Kültür Sanat Edebiyat Şiir

tımarhane duvarı sizce ne demek, tımarhane duvarı size neyi çağrıştırıyor?

tımarhane duvarı terimi Maria Puder tarafından tarihinde eklendi

  • Maria Puder
    Maria Puder



    İÇİMDEKİ POMPEİ

    Şiddetle yağan yağmurun altında ayağındaki yazlık topuklularla koşuyordu. Aniden başlayan bu yaz yağmuru onu hazırlıksız yakalamıştı. Keten mini elbisesi öyle ıslanmıştı ki artık üzerine yapışıyordu. Küçük el çantasını başına tutmaktan da vazgeçmişti. Bu sağanak yağış gözlerinden akan yaşlarla karıştığından onun ne durumda olduğunun neyse ki kimse farkında değildi. Neyse ki! Aklında bin bir düşünce ile deli gibi koşmaya devam ediyordu. Nerede olduğunun farkında bile değildi artık. Zaten o an bunun bir önemi de yoktu. Saçakların altına sığınırım düşüncesi ile dar bir ara sokağa yöneldi. Yağmurun şiddeti azalmıyor, daha da artıyordu. Başını yerden kaldıramıyordu. Yerde gördükleri ise midesini bulandırıyordu. Çöp, çöp, gazete kâğıtları, muz kabukları, poşetler, bira şişeleri, şarap şişeleri… Çöp, çöp, balgam… Bir adım sonra bastığı kusmuk… En son gördüğü tutunmaya çalıştığı bir çöp kutusunun içinden fırlayan kedi idi.

    Gözlerini açtığında bir barın masasına yatırıldığını fark etti. Karşısında önündeki önlüğün ceplerine ellerini sokmuş barın ortasındaki kolona yaslanmış olarak ona dikkatle bakan adamı gördü sonra. O gözlerini açıp şaşkın şaşkın etrafına bakarken adam tatlı bir gülümseme ile karşıladı onu. Önlüğün cebinden çıkardığı bir lastik toka ile gür, kıvırcık, siyah saçlarını toplarken başını sola doğru çevirip ’’uyandı!’’ diye seslendi.

    O yerinden doğrulup ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu ki bu kez elinde bir elma ile oldukları yere doğru yürüyen sarışın, sevimli genç kızı gördü. Kız elmasından koca bir ısırık alıp adamın yanına yaslandı. İkisi birden ona gülümsüyorlardı. O masadan inip sandalyeye oturmaya çalışırken yorgun bir ses tonu ile sordu:
    - Neredeyim ben? Ne oldu bana?
    - Hanımefendi; bizim barın arka çıkışında bayılmışsınız. Çok yağmur yağıyordu bu güçlü adam sizi kollarına aldı ve bu masaya kadar taşıdı. Ambulans çağırmaya çalıştık ama ne yazık ki telefon hatlarında bir sorun var. Mehmet tıp fakültesinden terk olduğu için sizi şöyle bir muayene etti ve korkulacak bir şeyiniz olmadığını düşündü. Üzerinizdeki kıyafetler çok ıslaktı. Bu nedenle size bizim garson kızların giysilerinden birini giydirdim. Merak etmeyin o sırada Mehmet yanımızda değildi.
    - Bu kız bir serseri madam. Yeniden merhaba, ben Mehmet bu da bizim afacan Elif.
    - Şey! Çok teşekkür ederim, her şey için…
    - Karnınız açtır sizin. Kendimiz yemek için çorba yapmıştık. Lütfen siz de bizimle yemek yiyin.
    - Çorba çok iyi ... Evet, içerim, teşekkür ederim. Oldukça üşümüş hissediyorum zaten.
    - Sürekli teşekkür etmeyin rica ederim. Öyle büyütülecek bir şey yapmadık. Hadi Elif hemen getirelim çorbaları, ben hemen bir salata da yaparım. Oh mis daha ne olsun.
    - Ben de size yardım edeyim.
    - A! Siz bizim konuğumuzsunuz, hem zaten hala tam olarak kendinize gelmediniz. Siz burada uslu uslu oturun. Biz hemen geliyoruz.
    - Çok sempatik bir genç hanımsınız Elif, çok da güzelsiniz.
    - Hey! Duydun mu Mehmet Bey. Hem güzelim, hem sempatik. Ona göre davranıyorsun bundan sonra.
    - Siz bu cadıyı bilmiyorsunuz madam. Bak nasıl şımardı serseri. Hadi şımarık hadi, açız aç.
    Mehmet ve Elif mutfakta hazırlık yaparken o önce etrafı sonra da kendisi inceleme fırsatı buldu. Henüz sabah saatleri olduğundan barın boş olduğunu anladı. Üzerindeki kot pantolonu ve tişörtü incelediğinde tişörtün üzerindeki baskıdan buranın bir Rock Bar olduğunu da öğrenmiş oldu. Yerler ahşap ve dekor oldukça salaştı. Büyük bira küplerine benzeyen masalar ve yüksel sandalyeler oldukça sıradandı. Gençlik yıllarında okul çıkışı gittikleri bara benziyordu. Demek ki geçen yıllarda bar kültüründe değişen pek fazla bir şey olmamıştı.

    O yılları hatırlayınca yine aklına Serkan geldi. Serkan’ı düşünmek içinde bin parçaya bölünmüş camdan kuşun can çekişmesine benziyordu. Elini karnına götürüp yeni bir ağlama krizine tutuldu. Ağlarken panikle tuvaletin yerini bulmaya çalıştı. Mutfaktakilerin onu ağlarken görmelerini istemiyordu. Yüzüne defalarca su serpip aynanın karşısında akan makyajını temizledikten sonra derin bir nefes aldı. Elini yine karnına götürüp sıkıca kavradı. ‘’Bunu sana yapamam’’ dedi ve gözünden akan birkaç damla yaşı silip yeni bir derin nefes aldı.

    Tuvaletten çıkıp oturduğu yere doğru ilerlerken her şeyin çok tanıdık olduğu hissine kapıldı. Bu bara daha önce gelmiş olduğunu düşündü. Ama o buraları hiç bilmezdi ki! Sahi şu an neredeydi? Arabasını uzun uzun sürüp bir yere park ettikten sonra epey yürümüştü. Sonra bastıran yağmur ile yönünü şaşırıp aracını ararken kendini burada bulmuştu. Doktorun odasından çıktığından beri hiç kendinde değildi. Hatta o odadan nasıl çıktığını bile hatırlamıyordu. Masaya oturduğunda duvarlara dikkat etti. Duvarlar da bir sürü duvar yazısı vardı. Hem de her yer de vardı. Yeniden ayağa kalkıp bir duvara iyice yaklaştı. Yüksek sesle okumaya başladı.
    - ‘’Sevmeyi falan değil, yalnızlığı öğren! Çünkü en çok ona ihtiyacın olacak…’’ Bu bir Bukowski sözü. ‘’Sakın ahlak kurallarını çiğnemeyin çünkü öcünü çabuk alır.’’ Haklısın dostum Tolstoy. ‘’Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir. ‘’ Bu söz ise Sokrates’in. Bir Rock Bar için sıra dışı bir fikir olmuş bu. Ben buna benzer bir barı nerede gördüm? Her şey öyle tanıdık ki. Düşününce aslında tuvaletin yerini bile biliyor gibiydim. Doğruca neden o tarafa yöneldim. Oturduğum yerden o dar aralık görünmüyordu bile. Neler oluyor?

    Tam o sırada mis gibi kokular ve gürültü eşliğinde barın ortasına kadar gelen Mehmet ve Elif kendi aralarında gülüşüp konuşuyorlardı. Mehmet yine sıcak gülümsemesi ile ona doğru bakıp seslendi.
    - Hey! Madam hadi bakalım soğutmayalım, müze gezisine sonra devam edersin. Bu tavuk suyuna çorbayı kaçırmayı kimseye tavsiye etmiyorum. Ayrıca salatamız organiktir hanımlar.
    - Ya bırak Allah aşkına, gittin o saksıda ki tek minik domatesi ekledin. İnanma madam sen buna, bildiğin hormonlu, bizim olandan.

    Hep beraber gülüştük ten sonra oldukça keyifli bir yemek yediler. Yemek yenilen süre boyunca Mehmet ve Elif sürekli birbiri ile didişirken ona hiçbir şey sormadılar. İsmini bile sormadılar… Onların bu rahat tavrı ve sorguya çekilmeyişi onunda rahat bir yemek yemesine neden oldu. İçinden bu insanların çok anlayışlı ve iyi insanlar olduklarına inandı. Tüm yemekler yenildikten sonra Mehmet cebinden sigara paketini çıkardı ve ağzına bir sigara aldı. Tam çakmağı ile sigarayı yakacakken onunla göz göze geldi. Sigarayı ağzından çıkarıp ona sevgi ile baktıktan sonra ayağa kalktı.
    - Bebeğe bir zarar vermeyelim. Ben şunu dışarıda içip gelirim.
    - Ne? Nasıl? Bunu bilmenize imkân yoktu.
    - Sakin ol bebeğe yine zarar vereceksin.
    - Çek elini omuzumdan Elif. Siz kimsiniz?

    O aniden ayağa kalkıp korku ile karşısında duran Elif ve Mehmet’e bakarken gözleri yeniden karardı. Tutunmaya çalışıyordu…




    Devam edecek...


    D...

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Doğru oturup doğru konuşalım,
    Yalan söyleyen hırsızlık yapan, tecavüzcülere katillere yardım ve yataklık yapan ne kadar örtünürse örtünsün isterse kandırıldık Allah bizi affetsin desin kul hakkına girmiştir, Allah kadar büyük olmayan müslümanlar hakkını merak ediyor.. Örtünüyor olmak islamın haram dediği şeyleri örtünün altına saklamak demek olmasa gerek...

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    kırmızı karın yağacağından tut, pörtlek gözlü çirkin kurbağanın yakışıklı prens olacağına, hatta kömürlükteki kıştan kalma balkabağının yarın gece saat12 den sonra porscheye dönüşeceğine bile inanasım var.....
    vakit kaybetmeden "seni seviyorum" desene hadi.....

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    21yy millete tarikat tahrik edenler,
    Tarihi tekerrür ettiren aptal ve hastalıklı bir zihniyettir. Tarikatları cemaatleri savunan bu hastalıklı aptallar sürüsü ibret almak isteyenler için iyi bir örnektir. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fen dir"

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Düşünüyorum da neden düşünüyorum. Düşünmekten yaşamaya zaman kalmıyorsa,
    Yaşamadan düşünmenin ne anlamı var..

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    sende mi duvar???????¿

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    sende beni nedir de arasana duvar nolur hadiiiiiiii.........

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim



    ince mesajımdır duvar...

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    15 Temmuz nedir...
    Ülkeye hizmet etmek için namusu ve şerefi üzerine yemin eden insanların teröristlere ne istedilerse verip sonra halkın ülkeyi teröristlerden kurtarması durumudur..

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    ruh halim obur bir tavuğun gagasına yakalanmış solucan gibi şuan duvar....... nasıl çaresiz hissediyorum beni anlayamazsın......

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Bende..

  • Maria Puder
    Maria Puder

    Okuyamadığım için üzüldüm. :(

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Wow.. Tam benlikmiş... Biri benim senaryolarımı çok pis çalıyor... Bu arada yazımın silinmesine alındım.. Halbuki yazınıza olumlama yapan bir eleştiriydi. O kadar da özendim çok fazla düşünceyi çok az cümle ile ifade etmek için.

  • Maria Puder
    Maria Puder

    Atilla bey; kalmanız için nedenleriniz yok ise ben size bir tane vereyim.


  • İrem Başar
    İrem Başar


    Çalınan trompeti çok beğendim. Ibrahim Maalouf kadar olmasa da iyi :))




  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Neden sildiler ki yazı mı?
    Giderim Buralardan

  • İrem Başar
    İrem Başar


    Yine tutturamadım:)
    Ben iki kadın üzerinden Hakan'ın bize söyleyeceği şeyler olacağını düşünmüştüm,hatta istemiştim.Psikolojik bir aşk savaşı..:)Alev sanırım başka birini buldu 3-4 ay her şey güzel gitmiştir kanımca ,yine de merak ettim nasıl değişirdi Alev, dahası değişmeli miydi?Su çok donanımlı bir kadın olduğu için Hakan'la aralarında konuşulmayan şeyleri bile sezebiliyordu sanırım yada bir elmanın iki yarısı idiler,biz aralarında hiç çatışma görmedik.Görsek nasıl olurdu ?

    Sevgili ''D'' teşekkürler ..mektup ayrıca güzeldi.





  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    İyi bir şey değil nihilizm dedim ya bir fıkra da olsa " Sen de haklısın " haklısın.. Ölümü yüceltmek için cihadın büyük olmalı.

  • Maria Puder
    Maria Puder

    GELDİİİİİİİİİİİİ :))))



    Ya tutarsa-3


    ‘’Raskolnikov’’ dedi aniden adam. Kendi sesindeki heyecana hayretle donup kaldı ardından. Sustular bir süre daha. Hakan ilk kez kendini bu kadar savunmasız hissetti. Bir sürü şey konuşmak istiyordu ve fakat tek kelime edemiyordu bir türlü. Şaşkındı, gücendi bildiklerine… Öğrendiği onca kelime, okuduğu onca cümle, satır satır akıp giden serüvenler nereye kaybolmuştu. Sonra yine aniden;
    - Adım Hakan ve okuduğunuz kitabın benim için anlamı büyük. Onu demek istedim. Yani şey için…
    - ‘’Eğer ben insanlar arasında bir hiçsem, diğer insanların benim için ne değeri olabilir?’’ dedi Raskolnikov. Sanırım o bizim için yeterince konuşmuş.

    Hakan adını bile bilmediği kadının büyüsüne kapılıp inmesi gereken durağı bile kaçırdı. Kadın ayağa kalkıp ineceği durağa vardığında sohbetin bittiğini henüz anladı. Daha kötüsü kadının hayatına anlık girişinin bu tren yolculuğu ile sınırlı kalacağının bilincine vardı. Panik ve cesaret arası bir duygu karması ile kadını bir kahve içmeye davet etti. Kadın sanki bunu bekliyormuş gibi hiç tereddüt etmeden kabul etti. Aralarında olup biten her ne ise ikisi de o anda bunu sorgulamak niyetinde değildiler.
    Üç ay sonra…

    Hakan adının Su olduğunu öğrendiği kadınla sevgili olmuştu. Onun zor bir hayatı ve mücadeleci bir kişiliği olduğunu öğrenmişti. Aralarındaki yaş farkı her ikisinde de çekincelere yol açmıştı. Kadın son zamanlarda sanki bir yerlere gidecekmiş gibi çok dikkat ettiği toplumsal saygı gereklerini umursamaz olmuştu. Yazı yazmayı çok seviyordu ama bunu bile artık dikkatli yapmıyordu. Yazdığı denemeler eski yazdıklarına göre oldukça sığ duruyordu.

    Hakan ters giden bir şeyler olduğunu hissediyordu. Ancak bir türlü adını koyamadığı şeyin üzerine gitmekten de korkuyordu. Sorguladığında öğreneceği şeylerin öğrenmek istedikleri olduğunu hiç sanmıyordu. Bunca zamandır aradığı kadını nihayet bulmuşken…!
    Su ile yaptıkları en son sohbetlerinde Sylvia Plath’in yazdıkları kadar yaptıklarıyla da ilgilenmesi dikkatinden kaçmamıştı. ‘’ Onun hiç olmazsa bıraktığı bir fanusu var ve hepimizi davet ediyor. Keşke tek bir kum saatim olsa idi her tanesinde beni anlatan’’ dediğinde ne anlatmak istediğini tam olarak bugün öğrenecekti.

    ‘’Ya tutarsa’’ sadece bir fıkradır…


    Su yazdığı mektupla aslında bir veda bile etmemişti. O sadece kendini alıp gitmişti.



    Sevgili Kendim;

    Yaşıyorsam öldüğümü bildiğim içindir. Bir kaç duygu sonrasından hiç olabilmek umuduyla devam ediyorum sınırlarımı zorlamaya.

    Ben bir Ağustos olduğum için mi bilmem kaynayan bir ateşin ortasında olmayı seviyorum en çok. Her şeye dair bu söylediğim. Ama en çok aşka yakışıyor ateş.

    Kıkırdayarak gülüyorum bu sözlerime ve sen kendim gülümsüyorsun okurken bile. Henüz tüm yapraklarını dökememişlerken gülümse çiçeğim.

    Her darbesi ağır hasarlı yaşamaktan vazgeçene kadar ölmeyi bu kadar sevmiyorsun. Bazen kendimle sınırlı; sınırsız sohbetlerimde tüm duygularımdan tek tek hesap sormaya başlarım. İki ayağımla yürüyebiliyorken kökleri yere batırılmış bir ağaç kadar özgür değilim. Toplumsal denge her şeyden önemli...

    Tut ki bir gün kural dışı davranmayı göze aldım. Hımm..! Mesela hiç olmazından bir aşk edindim. Kuytu köşelere saklamak zorunda kalabileceğim kadar aykırı. Bir kez ışık sızdı mı tüm karanlık uyanır. Aralarında acı içinde kıvranırken farkımda olmayan diğerleri sahip çıkarlar bana. Namus bu..!!!

    Ruhumla besleyip kendime büyüttüğüm bu koca yürekli aşk saklı kaldığı sürece süreli.

    Asi yönlerimle karşı çıkmaya çalışma. Ben çiçek açsam da, cesurca göğe yükselmeyi göze alsam da bu aşkın iki tarafı yok mu?

    ’’sana çok aşığım’’ dedi biri. Bunu ilk söylediğinde belki de doğruydu. Benim bilmediğim neyi biliyor bu küstah kelimeler?

    Ve sonra ;’’seni seviyorum’’ dedi....

    Alacakaranlıkta yansıyan silueti ne kadar çekici aşkın. Oysa elimden tutup gün ışığına çıkaramıyorsa... Sevmeye değil de göstermeye utanıyorsun demek? Bu işte bir yarım kalmışlık yok mu?

    Gökten gönderdiğin kancalı Eros bir güzel göğsümüzü deşiyor Tanrım. Ve herkesten sonra ediyorken listedeki yerim tavan arasındaki o eski siyah beyaz hatıralardan farkım ne ki benim? Bir gün meyve soyarken aklına gelip bir zahmet yayıldığın koltuktan doğrulursun ve kimsenin görmesini istemediğin çıplak fotoğraflarına bakar gibi hissedersin beni.

    Eksik olsun… Eksiksem olsun…

    Biri dışında kimseye söyleyemeyeceğin bir aşkın o birisi bensem anlamı ne ki tufanların. Çürüyor eyleme geçemeyen tüm hayaller toplumun bakış açısında. Kokuşmuş düşlere sarılıp uyuyorsun ardı sıra.

    Bir gün sevgilim dediğime isyan edersem… Hapsolduğum naylon poşetten sızıp onun havasına karışmak istersem… Havada rengimden izler çıkararak yükselirsem onca gizlenmeye rağmen. Olmazların gerçeğinde hiçbir aşk sürpriz doğurmaz. Yalancı gebeliğin sancıları sonunda elinde kalan kan; kirlenmiş duvarlarımda yeni izlere neden olacak hepsi bu.

    Yani kendim; şu dünyada bir ağaç kadar özgür değilsin iki ayağınla ve kollarınla ve hatta duygularınla… Yürüyebilen bir kötürüm olan ruhuma ötanazi istiyorum. İşlevsel ve sıradan bir beden ile ölü kalmak zamanıdır. Taşınmaza çevirdim duygularımı damarlarını imha ederken. Soluksuz kalıncaya kadar boğazını sıkıyorum her bir hayalin. Haraç mezat satıyorum düşlerimi yazarak bu aralar. Alıcısı bol algı operasyonumuzun gün dönümünde bayat vaatleri tezgâhın altından sunuyorum. Kendimi bana karşı savunmasız bırakmamak için elimizde ne var ne yok …. Yok, işte hiçbir şey yok!

    Gözlerimle vedalaşacağım en son. Deniz kabuklarından benim göz kapaklarım… Sert olan şeyler çabuk kırılır…

    Usulca çekiliyorum aşkın kıyılarından. Beni olduğum gibi hatırladığı halimle anlatsın dalgalar.

    Slyvia; benim kum saatimi gördün mü?




    Son...



    D...

  • Dex Der Kori
    Dex Der Kori

    Sayın irem hanıma katılıyorum. Muz tolamadaım jamaikada ama köle gibi çalışşırken aklıma gelince tebessüm ediyorum. Bugün ki dünya kupası macı beni ilgilendirmiyor. Çam ağacı gövdesine asılı bahçemdeki cırcır böçeği bu şarkıyı anımsatıyor. Milenaya Maria Puderde hariç değil.

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Dedim ya Sen de Haklısın...

  • İrem Başar
    İrem Başar


    Hey ''D'';
    sıcak denizlere dalıp ''Ya tutarsa''yı unutmayasın,kafamda deli sorularla bekliyorum :)))
    Alev hırsıyla değişecek mi?
    Aynı yöne bakan iki insan, çift yönlü bıçak gibidir,derin kesikler olacak mı?

    Dedim ya ..bekliyorum :))

  • İrem Başar
    İrem Başar 11.07.2018 - 10:24



  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan 10.07.2018 - 17:22

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Sayın başar dediğiniz gibi tamamen ironi, Üstelik dramatik... Katılıyorum söylediklerinize... Müzik dinlemek bile müzik yapacak kadar ilham vericidir. İster zılgıt olsun ister arya, ister ağıt olsun ister opera, ister etnik olsun ister senfonik insanın ruhuna dokunur. Bence sanat tanrının insanla konuşma şeklidir. Kim ne derse desin..

  • Maria Puder
    Maria Puder

    Tam 755 tane şiir yazmış. Baktıklarımın içinde bir tane şiir yok. Bunca emek veriyorsunuz da neden hiç yazmaya ara verip öğrenmeye zaman ayırmıyorsunuz? Gerçekten şaşılacak derece de yerinde sayıyorlar, hiç kendi yazdıklarını bir yabancı gözü ile okuyorlar mı? TAM 755 şiir .... Şaşırıp kalmanın tam anlamını yaşıyorum.

  • Maria Puder
    Maria Puder

    Bir deniz atı olsa idim yüzlerce çocuğum olsun isterdim duvar. Ama ne yazık ki aslanlar aslanlar ile evleniyorlar :)))

  • İki Baharın Valsi
    İki Baharın Valsi 10.07.2018 - 13:44

  • İrem Başar
    İrem Başar

    Sayın İlhan,müziğin evrenselliğini tartışmak gerçekten müziği ve onun toplumsal yerini çok da fazla bilmeyenlerin işidir diye düşünüyorum.Yazınızdaki ironiyi anlamayan belki bizi öyle gören insanlara:
    Türküyü köylü,operayı kent soylu ne bileyim arabeski işçi sınıfı dinler diye bir ayırım yapanlar,müziği endüstri haline getirmiş ve bundan kar eden topluluktur.Çoğu zaman bu tarz müzikler belli duygular daha ön plana çıkarılarak yapılır.Örneğin arabesk,özgün müzik vs. peki bu müzikler kötü müdür,asla!

    Müzik her zaman kültürel olarak çok etkili bir güçtür ve okul kitaplarında Tamburi Cemil Bey'ler vs.yer bulur bunun amacı tabiiki tanıtmak bu insanları ve eserlerini ..uzun lafın kısası(zamanım yok..)

    müzik öğrenilmelidir!(enstrüman çalma,müziğin tarihi vs.) ve gerçekten müzik öğrenmek ülkemizin şartlarında pahalı bir uğraş,sonrasında hangi kitle ne dinler çıkıyor ortaya ve çoğu zaman söyleyen insanın da beğenmediği alt yapısı sağlam olmayan onca şey ortaya çıkıyor.
    Hiç bir enstrüman tanımayan müziğin etkisinden bi haber olan insanlar da müzik konusunda belli yönlendirmelere takılmayınız.Sen bunu dinlersin ben de onu..:)

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim





    türkü banarım onların entelliklerine ;))))