak gibi titrİyordu, ilk defa babama seslendiğimde bana cevap veremedi güzel adam. Yüzüne baktığımda gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüm birlikte ağladık orada anladım ki atamın gerçek mezarına inmiştik. Dakikalar sonra oradan çıktık. O gün Anıtkabir’de kurtuluş savaşından Çanakkale zaferine kadar her şeyi ve Atatürk’ü anlatmıştı babacığım 23 Nisan Çocuk bayramını adeta masal gibi anlatmıştı.
Oradan ayrıldığımızda çok farklı bilgi donanımına sahip bir çocuktum artık. O gün çocuk tiyatrolarına, oyun parklarına, çeşitli şenliklere gittik. Tam anlamıyla Bayramı yaşamıştım.
Bugün 23 Nisan çocuk bayramı vesilesiyle sizi anmak ne güzel, sevgili pehlivan ve sevgili Atam. Ruhunuz şad mekanınız cennet olsun. Bu vatanı vatan yapan değerlerin hepsinin ruhları şad olsun ışıklar içinde uyusunlar.
Yazan: Ata kızı
Seninle hemhal olduk burada
Şu eskimiş bank’ ın dili olsa da konuşsa
Nerelerdesin gece gözlüm
Gece gözümde sessiz, ay ağlamaklı
Ata kızı
Şu benim eski püskü ama bende hiç eskimeyen bank ilham kaynağım, yine orada konuşlanmışım:) belki bir şiir dökülür bu akşam sayfaya:)
Unutulmayan aşklara gelsin:)
En güzel ibadet gülmek ve en çokta gülmeyi severim yerli yerince gülmeyi, sebebi ibadet, sebebi mutlu olmak, sebebi mutlu etmek. Ama yerli yerinde.
“Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; “
Çok güzel, gözün sağır olmasından kasıt tam da buydu Mehmet bey tebrikler.
Aldırış edemem kör karanlığınıza çünkü gözleriniz de kulaklarınız kadar sağır.
Ata kızı
Rainer Maria Rilke
Birinci Ağıt
Rainer Maria Rilke
Haykırsaydım, kim duyardı beni, melekler
Katından? Ve ansızın bassaydı bile
İçlerinden biri beni bağrına: Yok olurdum onun
Daha güçlü varlığı karşısında. Çünkü güzel olan değil başka bir şey
Korkuncun başlangıcından, ancak katlanabildiğimiz ona;
Hayranız ona, kayıtsızca küçümsediğinden
Bizi yok etmeyi. Her melek korkunçtur.
Ve tutar kendini, yutkunurum çağrışını
Karanlık ağlayışımız. Ah, kime gereksinim
Duyabiliriz ki? Meleklere değil, insanlara değil;
Ve farkına vardılar bile hayvanlar, kendi sezgileriyle
Hiç de güvenlik içinde olmadığımızın
Anlamlarla oluşturduğumuz bu dünyada. Bize kalan belki de
Bir ağaç, yokuşun başındaki her gün yeniden
Görebileceğimiz; belki de biz kalan, geçmişin sokakları;
Ve çeke çeke uzattığımız bağlılığı bir alışkanlığın,
Bize yapışıp kalmış; öylesine yapışmış ki, kopmak bilmiyor.
Bir de gece, gece, evrenle dolu rüzgar
Yüzümüzü kemirdiğinde-, kime kalmaz ki, o özlenen,
Yumuşakça hayal kırıklığına uğratan, bir kalbi
Alt etmeyi bekleyip de. Yoksa gece, sevenlere daha kolay midir?
Ah, ne çare, örttüler yazgılarını birbirleriyle.
Bunu bilemez misin hala? Fırlat kollarından boşluğu
Karışsın soluğumuz evrene; belki de kuşlar içlerinde
Hissedecekler zenginleşen havayı uçarlarken.Evet, baharların gereksinimi vardı sana. Beklemişlerdi bazı
Yıldızlar senden, onları hissetmeni. Yükselmişti
Bir dalga geçmişten, ya da
Geçerken açık bir pencerenin önünden
Verivermişti kendini sana bir keman sesi işte tüm bunlar görevindi
Ama başarabildin mi? Değil miydin hala
Beklentilerin dağınıklığında, müjdelerken her şey
Sana bir sevgiliyi? (Nerede alıkoymak istiyorsun onu,
Kapından büyük, yabancı düşünceler
Girip çıkarlarken ve sende gecelerken sik sik.)
Ama özlüyorsan, şarkında sevenleri anlat.
Ölümsüz değildir yeterince onların bu ünlü duygusu.
Onları anlat şarkında, neredeyse kıskandığın; o terkedilmişleri,
Daha fazla sevebildiklerini sandığın tatmin edilmişlerden. Başla
Yeniden, hiç erişilmez o övgüye
Düşün: o kahramanları, yok olmayı her zaman
Bir bahane sayan varolmaya ve onlarin son doğuşlarını,
Ama alır sevgilileri yorgun doğa
İçine yeniden, sanki bir ikinci sevgi yaratma gücü
Yokmuşcasına. Düşündün mü Gaspara Stampa’yı (1)
Yeterince? Öyle ki, bir genç kız da
Sevgilisini yitirmiş, örnek alarak
Bu seven kadını: ben de onun gibi olsaydım diyebilsin.
Zamanı gelmedi mi, bu en eski acıların bize
Daha faydalı olmalarının? Zamanı gelmedi mi, seven bizlerin
Sevgiliden ayrılmasının ve bunu heyecandan titreyerek başarmasının:
Titrek kirişi yenen bir ok gibi, fırlarken tüm hızıyla
Olduğundan daha fazlasına erişmek için. Çünkü yok kalmak diye bir şey.Sesler, sesler. Dinle, kalbim, tıpkı yalnızca
Ermişlerin dinlediği gibi. Öyle ki, o dev çağrı
Kaldırdı onları yerden. Ama onlar
O doğaüstü kişiler, sürdürürlerdi diz çökmeyi aldırmadan:
İşte böylesine kulak vermişlerdi. Sanma ki, dayanabilirdin
Belki de devayı derdin menbaında aramak gerekiyordu.
Ata kızı