Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi21.08.2026 - 22:54

    Ben aklımı susturup ruhumu konuşturdum;
    sonra kelimeler kontrolden çıktı.
    Kimi geceye meydan okudu, kimi aşka kafa tuttu.
    Ben ise hepsini yazdım…insanın içindeki uçuruma atılır ve yankısı ömür boyu dinlenir.”

  • ölüm21.08.2026 - 22:51

    Belki de sandığımız gibi bir son değildir.
    Belki ruh, bedenin sustuğu yerde ilk kez kendi sesini duyar.
    İnsan ölünce nereye gider, bilmiyorum…
    Ama bazen düşünüyorum;
    ya biz her gece uyurken, ölümün eşiğinden geçip sabah yeniden buraya dönüyorsak?
    Belki ölüm, kapının kapanması değil…
    hangi tarafta olduğumuzu unuttuğumuz bir kapının açılmasıdır.
    Ve belki en büyük sır şudur:
    Ölümden korktuğumuz için yaşamıyoruz;
    yaşamın ne olduğunu gerçekten anlayamadığımız için ölüm bize karanlık geliyor.

  • aşk21.08.2026 - 22:49

    aşk, bulunan bir şey değil; insanın içinde çok önceden saklanmış bir sırrın, başka bir ruhta kendini hatırlamasıdır.
    Bazen bir bakışta tanırsın onu…
    Nedenini bilmeden yakın gelir, sanki ruhun onu senden önce tanımıştır.
    Belki aşk, iki insanın birbirine kavuşması değildir.
    Belki iki ruhun, aynı sırrı hatırladığı o kısa anda zamanın susmasıdır.
    Ve sonra anlarsın…
    Bazı insanlar hayatına girmez.
    Zaten ruhunun bir yerindedir; sen sadece onları hatırlarsın.

  • İçinden geldiği gibi yazmalısın21.08.2026 - 22:46

    Ben hâlâ o sessizliğin içinde, adını koyamadığım bir sesi dinliyorum.
    Belki sen sustun… belki de ben, seni duymak için kendi içimde sustum.
    Can’sızım diyorsun ya…
    Belki can dediğin şey, senden ayrılmadı hiç.
    Sadece ikimizin de hatırlamadığı bir yerde, bizi bekliyor.
    Ve belki de sensizlik;
    senin yokluğun değil, varlığının bende bıraktığı sırrın adıdır.

  • nasılsın21.08.2026 - 22:44

    Belki de susan ruhun, cevabını çoktan biliyordur…
    “Can’sızım” diyorsun ya;
    ya can dediğin, senden hiç gitmediyse?
    Belki sensizlik dediğin şey, iki ruhun arasındaki mesafeden değil, birbirine söyleyemediği o tek cümleden doğuyordur.
    Ben nasılım mı?
    Bilmiyorum…
    Belki de seni sormam, hâlâ kendimi bulmaya çalıştığım içindir.
    Ama söyle bana;
    Bir insan gerçekten unutmuşsa, neden sessizliğinde hâlâ birini dinler?
    Belki cevap budur…
    Belki de bazı “sensizlikler”, aslında en derin varlığın başka adıdır.

  • Sonra dedim ki21.08.2026 - 22:41

    İçimde bir ses vardı; kimsenin duymadığı, benim bile yıllarca susturduğum…
    “Beni neden arıyorsun?” dedi.
    “Çünkü seni kaybettim,” dedim.
    “Hayır,” dedi. “Sen beni hiç kaybetmedin. Sadece kendinden uzaklaştın.”
    Bir an sustum.
    Sonra sordum:
    “Peki bütün bunlar neydi?”
    Cevap vermedi.
    Sadece içimde bir kapı açıldı…
    Ve o an anladım; bazı sırlar anlatılmaz. İnsan onları ancak kendi ruhunun derinliğinde, sessizce hatırlar.

  • serbest kürsü21.08.2026 - 22:39

    Gözlerin bir anlığına gözlerime değdiğinde, sanki çok eski bir sırrın kapısı aralanır; nereden geldiğini bilmediğimiz bir tanışıklık, unutulmuş bir zamandan kalma bir iz gibi.
    Belki de biz birbirimizi bu hayatta bulmadık…
    Sadece daha önce bildiğimiz bir şeyi yeniden hatırladık.
    Ama biliriz.
    Bazı insanlar hayatımıza girmez; içimizde zaten var olan bir kapıyı açar.

  • nasılsın19.08.2026 - 16:09

    Nasılsın?
    Gerçekten soruyorum…
    Dudaklarının alışkanlıkla söylediği “iyiyim”i değil;
    kimsenin görmediği yerde, kendi sessizliğinle kaldığında nasılsın?
    İçinde susturduğun şeyler hâlâ konuşuyor mu?
    Yoksa artık suskunluğun bile kendine ait bir dili mi var?
    Kalbin hâlâ bir şey bekliyor mu,
    yoksa beklemekten vazgeçip kendi derinliğine mi çekildi?
    Bazen insan iyi değildir…
    Ama kötü de değildir.
    Sadece kendine ulaşabileceği bir yere kadar susar.
    O yüzden sana “Nasılsın?” derken
    bugünü değil,
    içindeki o kimsenin dokunamadığı yeri soruyorum.
    Ruhun nerede?
    Ve en son ne zaman, gerçekten kendine sarıldın?

  • Atraktör19.08.2026 - 16:07

    Bazı insanlar birer atraktör gibidir;
    onlara doğru neden çekildiğini aklın açıklayamaz.
    Sanki senden önce bir yerlerde karşılaşmışsınızdır da, hafızan unutmuş, ruhun unutmamıştır.
    Yaklaştıkça bir şey değişir içinde.
    Zamanın sesi azalır, kalabalıklar uzaklaşır.
    Bir bakış, yıllardır kapalı duran bir kapının eşiğine bırakır seni.
    Belki çekim dediğimiz şey, iki insanın birbirini bulması değildir.
    Belki insan, karşısındakinde kendisinden eksilmiş bir parçayı gördüğü anda ona doğru çekilir.
    Bu yüzden bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür ama tesadüften daha derindir.
    Çünkü bazı insanlar hayatına girmez…
    İçinde zaten var olan bir şeyi uyandırmak için gelir.
    Ve en gizemli olanı da şudur:
    Bazen seni kendine çeken kişi değil,
    onun yanında dönüşmeye başladığın kendi halindir.

  • İçinden geldiği gibi yazmalısın19.08.2026 - 16:03

    İnsan bazen en büyük sırrını, kimseye söylemediği bir özlemde taşır.
    Ne tamamen yaklaşabilir ona, ne de gerçekten uzaklaşabilir.
    Belki de hayat dediğimiz şey, kendimizden sakladığımız yerlere doğru sessiz bir yürüyüştür.
    Ve insanın en derin tarafı, herkesin gördüğü yüzü değil; geceleri kimse bilmeden konuştuğu o içindeki sestir.
    Bazı şeyler yaşanmaz…
    Sadece insanın içinde büyür.
    Sonra bir gün, bir cümlede, bir bakışta, bir sessizlikte kendini ele verir.
    Ve anlarsın; bazı insanlar hayatımıza dokunmamıştır.
    Biz, onların içinde kendimizden bir parça bulmuşuzdur.