Seni sen yapan kurucu temellerin üzerinde yeniden diril… Hani o ilk bakış, ilk öpüş, ilk seviş vardı ya… Sen aşksın, bu kadar yırtma perdeleri… Uzaktan da olsa kaygılıyım…
Aşk, masmavi bir denizde süzülen bembeyaz bir kuğudur. Nazenin bi bakıştır, cilvedir, nazdır... Tatlı bir gülüştür... Dudakların şerbeti güzel bir şiirdir... Mevsiminde, dalında bir tomurcuk güldür... Ormanın içinde bir berrak göldür... Aşk, bir sabah beklenendir... Herkese nasip olmaz, Aşk...
Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi Ayrı ayrı Ama hep beraber Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış… /fazla da değil öyle, birer tane/ Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız… İlginç…
Yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleriyle bu dünyaya ait değilim sanki... Ben söyleyince iğreti duruyor sözcükler... Ben yazınca göze batıyor cümlelerim... Ben gelince problem, ben gidince daha büyük problem...
Ne yapacağımı bilemez halde "Inception" filminde araftaki adam gibiyim...
Seni sen yapan kurucu temellerin üzerinde yeniden diril… Hani o ilk bakış, ilk öpüş, ilk seviş vardı ya… Sen aşksın, bu kadar yırtma perdeleri… Uzaktan da olsa kaygılıyım…
Sen nasılsın?
Hışımlı bir gidişin ardından belki intikam duygusuyla çok hızlı yaşıyorsun hayatı ve senin için endişeleniyorum…
Ben nasılım?
SER + FÜRÛ = BAŞ + AŞAĞI
RUBERU = YÜZYÜZE
Şairler, gerçek dünyada yazdıkları şiirlere dönüşseydi nasıl olurdu acaba? Belki de dönüşüyorlardır yada dönüşmüşlerdir kimbilir...
Aşk, masmavi bir denizde süzülen bembeyaz bir kuğudur. Nazenin bi bakıştır, cilvedir, nazdır... Tatlı bir gülüştür... Dudakların şerbeti güzel bir şiirdir... Mevsiminde, dalında bir tomurcuk güldür... Ormanın içinde bir berrak göldür...
Aşk, bir sabah beklenendir...
Herkese nasip olmaz, Aşk...
Her tıkırtıda
Her yaprak düşüşünde
Aklım sende…
Köşeden bir gölge geçse
Bir rüzgar gibi esen
İşte diyorum, işte sen…
B.Ş.
Ey gönül,
Arsız olma
Bu kadar gamsız olma
Biraz yan, biraz piş, biraz yetiş...
Baksana Yunus Emre’ye
Aşkın dergahına eğri odun götürmemiş...
Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi
Ayrı ayrı
Ama hep beraber
Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış…
/fazla da değil öyle, birer tane/
Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız…
İlginç…
Yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleriyle bu dünyaya ait değilim sanki...
Ben söyleyince iğreti duruyor sözcükler...
Ben yazınca göze batıyor cümlelerim...
Ben gelince problem, ben gidince daha büyük problem...
Ne yapacağımı bilemez halde "Inception" filminde araftaki adam gibiyim...