zar zor çıktığımız duvardan öyle kolay atladık ki cebimizdeki Antep fıstıkları yerlere döküldü toplayamadık. Kalbimizi dolduran duygular vardı, vermeye az bulduk. bana teklif edilen şey çok güzel şey. Karanfilde buluşup, aldığın çiçekleri koklardım. Maltepe Caminde namaz kılardık, ben sana zorla kıldırırdım. Başımı omzuna yaslardım, ama sadece bu kadarla kalırdık. Allah izin vermedi, olmadı. Antep fıstıklarını başkaları döküldükleri yerden toplayıp yedi. Ama sen şimdi sorarsın, Antep fıstığı ne mana diye. Senden kalan hatıralar işte. Okulların pencerelerinden gelmeyeceğini bile bile bakardım. Ne kadar terssin, sen kaybedince sevmeye başladın. Sonsuza kadar kimseyle proje yapamam ben, kahrolası tabularım var, yıkarsam onları, tutarsam ellerini, intiharım olursun. Kendi kendini yok eden bir nesneye döner, ölürüm.
Kafanı daldır, zoilus, kafanı - Ya sen kazamıyorsun, ver bana şu küreği. - İyi be! Al, tamam. Biraz daha sabretsen bitecekti. Hem sen kızsın, benim kadar gücün yok - Kes sesini de acele edelim. Bir daha bana gücün yok dersen ağzını burnunu kırarım senin Mehmet. - Ben kötü bir şey demedim ki ama şimdi. - Yahu, sus artık sus. Bak birazdan gelecekler. Fazla vaktimiz kalmadı. Onu acilen gömmemiz gerek. - Tamam, hadi o zaman bende diğer kürekle kazayım da çabuk bitsin. Elif biz onu niye öldürdük? - Çünkü canımız öyle istedi. - Sadece öyle istediğimiz için onu öldürdük, ben çok üzgünüm. - Daha bir sürü var. Onun öldüğünü kimse fark etmeyecek merak etme. - Ama ya annesi varsa? O kesin merak edecektir. Bulamadığında üzülecektir. Elif sen neden bu kadar kötüsün. - Sen de kötüsün. Yoksa burada bana yardım ediyor olmazdın. - Ben sadece seni seviyorum. Sana yardım etmek için yanında oluyorum. - Ben kötü biriysem beni neden seviyorsun? - Bilmiyorum… Ama hep senin yanında olmak istiyorum. - Bak, duyguların umurumda bile değil şu anda. Eğer yakalanacak olursak bu bizim sonumuz olur. Alacağımız cezayı düşün! - Baksana Elif, bu mezar ona küçük geldi. Sığmıyor içine. - Hım! Ayaklarını mı kırsak acaba? Sen şu taşı getirsene bana. Ben bunun kafasını koparayım en iyisi. - Hayır! Elif lütfen böyle şeyler yapma. E…lif! Bak ağlamaktan konuşamıyorum. - Ne sulu göz çıktın sen de be. Ne var yani, ölmüş zaten. Canı falan yanmayacak ki - Olsun lütfen ezme başını, ben görmeye dayanamam. Bak ben biraz daha kazarsam sığacaktır içine çukurun. - O zaman çabuk ol. Yoksa koparacağım kafasını. - Tamam, sen sakin ol. Bak kazıyorum ben. - İyi! - Elif neden böyle şeyler yapıyorsun? Hep bir şeylere zarar vermek peşindesin. Neden? - Bilmiyorum… İçimden geliyor, bazen bir an önce büyümek istiyorum Mehmet. Büyüdüğümde çok daha büyük işler yapacağım. - Ne gibi mesela? - O zaman hala yanımda olursan öldürüp içini deştiğim bir güvercini okulun bahçesine gömmeğe uğraşmayacaksın. - Ne ile uğraşacağız o zaman? - İnsanları gömeceğiz.
Yıllar sonra bir haber merkezinde:
- Sayın seyirciler; şimdi de sizlere gururla sunacağım bir habere geçiyorum. Madalya törenini izlediğiniz Albay Elif Arcan ve Binbaşı Mehmet Arcan çiftinin gözlerimizi yaşartan kahramanlık öyküsünden bahsedeceğiz. Geçtiğimiz günlerde o uzak ülkede gösterdikleri başarılarından dolayı millet olarak hepimizin göğsünü kabartan bu asker çift, gerçek birer kahramandır. Düşman arazisine sızarak mühimmat deposunu patlatan ve oldukça fazla zayiat verdiren bu asker çiftin başarısı olmasa idi bugün belki de size onlarca şehit haberinden bahsedecektik. Ciddi ve kanlı bir eyleme hazırlanan terörist grup bu kahraman askerlerimiz sayesinde etkisiz hale getirilmiştir. Çatışırken ellerinde cephane kalmamış olmaları bile onları yıldırmamıştır. Orada buldukları yanıcı maddeleri teröristlerin üzerine püskürtüp ateşe vererek düşmanın daha fazla kayıp vermelerini sağlamışlardır. Kesin sayı henüz bilinmese de kırk, kırk beş adet teröristin öldüğü tahmin ediliyor. O gün orada yaşananlar tesadüf değildir. Bu Albay Elif’in ilk başarısı değildir. Daha önce de pek çok kahramanlık öyküsüne imza atan kadın subay, aldığı rütbe terfilerine ve madalyalara aldırmadan ülkesi için hizmete bütün tevazuu ile devam ediyor. Eşi ile birlikte en zor görevlere talip olup başarı ile geri dönüyor. Başarılı subaylarımızın her ikisi ile de gurur duyuyoruz.
Tören anından kısa bir süre sonra karargâhta:
- Mehmet gömdüğümüz güvercini hatırlıyor musun? - Evet, sevgilim… Hiç unutmadım. Ben geceleri senin yüzünden uyuyamıyorum. Ama senden de bir türlü kopamıyorum. Sana doğru sürekli olarak akan duygularımın sen de bir anlamı olsun diye yıllardır uğraşıyorum. Olmak istemediğim birine dönüşmüş olmak bile benim için önemli olmadı. Ama sen de bir karşılığı olmayan bir duygunun peşinden sürüklenip duruyorum. Bana yaptığın işkence, onlara yaptıklarından çok daha ağır biliyorsun değil mi? Sana karşı bu kadar çıplak kaldığım için beni her noktamdan, her gün öldürüyorsun. - Boş boş konuşma yine. Orada yaktıklarımızın sadece köylü olduklarını bilseler ne olurdu sence? - Şu an madalya almak yerine askeri mahkemede yargılanıyor olurduk. - Onlar terörist olsalardı da aslında yine aynı sayıda insan öldürmüş olacaktık. Bu insanlar ne kadar aptal… - Elif; beni seviyor musun? - Bizim bilinçlerimiz tek yumurta ikizi değil. Aşkın eninde sonunda verdiği duygunun bir diyetinin olacağını bilmeliydin. Sana cezayı veren ben değilim, kendi hislerin. Şimdi söyle bakalım benim de seni sevmeme gerek var mı? - Sanırım yok... - İnsan, sadece bir hayvandır Mehmet. Kendini çok önemseme, doğa için değerin bu. - Elif, ben seni çok seviyorum. - Hafta sonu pikniğe gidelim mi? - Gerçekten mi? Şu an çok şaşırdım. - Evet, gerçekten. Hala çok iyi sapan kullanıyorum. Biraz kuş vururuz hem. - Elif!
Bir kum tanesi olunca tutunmak zor oluyor. Ondandır kayıp yer değiştirmek...
''Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının Haykırışları içinde duruyorum: Ve altın kum taneleri Tutuyorum avucumda- Ne kadar az! Ama nasıl da Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine Ben ağlarken - ben ağlarken! Ah Tanrım! Daha sıkı Tutamaz mıyım onları? Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan? Bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
Fransız yazar ve psikanalist Marie Bonaparte Edgar Allan Poe için şöyle diyor: “Poe’nun garip, dengesiz ve saplantılarla dolu yapısının kendini cinayete ya da deliliğe sürüklemesini önlemek için elinin altında bir başka zehir vardı. Herkesin aynı rahatlıkla kullanamayacağı bir zehir: Güzel ve özenli yazısıyla, arada bir derin üzüntüsünden ayrılmasını sağlayan, ürkünç, kasvetli ama avutucu imgeleri kağıda döktüğü mürekkepten söz ediyorum.”
zar zor çıktığımız duvardan öyle kolay atladık ki cebimizdeki Antep fıstıkları yerlere döküldü toplayamadık. Kalbimizi dolduran duygular vardı, vermeye az bulduk. bana teklif edilen şey çok güzel şey. Karanfilde buluşup, aldığın çiçekleri koklardım. Maltepe Caminde namaz kılardık, ben sana zorla kıldırırdım. Başımı omzuna yaslardım, ama sadece bu kadarla kalırdık. Allah izin vermedi, olmadı. Antep fıstıklarını başkaları döküldükleri yerden toplayıp yedi. Ama sen şimdi sorarsın, Antep fıstığı ne mana diye. Senden kalan hatıralar işte. Okulların pencerelerinden gelmeyeceğini bile bile bakardım. Ne kadar terssin, sen kaybedince sevmeye başladın. Sonsuza kadar kimseyle proje yapamam ben, kahrolası tabularım var, yıkarsam onları, tutarsam ellerini, intiharım olursun. Kendi kendini yok eden bir nesneye döner, ölürüm.
Şimdi Filistin!
yağmur yağıyor seller akıyor arap kızı camdan bakıyor.......
sağım solum önüm arkam sobe, saklamayan ebe.....
Temiz ve günahsız bir dosya,
Erdemli ve saf bir adam
Beyaz bir sakal, parlak ayakkabılar,
Geniş, bol bir takım elbise
İsmi aşağılık insan , örnek birisi, bizim şehirde, onun gibisi çok var
Güzel bir günde, evde oturmuş, yumuşak mindarın üzerinde
Evin kadını erkeğine çorba ısıtıyor ama
Eski olaylar aklından geçer. Unutulmaz, aşağılık adam kalbini kırdığında
Annesi dedi hayatından vageçme olur böyle şeyler.
Bir tokatla bişey olmaz. Hayat böyle olur.
Büyük oğlan biraz geri zekalı ama yinede fabrikanın müdürü
Valiasr sokağında gezer tedirgin olsada, sokakta kendine Aşklar arar (gumusdis not: valiasr sokağı istanbulun taksimi yada daha doğrusu tarlabaşı gibi kız/erkek tavlama yeridir)
İsmi aşağılık adam, örnek bir insan, onun gibisi bizim şehirde çok var.?
Bir gün belki hayattan
Geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsan
Bak o zaman resmime
Gör akan o gözyaşları
Benden sana son kalan
Bir küçük resim şimdi
Cevap veremez amma
Ağlar yalnızlığına
Ege Efem n'ber? hala iyi müzik peşindesin..:)
Destekliyorum ve paylaşıcam,ağzına kadar yaşam dolu kadın..!
İrem onları destekle ve herkese söyle lütfen....
O halde dinleyebiliriz:))
Var iki tane .Yeter mi? :)))
Hey "D" umarım deri bir montun vardır.
Bunu çok önemserim.
:))
Gündem üzerime üzerime geliyor... Şimdilik bu kafadayım ,üzgünüm... Elimden geleni yaparım.
İlk başta o bir toz bulutuydu. En son ''İnsan'' geldi ve bak neler oldu!
Kötülük dünyada değil, kişinin yüreğindedir. (Gabriel Garcia Marquez)
''İnsan masumiyetini bazen
bir başkasının günahlarıyla kaybeder''
demiş Mungan..
O sadece filmlerde oluyor. Bir ''D'' öyküsü öyle hurafeler içermez :)))))))))
Ben de teşekkür ederim okuduğun için... Okurken sevmediğin bir şey görürsen açıkça eleştiri yap lütfen. Ben bozulmam :)))
Ve ''A''; ben bu rengi çok sevdim :)))
Teşekkürler ''D'' çok güzeldi..
Okurken hep Mehmet'in Elif'i dönüştüreceğini sanıyordum.:)
İREM BAK BU DA AŞK ,PAYLAŞIM SENİN İÇİN :
Kafanı daldır, zoilus, kafanı
- Ya sen kazamıyorsun, ver bana şu küreği.
- İyi be! Al, tamam. Biraz daha sabretsen bitecekti. Hem sen kızsın, benim kadar gücün yok
- Kes sesini de acele edelim. Bir daha bana gücün yok dersen ağzını burnunu kırarım senin Mehmet.
- Ben kötü bir şey demedim ki ama şimdi.
- Yahu, sus artık sus. Bak birazdan gelecekler. Fazla vaktimiz kalmadı. Onu acilen gömmemiz gerek.
- Tamam, hadi o zaman bende diğer kürekle kazayım da çabuk bitsin. Elif biz onu niye öldürdük?
- Çünkü canımız öyle istedi.
- Sadece öyle istediğimiz için onu öldürdük, ben çok üzgünüm.
- Daha bir sürü var. Onun öldüğünü kimse fark etmeyecek merak etme.
- Ama ya annesi varsa? O kesin merak edecektir. Bulamadığında üzülecektir. Elif sen neden bu kadar kötüsün.
- Sen de kötüsün. Yoksa burada bana yardım ediyor olmazdın.
- Ben sadece seni seviyorum. Sana yardım etmek için yanında oluyorum.
- Ben kötü biriysem beni neden seviyorsun?
- Bilmiyorum… Ama hep senin yanında olmak istiyorum.
- Bak, duyguların umurumda bile değil şu anda. Eğer yakalanacak olursak bu bizim sonumuz olur. Alacağımız cezayı düşün!
- Baksana Elif, bu mezar ona küçük geldi. Sığmıyor içine.
- Hım! Ayaklarını mı kırsak acaba? Sen şu taşı getirsene bana. Ben bunun kafasını koparayım en iyisi.
- Hayır! Elif lütfen böyle şeyler yapma. E…lif! Bak ağlamaktan konuşamıyorum.
- Ne sulu göz çıktın sen de be. Ne var yani, ölmüş zaten. Canı falan yanmayacak ki
- Olsun lütfen ezme başını, ben görmeye dayanamam. Bak ben biraz daha kazarsam sığacaktır içine çukurun.
- O zaman çabuk ol. Yoksa koparacağım kafasını.
- Tamam, sen sakin ol. Bak kazıyorum ben.
- İyi!
- Elif neden böyle şeyler yapıyorsun? Hep bir şeylere zarar vermek peşindesin. Neden?
- Bilmiyorum… İçimden geliyor, bazen bir an önce büyümek istiyorum Mehmet. Büyüdüğümde çok daha büyük işler yapacağım.
- Ne gibi mesela?
- O zaman hala yanımda olursan öldürüp içini deştiğim bir güvercini okulun bahçesine gömmeğe uğraşmayacaksın.
- Ne ile uğraşacağız o zaman?
- İnsanları gömeceğiz.
Yıllar sonra bir haber merkezinde:
- Sayın seyirciler; şimdi de sizlere gururla sunacağım bir habere geçiyorum. Madalya törenini izlediğiniz Albay Elif Arcan ve Binbaşı Mehmet Arcan çiftinin gözlerimizi yaşartan kahramanlık öyküsünden bahsedeceğiz. Geçtiğimiz günlerde o uzak ülkede gösterdikleri başarılarından dolayı millet olarak hepimizin göğsünü kabartan bu asker çift, gerçek birer kahramandır. Düşman arazisine sızarak mühimmat deposunu patlatan ve oldukça fazla zayiat verdiren bu asker çiftin başarısı olmasa idi bugün belki de size onlarca şehit haberinden bahsedecektik. Ciddi ve kanlı bir eyleme hazırlanan terörist grup bu kahraman askerlerimiz sayesinde etkisiz hale getirilmiştir. Çatışırken ellerinde cephane kalmamış olmaları bile onları yıldırmamıştır. Orada buldukları yanıcı maddeleri teröristlerin üzerine püskürtüp ateşe vererek düşmanın daha fazla kayıp vermelerini sağlamışlardır. Kesin sayı henüz bilinmese de kırk, kırk beş adet teröristin öldüğü tahmin ediliyor.
O gün orada yaşananlar tesadüf değildir. Bu Albay Elif’in ilk başarısı değildir. Daha önce de pek çok kahramanlık öyküsüne imza atan kadın subay, aldığı rütbe terfilerine ve madalyalara aldırmadan ülkesi için hizmete bütün tevazuu ile devam ediyor. Eşi ile birlikte en zor görevlere talip olup başarı ile geri dönüyor. Başarılı subaylarımızın her ikisi ile de gurur duyuyoruz.
Tören anından kısa bir süre sonra karargâhta:
- Mehmet gömdüğümüz güvercini hatırlıyor musun?
- Evet, sevgilim… Hiç unutmadım. Ben geceleri senin yüzünden uyuyamıyorum. Ama senden de bir türlü kopamıyorum. Sana doğru sürekli olarak akan duygularımın sen de bir anlamı olsun diye yıllardır uğraşıyorum. Olmak istemediğim birine dönüşmüş olmak bile benim için önemli olmadı. Ama sen de bir karşılığı olmayan bir duygunun peşinden sürüklenip duruyorum. Bana yaptığın işkence, onlara yaptıklarından çok daha ağır biliyorsun değil mi? Sana karşı bu kadar çıplak kaldığım için beni her noktamdan, her gün öldürüyorsun.
- Boş boş konuşma yine. Orada yaktıklarımızın sadece köylü olduklarını bilseler ne olurdu sence?
- Şu an madalya almak yerine askeri mahkemede yargılanıyor olurduk.
- Onlar terörist olsalardı da aslında yine aynı sayıda insan öldürmüş olacaktık. Bu insanlar ne kadar aptal…
- Elif; beni seviyor musun?
- Bizim bilinçlerimiz tek yumurta ikizi değil. Aşkın eninde sonunda verdiği duygunun bir diyetinin olacağını bilmeliydin. Sana cezayı veren ben değilim, kendi hislerin. Şimdi söyle bakalım benim de seni sevmeme gerek var mı?
- Sanırım yok...
- İnsan, sadece bir hayvandır Mehmet. Kendini çok önemseme, doğa için değerin bu.
- Elif, ben seni çok seviyorum.
- Hafta sonu pikniğe gidelim mi?
- Gerçekten mi? Şu an çok şaşırdım.
- Evet, gerçekten. Hala çok iyi sapan kullanıyorum. Biraz kuş vururuz hem.
- Elif!
D...
sen de ben de artık daima ileriye bakmalıyız.Geçmiş bir fırtına hortumu gibi içine çekip yok edebilir yoksa.
Çok beğendim..!
Bir kum tanesi olunca tutunmak zor oluyor. Ondandır kayıp yer değiştirmek...
''Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
Edgar Allan Poe''
Evet buldum.Ama iyi saklanmışın zor oldu:)))
Beni buldun :))
Sobe! de ...
Fransız yazar ve psikanalist Marie Bonaparte Edgar Allan Poe için şöyle diyor: “Poe’nun garip, dengesiz ve saplantılarla dolu yapısının kendini cinayete ya da deliliğe sürüklemesini önlemek için elinin altında bir başka zehir vardı. Herkesin aynı rahatlıkla kullanamayacağı bir zehir: Güzel ve özenli yazısıyla, arada bir derin üzüntüsünden ayrılmasını sağlayan, ürkünç, kasvetli ama avutucu imgeleri kağıda döktüğü mürekkepten söz ediyorum.”
ım here :))))