Banditôre: / (İt.) 1. Eski zamanlarda trompet çalarak veya başka bir şekilde kamu kararlarını ilan eden, bazen de bugün yargı görevlilerine özgü olan başka görevleri yapan kişi. Güney Apeninler'in bazı kasabalarında. ve Sicilya'da hala kullanılmaktadır. 2. Müzayedelerde satışa sunulacak eserleri, bunların fiyatlarını ve teklifleri sunan kişi. 3. Teniste, voleybolda topu ilk servis atan oyuncu; Beyzbolda, sopayla topa vurmak zorunda olan kişi. (Spor) 4. Başkalarıyla hiçbir bağlantısı olmayan, herhangi bir grup veya partiye bağlı olmayan politikacı (Kamu kişiliği) 5. Futbolda, sabit markaj görevi olmayan defans oyuncusu. (Spor)
Rutin., alışkanlık, program, her günkü. / (İng. / İt.)
"La mia routine era fondamentalmente: svegliarsi, andare al lavoro, palestra, tornare a casa, doccia, mangiare, lavare i piatti, guardare la tv, letto." ( Rutinim temel olarak şöyleydi: uyan, işe git, spor salonu, eve gel, duş al, yemek ye, bulaşıkları yıka, tv izle, yatak)
" Divido i miei allenamenti tra mezzogiorno/ora di pranzo e tardo pomeriggio/inizio serata subito dopo l'allenamento." ( Antrenmanlarımı öğlen/öğle yemeği vakti ile antrenmandan hemen sonra geç öğleden sonra/akşam erken saatleri arasında bölüyorum.)
Gerekli. / İt. " Odio gli allenamenti mattutini. La mia energia è al minimo, trovo difficile alimentarmi adeguatamente la mattina presto, e la mia concentrazione semplicemente non c'è. Quindi li faccio solo quando il mio programma li rende veramente necessario." (Sabah egzersizlerinden nefret ediyorum. Enerjim dipte, sabah erken saatlerde kendimi doğru düzgün besleyemiyorum, konsantrasyonum hiç yok. Bu yüzden bunları yalnızca programım gerçekten gerekli olduğunda yapıyorum.)
Tıraş bıçağı, jilet. / İt.
(İng.: razor)
Rasoio di sicurezza: Tıraş bıçağı.
Rasoio elettrico: Elektrikli tıraş makinesi.
Rasoio a Mano: Ustura
Rasatura: Tıraş / Rasatura barba: Sakal tıraşı.
Banditôre: / (İt.)
1. Eski zamanlarda trompet çalarak veya başka bir şekilde kamu kararlarını ilan eden, bazen de bugün yargı görevlilerine özgü olan başka görevleri yapan kişi. Güney Apeninler'in bazı kasabalarında. ve Sicilya'da hala kullanılmaktadır.
2. Müzayedelerde satışa sunulacak eserleri, bunların fiyatlarını ve teklifleri sunan kişi.
3. Teniste, voleybolda topu ilk servis atan oyuncu; Beyzbolda, sopayla topa vurmak zorunda olan kişi. (Spor)
4. Başkalarıyla hiçbir bağlantısı olmayan, herhangi bir grup veya partiye bağlı olmayan politikacı (Kamu kişiliği)
5. Futbolda, sabit markaj görevi olmayan defans oyuncusu. (Spor)
Verbo "credere" (inanmak) / İt.
Infinito: credere
Indicativo presente: credo
Participio passato: creduto
Indicativo presente:
io credo
tu credi
lui/lei crede
noi crediamo
voi credete
loro credono
Indicativo passato prossimo:
io ho creduto
tu hai creduto
lui/lei ha creduto
noi abbiamo creduto
voi avete creduto
loro hanno creduto
Io non ci posso credere. (Ben buna inanamıyorum)
Verbo "credere" (inanmak) / İt.
Infinito: credere
Indicativo presente: credo
Participio passato: creduto
Indicativo presente:
io credo
tu credi
lui/lei crede
noi crediamo
voi credete
loro credono
Indicativo passato prossimo:
io ho creduto
tu hai creduto
lui/lei ha creduto
noi abbiamo creduto
voi avete creduto
loro hanno creduto
Io non ci posso credere. (Ben buna inanamıyorum)
Verbo "credere" (inanmak) / İt.
Infinito: credere
Indicativo presente: credo
Participio passato: creduto
Indicativo presente:
io credo
tu credi
lui/lei crede
noi crediamo
voi credete
loro credono
Indicativo passato prossimo:
io ho creduto
tu hai creduto
lui/lei ha creduto
noi abbiamo creduto
voi avete creduto
loro hanno creduto
Io non ci posso credere. (Ben buna inanamıyorum)
" İLERDE GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ DEMİŞLERDİ. DAHA NE KADAR GİDECEĞİZ? "
Ağır abi sözler
" YAPTIĞIM YANLIŞLAR DEĞİL DE, YANLIŞ İNSANLARA YAPTIĞIM DOĞRULAR YAKIYOR İÇİMİ "
Niğdeli
Rutin., alışkanlık, program, her günkü. / (İng. / İt.)
"La mia routine era fondamentalmente: svegliarsi, andare al lavoro, palestra, tornare a casa, doccia, mangiare, lavare i piatti, guardare la tv, letto."
( Rutinim temel olarak şöyleydi: uyan, işe git, spor salonu, eve gel, duş al, yemek ye, bulaşıkları yıka, tv izle, yatak)
Öğleden sonra. / İt.
" Divido i miei allenamenti tra mezzogiorno/ora di pranzo e tardo pomeriggio/inizio serata subito dopo l'allenamento."
( Antrenmanlarımı öğlen/öğle yemeği vakti ile antrenmandan hemen sonra geç öğleden sonra/akşam erken saatleri arasında bölüyorum.)
Gerekli. / İt.
" Odio gli allenamenti mattutini. La mia energia è al minimo, trovo difficile alimentarmi adeguatamente la mattina presto, e la mia concentrazione semplicemente non c'è.
Quindi li faccio solo quando il mio programma li rende veramente necessario."
(Sabah egzersizlerinden nefret ediyorum. Enerjim dipte, sabah erken saatlerde kendimi doğru düzgün besleyemiyorum, konsantrasyonum hiç yok.
Bu yüzden bunları yalnızca programım gerçekten gerekli olduğunda yapıyorum.)